Hadisin Akla Arzı

Akla Arzın Anlamı ve Kapsamı

Allah’ın insanlara bahşettiği nimetlerden en büyüğü akıldır. Yaratılıştan verilen bu nimet, zamanla, kazanılan bilgi ve tecrübe­lerle donanımlı hale gelir. İnsanın dinen muhatab kabul edilebilme­si için gerekli ön şartlardan biri sayılan akim korunması için İslam, gerekli tedbirleri almış ve ona zarar verecek her şeyi insanlara ya­saklamıştır. Fıtraten akıllı olan herkeste, hafıza/belleme, hatırlama, dikkat, anlama, mukayese ve düşünme gibi aklî melekeler/fonksiyonlar bulunur.(885)

Bu öneme sahip olan akıl, modernizm ile birlikte sıkça kulla­nılan kavramlar arasında yer almıştır. Modernizm öncesinde akla önem verilmiş ancak bu, sınırlı alanlarda olmuştur. Özellikle dini alanlarda kişiler, bir otorite tarafından hemen susturulabilmişlerdir. Oysa modern insan, otoritenin arkasında da aklî sebepler ara­maktadır. Buna dayanarak, modernizm etkisindeki Müslümanların ortaya attığı, Kur’ân ve sünnetin zahiri manalarının değil, onların arka planında yatan gerçek gayelerinin tesbitinden çıkarılacak yeni sosyal ve siyasal prensipler, yeni bir hayat felsefesi çıkarma faaliyet­lerini yürütmede en önemli fonksiyon akla yüklenmiş, bir anlamda modernizmin hislerin ve hurafelerin esiri olarak değil, aklın hakimiyeti altında hedeflerine ulaşmasının gereğine dikkat çekilmiştir.(886)

Batıda ve İslâm düşünürlerinde akla atfedilen bu değere rağ­men, Bergson gibi bazı batılı düşünür ve filozoflar, akim hakikate ulaşmada tek ölçü olamayacağını savunarak, aklın tek başına hakikati(887) anlamadaki yetersizliğini ifade etmektedirler . Bu endişelerin kaynağı, insanların hislerinin, tecrübelerinin, çevreden aldığı tel­kinlerin de akıl üzerinde etkili olmasıdır. Bu açıdan, bazı yazarlara göre, mahza akıldan bahsedilemez(888).

Klâsik hadîs eserlerinde, bir hadîsin uydurma olduğunu anla­mak için zikredilen prensipler arasında “akıl” da zikredilmektedir(889). Son dönemlerde, modernizmin akla yüklediği konumun da uzantısı olarak, özellikle hadîste çeşitli farklı düşünceler ve yorumlar yapılma­ya başlanmıştır. Bir anlama ve sorgulama çabasının ürünü olan bu düşünceler, bazen bireysel akıl planında ele alınmakta ve öncekin­den daha fazla bir kaos ortamına girilmektedir. Bu durumda akıl, çö­zümleyici olmaktan uzak bir konuma getirilmektedir. Hiçbir değer ve bilgi sınırlaması olmadan “bana göre…’’diye başlayan cümleler ardı ardına sıralanmaktadır.

Neticede varılan sonuçlar, “bana göre” sınır­lamasının dışına çıkamamakta ve onun evrensel bilgi olması, daha baştan akamete uğramaktadır. Başka alanlardaki bu yaklaşımın ne derece İlmî olduğunu ehline bırakarak, hadîs için bu tür yaklaşımla­rın çok sağlıklı olmadığını söylemek gerekir. Zira, hadîste yapılan her aklî yorumun sağlam dayanaklarının olması gerekir. Dinin evrensel ve biraz da akıl üstü unsurlar taşıdığı, her şeyden önce kabullenme­yi (imanı) gerektirdiği düşünülürse, dinin ikinci kaynağı durumunda olan hadîsin aklî yorumlarında da bu unsurların göz önünde bu­lundurulması gerekir. Çünkü din, görülmeyen, tecrübe edilemeyen ve aklın alamayacağı unsurlara imanı ön şart olarak sunmaktadır. Bütün bunları ihmal ederek, bütün hadîsleri mantıkî çözümlemelerle anlamaya çalışanlar, akıllarına ters gibi görünen birçok sahîh hadîsi reddetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar .

Bütün bunlardan dolayı, rivâyetlerin, Hz. Peygamber’e aidiyeti­ni tesbitte aklın rolünün ne olduğu ve bu rolün alan ve sınırının na­sıl belirleneceği, hadîs tenkidinin başladığı andan günümüze kadar bir usûl problemi olarak gündemi işgal etmiştir. Aslında bu sorunun sürekli olarak gündemde kalması, bizzat aklın tanımı ve fonksiyonunda ittifak edilememesi, dolayısıyla sağlıklı bir yöntemin ortaya konulamamasından kaynaklanmaktadır. Zira akla verileri anlam ve fonksiyon kişiden kişiye, kültürden kültüre değişiklik arz etmektedir. Mefhumunda ittifak edilemeyen böyle bir kavram üzerine genel ge­çer bir kuralın bina edilmesi de imkansız gözükmektedir(891).

Bununla beraber, akıl, hadîslerin Hz. Peygambere aidiyetini tesbitte bir kıstas olarak kabul edilmiştir. Ancak akıl, kendisini şen­lendiren bazı öncülleri temel alarak, fonksiyonunu icra etmektedir. Bu öncüller arasında, insanın yaşadığı çevre, ailesi, o zamana ka­dar edinmiş olduğu bilgi birikimi, inandığı din ve mensup olduğu toplumun örfü gibi etmenler yer almaktadır. Akıl, bu öncüllerin kendisini yönlendirmesinden genellikle kurtulamaz. Bunun için bir müslümana göre makul olan bir şey, gayri müslime göre makul olmayabilir.

Diğer taraftan, meselâ Türk toplumunun örfüne göre yetişmiş bir insanın bazı olaylara bakışı ve bunların makul olup olmadığı hususundaki kararı, başka bir milletin örfüne göre yetiş­miş bir insana aykırı gelebilir. Dolayısıyla hadîs metinlerinin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığına hükmetmede aklın önemi kabul edilmekle beraber, “hangi akıl?” sorusu da sorulmalıdır. Zira, deği­şik öncüllerin etkisi altında olan bir kısım insanlara makul gelen bir hadis, diğerlerine göre makul gelmeyebilir.

İnceleme sadedinde bulunduğumuz hadîsle bağlantılı olarak, aklın bu göreceliğinden olsa gerek, klâsik İslâm alimlerinin büyük ço­ğunluğu, recmin varlığını ve makul olduğunu savunurken, Hâriciler ve Mu’tezile bu cezayı kabul etmemektedir. Modern Müslümanlar da bu konuda çok farklı kanaatlara sahiptirler. Bunlardan bir kısmı bunu makul bulurken, bir kısmı akla aykırı bulmaktadır. Bu cezayı akla aykırı bulanlar, çeşitli yorumlarla, bunun İslâmda olamayacağı­nı belirtmektedirler. Kimine göre recm cezası, Kur’ân’da yoktur, dola­yısıyla bu rivâyetlerin kesin biçimde reddedilmesi gerekir(892). Kimine göre, bu ceza Tevrat’ta vardır. Dolayısıyla Rasûlullah Yahûdilerden kendine müracaat edenlere uygulamıştır. Ama daha sonraları, Peygambere ve sahabilerine bir sürü yalan isnâd edilerek dine sokul­muştur.(893) Kimine göre bu ceza sonradan Islama yamanan sanal bir şiddet (894),kimine göre ise bu tür yaklaşımlar, geleneğin yadsınmasının yanlış bir sonucudur.(895)

Bütün bu yorumların aslında, modern dünyanın telkin ettiği öncüllerin şekillendirdiği aklın, me­seleyi akla aykırı bulmasından ve bir şekilde aklileştirme çabasından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Ancak, olaya başka açılardan bakıp aklîleştirenler ve tamamen farklı sonuç­lara varanlar da vardır. Bu durumun bizatihi kendisi bile, rivayetlerin metin tenkidinde, aklın göreceliğini göstermektedir.

Bu genel bilgilerden sonra, örnek hadîs metninin Hz. Peygamber’e aidiyetini tesbit için uygulanan “akla arz” yaklaşımlarından örnekler sunmak uygun olacaktır.

Prof.Dr.Selçuk Coşkun – Hadise Bütüncül Bakış,ifav,syf;255-258

Dipnotlar: 

(885)- Hadîslerde akıl ve aklî melekeler için bkz. Coşkun, Selçuk, Bir Eğitimci Olarak Hz. Feygambar’in insan Anlayışı, Ekev Yayınları, Erzurum tsz., ss. 80-85, 264-276..

(886)-Hatiboğlu, İbrahim, İslamda Yenilenme Düşüncesi Açısından Modernistlerin Sünnet Anlayışı,İstanbul 1996 (Basılmamış Doktora Tezi), s. 137 (Tunaya, Zafer Tarık, İslamcılık Akımı,2,b., İstanbul 1991, s. 240’tan naklen)

(887)-Hatiboğlu, a.g.e., s. 137-138 (Erol Güngör, Modernizm Karşısında İslam, MEK, Yıl:2, No: 5, Aralık 1979, s. 82-99’dan naklen).

888- Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, s. 75.

889- Bkz. A’zamî, Menhecu’n-Nakd, 81.

890- Görmez, a.g.e, s. 252.

891- Ünal, Yavuz, “Rivayetlerin Hz. Peygamber’e Aidiyetini Tesbitte Aklın Rolü”,Hadîsin Dünü Bugünü ile Geleceği Sempozyumu, Samsun 1993, s. 163.

892- Watt, a.g.m., s. 89.

893- Bkz. Öztürk, Kurandaki İslam, s. 609.

894- Kırbaşoğlu, Hayri, ‘İslama Yamanan Sanal Şiddet: Recm ve İrtida1 Meselesi”, İslamiyat, V (2002), Sayı: 1, ss. 125-132.

895- Bkz. İitaş, Davut, “Yadsınan Gelenek “İslam’a Yamanan Sanal Şiddet Recm ve İrtidat Meselesi” Yazısı Üzerine Bazı Eleştirel Mülahazalar”, Marife Yıl: 3, Sayı: 1, Bahar 2003, ss. 217-227.

896- Dönmezer, Sulhi – Erman, Sahir, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul 1994, II, 544.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*