Hadis Kitaplarında Bulunan Her Hadisle Amel Edilebilir mi?

Üçüncü Soru:

Ahkâm konusunda, iyice araştırma yapmaksızın hadis ki­taplarında yer alan hadislerin tamamı delil olarak kullanılabilir mi? İkinci bir soru da delil olarak kullanılabilecek hadisle kulla­nılamayacak hadisi ayırt eden şey nedir?

Cevap:

Daha önce geçtiği üzere(1) adı geçen hadis kitapları, sahih, hasen ve zayıf türünden her türlü hadisi kapsamaktadır. Ahkâm konusunda(2) zikri geçen ve benzeri hadis kitaplarında yer alan hadislerin tamamı, sahihini zayıfından ayırt edebilecek derin bir vukufiyet sahibi olunmaksızın delil olarak kullanılmaz.

Mutlaka, sahih li zatihi veya sahih li gayrihi, ya da hasen li zatihi ile hasen li gayrihi olan hadislerle, zayıf hadislerin bütün çeşitleri arasında ayırım yapıp(3) birinci kategorideki hadislerle amel etmek diğerleri ile ise amel etmemek gerekir. Bu ayırımı yapacak olan kişi, kendi zannına göre hasen veya sahih olan ha­disi alır ve sonra kendilerine güvenilen tenkitçilerin açıklamala­rına müracaat eder. Eğer kendisi bu işin uzmanı ise, hadisi bizzat kendisi tenkit eder. Eğer hadis hakkında herhangi bir açıklama bulamazsa o takdirde tavakkuf eder.(4)

Zekeriya el-Ensârî, Fethu’l-Bâkî Şerhu Elfiyeti’l-Irâkî(5) isim­li şerhinde şu bilgilere yer verir: “Bir kişi, Sünen veya Müsnedler- de yer alan herhangi bir hadisi delil olarak kullanmak istediği zaman, eğer kendisi delil olarak kullanılabilecek hadisle kullanı­lamayacak hadis arasında ayırım yapmasına yardım edecek do­nanıma sahipse, bu takdirde söz konusu hadisin isnâdının mut­tasıl olup olmadığına ve ravilerinin durumlarına bakmadan onu delil olarak kullanamaz. Eğer kendisi bu işin uzmanı değilse, söz konusu hadisi sahih veya hasen kabul eden bir âlim bulursa onu taklit eder. Eğer bulamazsa, hadisi delil olarak kullanmaz.”

İbn Teymiye, Minhâcu s-Sünne(6) isimli eserinde şu bilgileri verir: “Nakledilen haberlerin birçoğu doğru olduğu gibi birçoğu da yalan olabilmektedir. Nahiv ile ilgili konularda nahivcilere, dille ilgili konularda dil bilginlerine, yine şiir ve tıp konularında da ilgili âlimlere başvurulduğu gibi, doğru ve yalan haber içeren bu rivayetlerin birbirinden ayırt edilmesinde de hadisçilere baş­vurulmalıdır. Her ilmin onu bilmekle tanınan âlimleri vardır. Bu âlimler arasında hadis âlimleri ise en değerlileri, en doğru sözlü olanları, konumları en yüce olan ve en fazla dindar olan- larıdır.”

İbn Teymiye aynı eserinin başka bir yerinde ise155 şöyle de­mektedir: “Şayet iki fakih feri meselelerden bir mesele üzerinde tartışsa; tartışan taraflardan birinin delili, sened olarak müsned olduğu bilinen ya da bu konuda kendisine müracaat edilen bir kimsenin sahih kabul ettiği bir hadis ise, o zaman bu hadis de­lil olur. Eğer hadisin isnâdı bilinmezse veya hadisçilerden söz konusu hadisi sahih kabul eden bir kimse olmazsa, bu takdirde hadisin sahih olduğu nereden bilinecek?”

Tibî, Hülâsâ isimli eserinde şöyle der: “Bilmiş ol ki, hadis üç kısma ayrılır. Bunlar:

1- Hadis imamlarının hakkında sahih dedikleri inanılması gerekli olan hadisler,

2- Hadis imamlarının haklarında yalan olduğunu belirttik­leri ve reddedilmesi gerekli olan hadisler,

3- Diğer haberlerde olduğu gibi doğru ve yalan olma ihtimali olan ve hakkında tevakkuf etmek vacip olan hadisler. Bu kısmda yer alan hadislerin tamamının yalan haber olması makul bir de­ğildir. Çünkü genellikle ravilerinin çokluğu ve farklılığı sebebiy­le birçok haberin yalan olarak kabul edilmesine mani olmakta­dır. Bu haberlerinin tamamının da doğru olması düşünülemez. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) “Benden sonra -benim ağzımdan- söy­lemediklerim yalan yere bana atfedilecektir”(8) buyurmuştur.

îbnu s-Salâh, Mukaddime(9)sinde şöyle demektedir: “Buharî ve Müslim de yer alan hadislerin dışında yer alan sahih hadis­leri elde etmek isteyen kişi bu hadisleri güvenilir, içerisinde yer alan hadislerin sahih olduğu belirtilerek hadis âlimleri arasında şöhret bulmuş, Ebû Davûd, Tirmizî, Nesâî, îbn Huzeyme, Dâre- kutnî ve daha başka âlimlerin kitaplarında aramalıdır. İçerisin­de sahih ve sahih olmayan hadis içermesinden dolayı hadislerin sadece Ebû Davûd, Tirmizî, Nesâî nin eserlerinde yer alması o hadisin sahih olması için yeterli değildir. -îbn Huzeyme gibi- eserlerinde sadece sahih hadisleri toplama şartını koşan kimse­lerin eserlerinde bulunması, hadisin sıhhati için yeterlidir.”(10)

Keza, Buharı ve Müslim’in Sahih’leri üzerine yapılan Ebû Avâne el-İsfereyânî, Ebû Bekr el-lsmâlî, Ebû Bekr el-Berkânî ve bunların dışındaki âlimlerin Mustahraç türü eserlerinde yer alan hadisler için de aynı durum söz konusudur.

İbnu’s-Salâh yine Mukaddime de(11) şu bilgilere yer verir: “Ha­dis cüzlerinde veya başka yerlerde rivayet edilip, Sahîhayn da yer almayan sahih isnâdlı bir hadis bulsak; meşhûr ve kendilerine güvenilen hadis imamlarının eserlerinin herhangi birinde de söz konusu hadisin sıhhati hakkında bir şey söylenmemiş olsun. Biz bu hadisin sahih olduğu yönünde kesin bir hüküm vermeye ce­saret edemeyiz. Nitekim zamanımızda, sadece isnâdları nazar-ı itibara alarak bir hadisin sahih olduğunu -bu konuda herhangi bir bilgiye ihtiyaç hissetmeden- yalnız başına bilmek imkânsızlaşmıştır.(12)

Zira hiçbir isnâd yoktur ki ricâlinde hıfz, zabt ve itkan gibi, sahih hadis için bulunması gereken şartları taşımayan ama ki­tabında bu tür ravilere güvenerek rivayette bulunulan kişiler bulmayasın, öyleyse, sahih ve hasen hadisleri bilmek ancak şöhretinden dolayı tahrif ve tağyir olmadığına inanılan meşhûr, güvenilir hadis kitaplarındaki hadis imamlarının yazdıklarına güvenmeye kaldı.”

Îbnus-Salâh’ın müteahhir asırlarda hadislerin tashih ve tadif konusu dışında diğer düşünceleri, kendisinden sonra gelen­leri etkilemiş ancak kendisinden sonra gelen âlimlerin hepsi ha­dislerin tashih ve tadifi konusunda ona muhalefet etmişlerdir.(13)
Irakî, Şerhul-Elfiye(14) isimli eserinde şunları söylemiştir: “Daha önce geçtiği gibi, Buharî ve Müslim sahih hadislerin ta­mamını toplamamışlardır. Sanki İbnu s-Salâh bu ifadesi ile Bu­harî ve Müslim’in tahriç etmedikleri diğer sahih hadisler nasıl bilinir? demek istemiştir. O, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî, Beyhakî, Dârekutnî, Hattabî gibi eserlerine güvenilen hadisçilerin, hadisin hakkında -sahihtir- dedikleri hadisleri al! demiş ve sa­hih hadislerle ilgili konuyu böylece sınırlandırmıştır. Hâlbuki ben onun gibi sınırlandırmıyorum.

Bilakis bu âlimlerin eserle­rinin dışında sahih bir tarikle kendilerine ulaşan ve hakkında âlimlerin “sahihtir” dedikleri hadis veya Yahya b Saîd el-Kattân, İbn Maîn ve benzeri âlimler gibi, bilinen meşhûr bir kitabı ol­madığı halde, kendilerine ulaşan bazı hadisleri kabul etmişlerse bu hadisler de sahihtir. Bu konuda doğru olan hüküm de budur. İbnu s-Salâh tashihi yukarıda ismi geçen eserlerle sınırlamıştır.

Çünkü o, bu zamanda hiç kimsenin hadisleri tashih edeme­yeceğine inanmaktadır. Bunun içindir ki meşhûr bir eser olma­dıkça hadisin senedinin sıhhatine güvenmemektedir. Bu konuya daha sonra değinilecektir. Sahih hadisler yine; İbn Huzeyme nin, İbn Hıbbânın -et-Tekâsim vel-Enva- olarak isimlendirdiği Sa­hih’i ve Hâkim’in Müstedrek ala’s-Sahihaynı gibi, yalnızca sahih hadislere tahsis edilmiş kitaplardan alınabilir. Keza, Sahihayn üzerine yapılmış, sıhhatinde şüphe olmayan ancak bu iki esere alınmamış, tamamlayıcı veya ziyade olan hadislerin bulunduğu Sahihayn üzerine yapılmış Müstahrac türü eserlerde de bulunan sahih hadisler de alınır.”

Daha sonra Irakî(15), Îbnus-Salâh’tan bu asırda hadislerin tas­hih edileyemiyeceğine dair sözleri ile Nevevînin hadisleri tashih edilebileceğine dair cevazını nakleder ve şunları söyler: “Ehl-i hadis Nevevînin sözüyle amel etmiştir. İbnu’s-Salâh’ın muasır­larından birçok kişi ve ondan sonra gelen asırlarda Ebu’l-Hasan b. el-Kattân, Ziya el-Makdisî, Zeki Abdi’l-Azîm el-Münzirî gibi birçok âlim daha önce tashih edilmeyen hadisleri tashih etmiş­lerdir.”

İbn Cemâa, Muhtasarında İbnu’s-Salâh’ın, hadisin tashih edilmesinin imkânsızlığına dair sözlerini naklettikten sonra şöyle der: “Zann-ı galible birlikte, mütekaddim âlimlerin bütün gayret ve araştırmalarına rağmen ihmal ettikleri bazı hadislerin varlığı kabul edilse, bu asırda hadisleri tashih etme ehliyetine sa­hip ve bunu yapacak kudrette ulaşan bir kişi bu hadisleri tashih edebilir.”

Nevevî, Takrîb(16)’de: “Bana göre en doğru görüş: “Kim hadisi tashih veya tad’if edebilecek kabiliyette ve bilgisi de derin ise bu işi yapabilecektir” diyerek, hadisin sonraki asırlarda tashih edi­lebileceğini söyler.

Suyûtî ise Tedrîb(17)te, Irakînin şöyle söylediğini nakletmekte­dir: “Bu iş ehl-i hadisin işidir. Biz müteahhir âlimlerden bir gurup âlimin, daha önceki âlimlerin tashih etmedikleri hadisleri tashih ettiklerine rastlamaktayız. Böyle tashih işlemi yapanlardan bi­risi de, İbnus-Salâh’ın çağdaşlarından el-Vehm ve’l-Ihâm sahibi Ebu’l-Hasen Ali b. Abdi’l-Melik b. el-Kattân dır. Bezzâr’ın tahriç et­tiği, lbn Ömer’in: “Peygamber (s.a.v), abdest alıyordu ve ayakkabıları da ayağındaydı.” şeklindeki rivayetini tashih etmiştir. Yine Kâsım b.Esbağın tahriç ettiği “Peygamber (s.a.v.)m ashabı namaz vaktini yan üzeri yatmış bir şekilde beklerlerdi. Kimileri bu halde iken uyur, sonra namaza kalkarlardı’ şeklinde Enes’ten yapmış olduğu rivayeti tas­hih etmiştir. Yine İbnus-Salâh ın muasırlarından Hafız Ziyauddin b. Abdi’l-Vâhid el-Makdisî el-Muhtâre isimli eserinde sahih hadis­leri bir araya getirmeye çalışmıştır.(18)

O, bu eserinin içerisine daha önce sahih olarak geçmeyen hadisleri de almıştır. Hafız Zekiyuddin el-Münzirî, Yunus-Zührî-Saîd ve Ebî Seleme-Ebû Hureyre tariki ile Peygamber (s.a.v)in- gelmiş geçmiş günahlarının bağışlanacağına ’ dair hadisi tashih etmiştir. Bu tabakanın peşinden gelen tabakada Hafız ed-Dimyâtî, Câbir’in rivayet ettiği: “Zemzem suyu ne niyet için içilirse ona faydalıdır.” hadisini tashih etmiştir. Ondan sonra gelen tabakadan Takiyuddin es-Subkî de İbn Ömer’in ziyaret hadisini (19)tashih etmiştir. Bu hususta ehliyetli kişiler bu sahada bıkmadan usanmadan(20) çalışmalarına devam etmektedirler.”

Sonra Suyûtî(21), İbn Hacer’in: “Müsned ve Sünen gibi hadis kitaplarının meşhûr olmalarından ve bu eserlerin müelliflerine karşı iyi niyetten dolayı, eserlerinde yer alan hadislerin isnâdına ihtiyaç duyulmayan meşhûr hadis kitaplarında yer almalarına gelince; bu eser sahiplerinden herhangi bir müellif bir hadis rivayet ettiğinde; rivayet etmiş olduğu bu hadiste sıhhat şartları topluca bulunsa, hadiste de güvenilir bir muhaddis tarafından herhangi bir illet de görülmese, mutekaddim âlimleri velev ki bu hadis hakkında bir hüküm söylememiş olsalar bile hadisin sıhhatine hükmedilir” dediğini nakleder.

Suyûtî sözlerini daha sonra şöyle sürdürür: “Hadisleri tashih etme konusu dışında; İbnu s-Salâha ne musannif İbn Hacer ne de ondan sonra gelip de İbnus-Salâh’ı ihtisar eden İbn Cemâa ve diğer ihtisar sahipleri, ne Elfiye de Irakî ne de Bulkînî -tas­hih konusu hariç- gibi hiçbir âlim itiraz etmemiş ve hadisi ha- sen yapma konusunda da susmuşlardır. Bu konuda ben şunları söylerim: Hadisin tashihine cevaz vermeyen kişinin tashihine cevaz vermesi ihtimal dâhilindedir. Mizzî, hadis âlimlerince za­yıf olduğu açıklanmış olmasına rağmen “İlim öğrenmek farzdır’ hadisini hasen yapmıştır. Birçok hadis âlimi, hadisçilerin zayıf olduğunu belirtmelerine rağmen bazı hadisleri zayıflıktan kur­tarıp hasen hadis yapmışlardır.(22) Sonra ben, İbnus-Salâh’ın sö­zünü derinlemesine düşününce, onun hadis tashihi ile tahsinini ayırt etmediğini gördüm.”(23)

Suyûtî daha sonra sözlerini şöyle sürdürür: “Sözün özü şu­dur: Öncekiler hadisin tashihi konusunda aynı düşünmeseler de Îbnu’s-Salâh, son devir âlimlerinin ehliyet yetersizliğinden hadi­si tashih, tahsin ve tad’if etmelerini uygun görmemiştir. Öyleyse hadis hakkında uydurma olduğu yönünde hüküm verilmenin yasak olması daha elzemdir. Ancak mevzu olduğu apaçık olan uzun ve gülünç hadislere uydurma hükmünü verme bundan istisna edilmiştir. Çünkü bu hadisler hem akla hem de icmaya aykırıdır. Ancak muteber rivayetler görüldüğü takdirde hadise mütevatir veya meşhûr hükmü verilebilir.”(24)

Kaynak:Abdulhay El-Leknevi – Temel Hadis Meseleleri,syf:107-119

Tahkik eden:Abdulfettah Ebu Gudde

Çevirmen:Doç.Dr.Harun Reşid Demirel

Hüner Yayınları

Dipnotlar:

(1)-Müellif, siyer, fedâil-i Ali ve benzeri konularda da iyice araştırma yapılma maksızın hadis kitaplarında yer alan her hadisi delil olarak kullanılmasından sakındırmaktadır. Müellifin konuyla ilgili sözleri (s. 23-34)’de geçmişti.

(2)- Yani ikinci sorunun cevabı kastedilmektedir, (s. 36-64) arasında geçmişti.

(3)-Yani bu âlim, sahih hadisle zayıf hadisi birbirinden ayırmaktadır.

(4)-İbn Hacer dedi ki: Sünenü Erbaa’dan özellikle de Sünenü îbn Mace’den, Mu­sannaf Abdirrezzak ve îbn Ebi Şeybe den veya Müsned türü hadis eserlerin­den bir hadisle ihticac etmek istese bu oldukça sıkıntılıdır. Zira bu eserlerin müellifleri sadece sahih ve hasen hadisleri toplamayı şart koşmamışlardır. Bu eserlerden istifade edecek kişi eğer hadisin naklinde ve tashihinde ehil ise» kapsamlı bir şekilde araştırmaksızın bu iki tür hadis eserlerinden hadisleri delil olarak kullanamaz. Eğer bu işin ehli değilse, hadisleri sahih veya ha­sen yapabilen, bu işten anlayan birisini bulursa onu taklit eder. Böyle birisini bulamazsa o vakit bu kitapların hadisleri ile ihticac etmeye kalkışmaz. Eğer böyle bir işe kalkışırsa gece odun toplayan kişi gibi olur, böylece kendisiyle ihticac edilemeyen bir hadisle ihticac eder de haberi bile olmaz!”

(5)-Zekeriya el-Ensârî, Fethul-Bakî Şerhu Elfiyeti’l-Irâkî, 1/107.

(6)- İbn Teymiye, Minhâcus-Sünne, IV/10.

(7)-İbn Teymiye, Minhâcus-Sünne, IV/81.

(8)- İbn Kesîr, hadisi bu şekliyle İhtisâru Ulûmıl-Hadîs isimli eserinde (s. 80)’de 21. çeşit başlığı altında bu şekliyle rivayet etmiştir. Kitabı tahkik eden Ahmed Muhammed Şakir de hadis hakkında her hangi bir açıklamada bulun­mamıştır! Bu hadisi uzun uzun araştırmama rağmen yine de bulamadım. Daha sonra Aclunî’nin Keşfu’l-Hafâ ve Mezîlu’l-lbâs Amma îştehere Minel-Ehâdisin-Nâs isimli eserinde (I/465)’de “Bana yalan isnad edecekler” şeklinde buldum. Îbnu’l-Mulakkan, Tahricu Ehâdisi’l-Beydavî’de hadisi bu şekliyle görmediğini söylemektedir. Evet, Sahîh-i Müslim’in baş kısımlarında (I/78)’de Ebû Hureyre’den ‘Ahir zamanda yalancı deccaller türeyecektir. Sizlere ne sîzlerin ne de babalarınızın duymadıkları hadisleri rivayet edeceklerdir. Sizi ve onları uyarıyorum. Sizleri sapıklığa ve fitneye düşürmesinler!n rivayet edilmektedir. Ben daha sonra allâme Celâlettin el-Muhallî nin, Subki’nin Cem u l-Cevâmi isimli eserine yazmış olduğu şerhin sünnet bölümünde,(11/81) de musannifin dediği gibi “bu hadis bilinmemektedir” diyerek dikkat çektiğini gördüm.”

(9)- îbnu s-Salâh, Mukaddime, s. 16.

(10)-Dedim ki: Bu sözü iyice incelemek gerek. İbnus-Salâh’ın bu ifadesi Îbn Hıb- bânın Sahih’ine de şamildir. Kendisi bizzat Mukaddime’sinde (s.18)’de Hâkim’in el-Müstedrek Ala’s-Sahîhayn isimli eseri hakkında konuşurken: “Hâkim’in sahih hadisin şartı konusunda fazlaca müsamahalı ve hadise sahih hükmü vermede mütesahildir. Tesahül/tolerans konusunda îbn Hıbbân da ona benzer” demektedir.
İbnu’s-Salâh’ın “İbn Huzeyme nin kitabı gibi sahih hadisleri toplama şartını ileri süren kitaplardın içerdiği hadislerin tamamı sahihtir, şeklindeki genel ifadesi kabul edilebilir değildir.

Sonra -yazarlarınca sahih hadislerin toplanmasının şart koşulduğu- bu ki­taplar, Kütüb-i Sitte kitapları gibi; âlimlerin ellerinde dolaşıp içerisinde yer alan hadisleri, münekkit âlimlerce yakından incelenmiş ve tenkit edilip, sahih olup olmadıkları kabul edilmiş kitaplar değildir. Îbnu’s-Salâh’ın bu şe­kildeki genel ifadesi kabul edilebilir bir şey değildir.

Nasıl olur? Suyûtî nin en son kitabı et-Taakkubât ala’l-Mevdûât (s.74)’da açıkladığı gibi, Îbnu’l-Cevzî, Mevzûât’ım, İbn Huzeyme ve îbn Hıbbânın Sahih’lerinde yer alan birçok hadisi almıştır. Buna dair nakiller, Leknevî’nin Îbnu’l-Cevzînin sertliğine dair sözlerinde şerh olarak gelecektir. Suyûtî, her ne kadar el-Leâli’l-Masnûa isimli eserinde, Îbnu’l-Cevzî’nin mevzû dedikleri bu hadisleri sahîh yapmak için uğraşsa da Îbnu’s-Salâh’ın: “îbn Huzeymenin Sahih’indeki hadisler sahihtir.” şeklindeki ifadeye rağmen, mutlak manada bu hadislerin sıhhatini yaralamaktan kurtaramamaktadır.
îbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye (II/100)’de, îbn Hıbbân’ın Sahih’inden bir hadis rivayet ettikten sonra “Bu hadisi İbn Hıbbân tashih etse de oldukça tuhaf bir hadistir” der.

İbnu’s-Salâh, îbn Huzeymeyi tezkiye etse de işte sana örnek olmak üzere onun Sahih’inde üç tane zayıf hadis:

Birinci Hadis: îbn Hacer, Fethu’l-Bârî’de “Parmakları mescitte ve daha başka yerde çıtlatmak” babında (I/468)’de Ka’b b. Ücre’nin Peygamber (s.a.v)’den “Sizden biriniz abdest alıp sonra mescide gelirse namazda iken parmaklarını çıtlatmasın!” şeklinde rivayet ettiği bu hadis hakkında: “Hadisi F.bû Davud Sünende, îbn Hıbbân, ve îbn Huzeyme Sahihlerinde rivayet etmişlerdir, de­dikten sonra isnâdında problem vardır, bundan dolayı bazı hadis âlimleri, hadisi zayıf olarak kabul etmişlerdir” der.

Şevkânî, Neylu’l-Evtâr (II/282)’de bu hadisi yorumlarken şu bilgileri verir:

“Tirmizî’deki isnadında bilinmeyen birisi vardır. Bu meçhûl ravi de Ka’b. Ücre’den rivayette bulunmuştur. Ebû Davud bu meçhûl şahsı künyelendirmiş ve Sa’d b. İshâk tariki ile rivayette bulunarak: bize Ebû Sümâme el-Han- nât, Ka’b’dan rivayet etmiştir. İbn Hıbbân bu şahsı Sikât’da zikretmiş ve ken­disinden rivayette bulunmuştur.”

Hocalarımızın hocası allâme Ahmet el-Ensârî el-Hindî Bezlul-Mechûd fî Halli Ebî Davud isimli eserde (I/317)’de şöyle der: “îbn Hacer, Takrîb’te: Ebû Sümâme, Hicazlı, meçhûlu’l-hal birisidir, Tehzîbu’t-Tehîb’te de Dârekut- nî’nin “Bilinmeyen birisidir, terk edilir.” dediğini söyler.”

Münâvî, Feydul-Kadîr de bu hadisin senedi hakkında (I/322)’de konuşurken, Zehebî’nin, Mizân’da Ebû Sümâme hakkında; “Bilinmeyen birisidir, onun Ka’b b. Ücre’den yapmış olduğu rivayet münkerdir. Bunun içindir ki Suyûtî bu hadise zayıftır, şeklinde işaret koymuştur.” şeklindeki sözünü nakleder.

Bu konuda gelen ikinci ve üçüncü hadise gelince, allâme Muhammed Abdu’r-Reşîd en-Numanî el-Hindî, Muhammed Muîn es-Sindî’nin Dırâsâtu’l-Lebîb fi’l-Üsveti’l-Haseneti’l-Lebîb isimli eserine yapmış oldu­ğu yorumda (s.143)’de şunları söyler: “Sahih İbn Huzeyme, İbn Hacer’in yaşadığı dönemden önce kaybolan kitaplardandır. Eserinin sadece dört­te biri geriye kalmıştır. Bunu; İbnu’l-Fehdi’l-Mekkî, Lahzu’l-Elhâz bi-Zeyli Tabakâti’l-Huffâz (s. 333)’da, İbn Hacer’in biyografisinde açıklamaktadır. Sehâvî, Fethu’l-Mugîs (s.13)’de İbn Huzeyme’nin Sahih’inin büyük bir bölü­münün kaybolduğunu söyler.”

İkinci Hadis, Kesîr b. Abdillah babasından o da dedesinden şöyle bir hadis rivayet eder: Peygamber (s.a.v.)’e “Arınmış olan saadete erecektir. (A la, 87/14) ayeti soruldu, O (s.a.v.) da uFıtır sadakası için nazil oldu.” buyurdular, hadisi­ni İbn Huzeyme Sahih’inde rivayet etmektedir. Münâvî, et-Tergîb ve’t-Terhîb (II/275)’de konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Kesîr b. Abdillah çok zayıf birisidir.” Ve yine aynı eserin (II/14)’de “Kesîr b. Abdillah çok çok zayıf biri­sidir. Tirmizî kendisini tahsin etmiş ve ondan gelen “Müslümanlar arasında sulh caizdir.” hadisini de sahîh olarak kabul etmiştir. Hadis âlimleri kendisi­ni bu hadisi sahîh ve şahsı da iyi görmesinden dolayı tenkit etmişlerdir” de­mektedir. îbn Hıbbân: “Kesîr b. Abdillah’ın babası/dedesi tariki ile uydurma bir nüshası vardır” sözünü; Zehebî, Mizânu’l-İ’tidâl (II/355)’de nakletmiş ve yukarıda zikri geçen hadisi de, Kesîr b. Abdillah’ın münker hadislerinden saymıştır.

Üçüncü Hadis, Ömer b. Ebî Hes’am, Yahya b. Ebî Kesîr’den o Ebû Seleme’den o da Ebû Hureyre’den Peygamber (s.a.v.)’in: “Kim akşamdan sonra namaz aralarında kötü söz konuşmaksızın altı rekât namaz kılarsa bu namaz 12 sene­lik ibadete denk olur.” dediğini rivayet eder. îbn Huzeyme bu hadisi Sahih’in­de rivayet eder.
Zehebî, Mizân’da Ömer b. Abdillah’ın biyografisinde (II/264)’de: “Buharî, onun hakkında: münkerü 1-hadis, zâhib” ve: “Bu hadis onun münker hadıslerindendir.” dedjğini, Makdisî’nin de Tezkiretu’l-Mevzûat (s.89)’da onun hakkında Mirek’in;” hadisçilerin icmâsıyla zayıf birisidir”, sözünü rivayet eder.

İbn Hacer, Tehzibu’t-Tehzîb (VII/468)’de onun biyografisinde: “Tirmizî Buharî’nin, Ömer b. Abdillah için: “zayıf hadis, zâhib” dediğini ve çok zayıf gördüğünü; Berzâî, Ebû Zur’a’nın: “Vâhi’l-hadis, Yahya b. Ebî Kesir’in 500 hadisinden üç hadis rivayet etmiş hepsini de ifsat etmiştir.” îbn Adiyy’in dr “Münkerül-hadis, hadislerine tabi olunmaz.” dediklerini nakleder, îbn Hacer Tehzîbu’t-Tchzîb’te Ömer b. Raşid’in biyografisinde (VII/446)’da şöyle der: “Onun hakkında; İbn Hıbbân, Ömer b. Raşid’e Ömer b. Abdillah b. Ebî Hes’am da denir. Hadis uyduran birisidir. Bu gibi adamları yermenin dışında isimlerini anmak bile helal değildir.” demiş,İsbehani de bu şahsın Ömer b. Abdillah olduğunu söyleyerek bu hususta İbn Hıbbân’a muvafakat etmiştir. Ancak Dârekutnî: “îbn Hıbbân karıştırıyor. Ömer b. Raşid ile Ömer b. Abdillah, farklı farklı kişilerdir.” demiştir.”

Suyûtî, mezkûr 3. hadisi el-Câmius-Sagîr’de Tirmizî ve İbn Mâce’dcn rivayet eder. Kitabın şârihi Münâvî, (VI/167)’de: “Tirmizî, hadis hakkında “zayıf, garib” demiştir. Çünkü hadisin senedinde Ömer b. Ebî Hes’am vardır.” de­dikten sonra, bu konuda yukarıda verilen Buharî ve îbn Hıbbân’ın sözlerini rivayet eder.

Eğer bu üç hadis, İbn Huzeyme’nin Sahih’inde varsa, bunların benzerleri­nin de olması kaçınılmazdır. Nasıl olurda hadisin sıhhatine hükmetmek için mücerret olarak müellifleri tarafından sahîh hadis toplama şartını koymaları yeter, sözü doğru olur?

San’ânî, Tavdîhul-Efkâr (I/64)’de Îbnu’s-Salâh ve ona bu hususta tabi olanla­rın sözlerini incelemiş ve şöyle demiştir: “İbnu’n-Nahvî, el-Bedru’l-Münîr’de der ki; “îbn Hıbbân’ın Sahih’indeki hadislerin birçoğu, hocası îbn Huzey­me’nin Sahih’inden alınmıştır. Bir farkla ki, Îbnu’s-Salâh, îbn Hıbbân’ın Sahih1 ine verilen hüküm açısından Hâkim’in Müstedrek’ine yakındır, de­mektedir. İbn Hacer el-Heytemî, Fihris’te Hâkim’in, İbn Hıbbân hakkında: “Meçhûl ravilerden rivayette bulunurdu. Çünkü o yöntemi gereği hasen hadisleri, sahîh hadislerden kabul ederdi.” sözünü nakletmiştir. el-lmâd b. Kesîr de yine bu konuda şunu nakleder: “İbn Hıbbân ve îbn Huzeyme, ha­diste sıhhat konusuna dikkat etmişlerdir ve senet ve metin açısından Müstedrek’ten üstündürler. Her ne olursa olsun, içtihat ehlinden olan kişinin, îbn Hıbbân ve İbn Huzeyme ve onları kendilerine örnek alanları taklit etmemesi gerekir. Öyle hadisler var ki îbn Huzeyme, hasen derecesine ulaşmadığı halde o hadisler hakkında sahîh olarak hükmetmiştir.”

San’ânî, daha sonra: “Ge rek Îbnu’s-Salâh gerekse ona tabi olanların bu konuda söyledikleri genel bir hüküm olarak alınmaz” der. Sahîh îbn Huzeyme ile ilgili olarak bir başka düşünce de onun birçok kısmının kaybolduğudur. Hocamız el Kevseri Makalâtul-Kevseri (s.50)’de “îbn Huzeyme’nin Kitabut-Tevhid’i Sahih’inin bir bölümü sayılmaktadır.” demektedir. Bu eser Mısır’da 1353/1934’ de Müniriye matbaasında basılmıştır.

Mübârekfûrî’nin Tuhfetul-Ahvezi isimli esrinin mukaddimesinde (s.50) de şu bilgiler yer almaktadır: “Bilesin ki Sahih îbn Huzeyme’nin nesih hattıyla bir nüshası Berlin kütüphanesinde bulunmaktadır. Kitapla alakalı olarak îbn Hacer’in faydalı bir yorumu bulunmaktadır. 2. ve 3. ciltler tanı olup, l. ciltte bazı eksik yerler bulunmaktadır. Doğruluğunu Allah bilir.”

(11)- İbnu’s-Salâh, Mukaddime, s. 12.

(12)- İbnu’s-Salâh; müteahhir âlimlerin bir hadisi tashih etmelerine engel olmak­la meşhur olmuş birisidir. Bir gurup âlim ona bu hususta muhalefet ederek; bu konudaki uzmanlığı belli olan müteahhir hadis âlimlerinin, hadisi tashih etmelerine cevaz vermişlerdir. İbnu’s-Salâh, bunu ilerleyen sayfalarda zikredecektir.

Ben; hocam Abdullah b. es-Sıddık el-Gumarî’ye, Mısır’da 1368/1949 sene­sinde Mukaddimeyi okurken, Îbnu’s-Salâh’ın yukarıdaki ifadelerine gelince bu görüşü yani, hadisin tashih ve tahsin edilmesi ne zaman bitti? diye sor­dum. Hocam dedi ki: Yaklaşık bu durum H. 5. asrın ortalarında bitti. Bu asır; Beyhakî, Ebû Nuaym ve İbn Mende’nin içinde bulundukları asırdır. Artık bu asırdan sonra muhaddisin kendisinden önceki kitap ve cüzlerden vasıta­sız olarak, hadisi senetle rivayet şekli bitmiştir. Mesela Beyhakî, kendisinden önce telif edilmiş kitaplarda olmayan Peygamber (s.a.v.)’e isnâd edilen bir hadis rivayet etmiş olsa o bu rivayetiyle teferrüd etmiş olur. Bu manada 5. asırdan sonra az da olsa Ziyâ el-Makdisî’nin Muhtâre, İbn Asakîr’in Târihu Dimeşk ında bu şekilde hadisler bulunmaktadır. Bu ikisinin eserlerinde bu­lunan hadisler diğer kitaplarda bulunmadıkları için Makdisî ve İbn Asakîr teferrüd etmişlerdir.

(13)-îbn Hacer şunları söyler: “İbnu’s-Salâh’ın bu sözleri, mutekaddim âlimlerin tashih ettikleri hadisleri kabul ve müteahhir âlimlerin tashih ettiklerini ret etmeyi gerektirir. İbnus-Salâh’ın bu düşüncesi ise; bazen sahih olan bir ha­disin reddini ve sahih olmayanın hadisin de sahih olduğunu kabul etmenin gerekli olduğunu düşündürmektedir. Nice hadisler vardır ki mütekaddim âlimler hadisin sahih olduğu yönünde görüş bildirmişlerken sonradan gelen müteahhir âlimler hadisin sıhhatine mani olacak bir illet görmüşlerdir, özel­likle de İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân gibi, mütekaddim âlimlerden olup da sahih hadisle hasen hadisi tefrik etmeyenlerden ise.” Suyûtî, Tedrîb (s.82)’de bu bilgileri nakletmiştir. Müellif bu bilgileri “Dördüncü Soru” nun cevabında söyleyecektir.

(14)- Iraki, Şerhu Elfiye, 1/52.

(15)– Irakî, Şerhu Elfiye, 1/66.

(16)- Nevevi, et-Takrib bi Şerhi’t-Tedrîb, s. 79.

(17)- Suyûti, Tedrîb, s. 79.

(18)- er-Risâletu’l-Mustatrafe isimli eserde, kitabın tam ismi el-Ehâdisu’l-Ciyâd el-Muhtâre Mimmâ Leyse fi’s-Sahîheyn Ev Ehadihimâ olarak geçmektedir. Daha önce hadisin bir kısmı hakkında dipnotta bilgi vermiştim. Diğer kısmı­nı da burada tamamlıyacağım. İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye isimli eserin­de (XIII/170),de şöyle demektedir: “Hadis açısından içerisinde değerli bilgiler vardır. Eğer eser tamamlanırsa, Hâkim’in Müstedrek’inden daha değerlidir.” Allâme Kettânî, er-Risâlet’l-Mustatrafa (s. 22)’de şu bilgileri verir: “Kitap, harf sırasına göre Müsned türü düzenlenmiş, bablara göre tanzim edilme­miştir. 86 kitapçıktan oluşmaktadır. Makdisî, eseri tamamlayamamıştır. Hadislerin sahih olmasına dikkat etmiştir. İçerisinde daha önce tashih edil­memiş hadisleri rivayet etmiştir. Hataları düzeltilen birkaç hadis müstesna kendisine bu hususta güvenilmektedir”

Abdu’l-Fettâh dedi ki: Ziyâ el-Makdisî, belki de kitabı tamamlayıp, yazmış olduğu kitabını gözden geçirmeye fırsat bulamadığı için, hadisteki sıhhat şartlarına uyma yükümlülüğüne de uymamış olabilir. Eserde bazı zayıf ve münker hadisler bulunmaktadır. Suyûti’nin el-Camiu’s-Sagîr’de, Makdisînin Muhtare’sinden alıp, rivayet ettiği ve âlimlerin zayıf hadis olduğu yönünde dikkat çektiği bazı hadislerden örnekler şunlardır:

Birinci Hadis: “Mescitler inşa ediniz ve içerisinden süprüntüleri de dışarıya atınız…” Taberânî ve Makdisî de Muhtare’de Ebû Kırsâfe’den rivayet eder. Münâvî, Feydu’l-Kadîr Şerhu el-Camu’s-Sagîr de (I/85)’de şöyle söyler: “İşin tuhaf yanı, hafız Münzirî, hadise zayıf olarak hükmetmişken; Suyûtî, hadisi sahîh olarak işaretlemiştir. Irakî, Şerhu’t-Tirmizî’de isnadında bilinmeyen kişi olmasından dolayı tenkit etmiş, Heysemî ve daha başka âlimlerde “isnâ- dında bilinmeyen kişilerin vardır” demişlerdir. Ancak müellif Suyûtî, Mak- disî’nin tashih etmesine aldanmıştır.”

İkinci Hadis: “Mazlumun duasından sakının, şüphe yok ki onun duası bulut­larla taşınır…” Taberânî ve Makdisî Huzeyme b. Sâbit’ten rivayet etmişlerdir. Münâvî, Feydu’l-Kadîr (I/142)’de şu bilgilere yer verir: “Haysemî: “senedinde bilmediğim raviler vardır” demektedir. Ben de: “Bu hadisin ravileri arasında Sa’d b. Abdi’l-Hamîd vardır ve Zehebî bu şahsı Duefâ’ sinda zikrederek hak­kında: “İbn Hıbbân, onun fazlaca hata yaptığını söylemiş kendisini başkaları zayıf olarak kabul etmişler ama terk edilecek kadar görmemişlerdir.” derken, Münzirî’de “Mütabaat için isnadında bir sakınca yoktur.” dediğini, söylerim.

Üçüncü Hadis: “Dört şey vardır ki arşın altında bulunan hâzinelerden nazil ol­muştur. Bunlar: Ümmü’l-Kitap, Ayete’l-Kürsî, Bakara sûresinin son ayetleri ve Kevser sureleridir.” Taberânî, Ebu’ş-Şeyh ve Ziyâ el-Makdisî, Ebû Ümâme’den rivaye etmişlerdir. Münâvî, Feydu’l-Kadîr (I/469)’da şöyle der: “Suyûtî’nin bu hadisi sahîh olarak işaretlediği söylenmektedir! Hâlbuki senedinde Abdur rahman b. el-Hasen diye bilinen bir ravi vardır. Zehebî, bu şahsı Duefâ’sın da: “Ebû Hâtim, bu raviyle ihticac etmemiş.” demiş, el-Velid b. Cumey’in Kâsım’dan yaptığı rivayet hakkında ise yine, Duefâ’sında onun hakkında Ebû Hâtim’in: “Kâsım’dan münker hadisler rivayet etmektedir.” sözlerini nakletmiştir. Kâşifte ise Ebû Zur’a’nın onu hakkında “leyyin” dediğini, söylemiştir.”

Dördüncü Hadis: “Evli kişinin iki rekât namazı, bekârın 82 rekât namazından hayırlıdır.” Bu hadisi, Temâm, Fevâid inde, Ziyâ el-Makdisî de, Muhtâre’sinde Enes’ten rivayet ederler. Münâvî, Feydul-Kadîr (IV/38)’de şu bilgileri verir: “îbn Hacer hadis hakkında: “münkerdir, Muhtâre’de tahriç edilmesine dahi gerek yoktur.” demiştir. Zehebî, Mizân da, senetteki ravilerden birisi olan Mesud b. Ömer el-Bekrî’nin biyografisinde 811/164)’de “Bu şahsı bilmiyorum, haberi de batıldır.” der ve daha sonra yukarıda zikri geçen hadisi rivayet eder.”

Beşinci Hadis: ”Âli benim aslımdan, Cafer ise fer’imdendir ” Tabarânî ve Makdisî Muhtâre’de Abdullah b. Cafer’den rivayet ederler. Münâvî, Feydu’l-Ka- dîr (IV/356)’de Heysemî’nin, içerisinde bilmediğim raviler bulunmaktadır, dediğini söyler. Üstadımız Ahmed b. Sıddîk el-Gumarî el-Mugîru Ale’l-Ehâ- disi’l-Mevdûa fî’l-Câmiıs-Sağîr isimli eserinde (s. 71)’de bu hadisi rivayet et tikten sonra: “Senedinde bilinmeyen kişiler vardır. Ne dediği anlaşılmayan ve makul olmayan bozuk bir cümledir.” der.

Ziyâ el-Makdisî nin Muhtâre’sinde rivayet ettiği ve âlimlerin tenkit ettikleri hadislerden bazı örnekler için bkz: Feydul-Kadîr, 11/172, 223, 232, 233.

(19)- Subkî, Şifâu’s-Sikâm fî Ziyâret Hayri’l-Enâm, s. 3-12; Hadisin metni: “Kim kabrimi Ziyâret ederse şefaatim ona vacip olmuştur” şeklinde gelmektedir.

(20)- Mısır’da, Üstadımız Gumarî’nin mezkûr Mukaddime’sini okuduğum zaman -hadis- tashîh etme işinin Subkî’ye kadar ulaştırdığımızı gördüm. Üstadımız demiştir ki: “Zehebî, tayr hadisini tashîh etmiş ve bu konuda bir de kitapçık yazmıştır. Irâkî, îbn Hacer, Sehâvî ve Suyûtî de böyledir. Ben de üstadımı­za: “Münâvî’nin hadisleri tashîh ve tahsîn etmesi hakkında ne düşünürsün?” diye sorunca bana: el-Camius-Sağır üzerine yazmış olduğu iki şerhte de tashih ve tahsin işini yapmıştır. Münâvinin ef-Şerhu’s-Sağır’ine haşiye yazan dostumuz Ahmed’nin açıkladığı, gibi, o bunu yaparken birçok kere yanlı» yorumlamalarda bulunmaktadır ” demiştir.

Tayr hadisini ve “Ben kimim mevtası isem Ali de onun mevlasıdır.” hadisini sağlamlaştırmak için Zehebî nin Tezkiretul-Huffâz isimli eserinin el-Mü tedrek Ala’s-Sahîheyn müellifi Ebû Abdillah’ın hayat biyografisinde yazdık­larına bakınız, (s.1042-1043) Yine tayr hadisi için: İbn Hacer, Lisânu’l-Mizân (1/37) ve (1/42); Mübarekfurî, Tuhfetul-Ahvezî, (s.76); Hâkim, Müstedrek, (III/130); Begavînin Mesâbihüs-Sünne’sine cevap olarak İbn Hacer’in yaz­mış olduğu ve Tebrizî’nin, Mişkâtul-Mesâbîh isimli eserinin (111/313) say­fada yayınlanan el-Ecvibe; el-Elbanî’nin et-Tasdîr isimli eserinin (v-z-h) nu maralı sayfası ve Aliyu’l-Karî’nin Mirkâtul-Mesâbih isimli eserine bakınız. Bütün bunlardan sonra üstadımız Ebu’l-Feyd Ahmed b. es-Sıddîk el-Gumarî -Abdullah el-Gumarî’nin kardeşidir* bir takım hadisleri tashih ve tahsin et miş bu konuda özel bir takım kitapçıklar da telif etmiştir. ”İğtinâmu’l-Ecr fî Tashihi Hadisi Esferu bi’l-Fecr”, “Tahsinu Haberi-Vâridi fi’l-Cihâd’il-Ekber” isimli çalışmalardır. Onun eserleri için “Tevcîhu’l inzâr li-Tavdihi’l Muslimine fi’s-Savmi ve ‘l İftar” isimli eserinin sonuna (s.116-120) arasına bakınız

(21)-Suyûti, Tedrib, 8.81.

(22)- Ben de diyorum ki: “Suyûti’nin bu sözlerinden anlaşılan, birazdan nakle-deceğim gibi mezkûr hadisi tashih etmeden önce söylemiş olacağıdır. Keşfu’l-Hafâ (II/44)’da denildiği gibi, bu hadisi İbn Hacer de hasen olarak kabul edenlerdendir. Üstadımız Kettânî, Nazmul-Mütenâsir Mine’l-Ehâdisi l-Mütevâtir isimli eserde (s.27)’de hadisi mütevatir olarak kabul ederek şöyle der: “Suyûtî bu hadis hakkında: “Bu hadisin 50 tane tarikini topladım ve sahîh-li gayrihi olarak hükmettim, bu hadisten başka daha önce hiç hadis tashih etmedim.” Yine Suyûtî, et-Talikâtul-Münîfede: “Bence bu hadis, sahîh de­ recesine çıkmıştır. Çünkü ben bu hadisin 50 tane tarikini gördüm ve küçük bir kitapta topladım.” demiş, Tebyîdus-Sahîfetifî Menâkibi Ebî Hanîfe isimli eserinde (s.7)’de Mizzînin: “-Ebû Hanîfe’nin, diğer iki hadisle beraber Enes(r.a.)’ın ağzından işittiği- İlim öğrenmek farzdır hadisi değişik tariklerden do­layı hasen hadis derecesine ulaşmaktadır.” sözünü nakletmiştir.”

Bu bilgilerden sonra Kettânî, Leknevî, Zaferu’l-Emânî” isimli eserinde (s.93)’te: “Kısacası bu hadisin birçok senedi vardır. Öyleki Suyûtî bu hadi­si mütevatir hadislerden saymıştır.” sözünü naklettikten sonra: “Herhalde bunu el-Fevâidul-Mütekâsire de şöylemiş olsa gerek! el-Ezhâr el-Mütenâsire isimli esere gelince ben onun burada bu hadisi zikrettiğini görmedim” der.

Abdu’l-Fettâh yukarıdaki bu nakillerden sonra: Üstaz Ahmed el-Gumarî’nin konuyla alakalı olarak el-Mushimu bi-Turuki Hadisi Talebul-İlmi Faridatun Ala Külli Müslim olarak isimlendirdiği özel bir kitapçığı vardır. Hadisin tariklerinin çokluğu, hadisi hasen derecesine çıkarmaktadır. Kardeşi Abdul-Azîz el-Gumarî de eseri İthafu Zivi’l-Fedâil el-Müştehiren isimli eserde(s. 57-60) da güzel bir şekilde kısaltmıştır. Bu kitabla ilgilen! İçerisinde de­ğerli yazılar vardır, der.

(23)- Suyûtî, Tedrîb, s. 83.
(24)- Suyûtî, Tedrîb, s.83.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*