Fatiha Sûresi’nin Toplu Bir Tefsiri

Sûreden Çıkarılan Aklî İncelikler

Dünya âlemi, bulanıklık âlemidir. Ahiret âlemi ise, sefa âlemidir.Buna göre dünyaya nısbetle âhiret, fere nisbetle asıl ve gölgeye nisbetle cisim gibidir. Bu se-beble dünyada bulunan her şeyin ahirette bir aslının bulunması gerekir. Aksi halde dünyadaki şeylerin, aslı olmayan bir serap ve boş bir hayalden başka bir şey olmaması gerekirdi.

Ahirette bulunan herşeyin de dünyada bir benzerinin bulunması gerekir. Aksi halde ahiretteki o şeyler, meyvesiz bir ağaç ve delilsiz bir medlul gibi olurdu.

Buna göre ruhanî âlem, ışık, nur, güzellik, sevinç, lezzet ve nimetler âlemidir. Ruhanî varlıkların da kemâl ve noksanlık bakımından farklı olduklarında şüphe yoktur. Bunlardan birinin onların en şereflisi, en yücesi, en mükemmeli ve en değerlisi olması; onun dışındakilerin ise O’nun itaatinde, emrinde ve yasakları altında olması gerekir. Nitekim Cenâb-ı Hakk, ‘(Bir elçi ki) çetin bir kudrete mâliktir.Arşın sahibi (olan Allah) katında çok itibarlıdır. Orada kendisine itaat olunandır, bir emindir” (Tekvir, 20-21) buyurur.

Ve yine dünyada da bu âlemin en şerefli, en yüce, en mükemmel ve en değerlisi olan bir şahsın bulunması, onun dışındakilerin ise onun emri altında ve ona itaat eder olması gerekir. Buna göre ilk itaat olunan, ruhanî âlemde itaat olunandır.

İkinci itaat olunan ise, cısmanîler âleminde itaat olunandır. Birincisi, ulvî âlemin itaat mercii, ikincisi de süflî âlemin itaat merciidir. Cismanîler âleminin, ruhanîler âleminin bir gölgesi ve bir izi gibi olduğunu zikrettiğimizde, bu iki itaat mercii arasında bir mülakatın, bir yaklaşmanın ve bir yakınlığın olması gerekir.

Buna göre ruhlar âleminin itaat mercii ışığın kaynağı, cisimler dünyasının itaat mercii ise bir ayna, bir mazhardır. Kaynak olan, melek elçidir; tecellıgâh olansa, beşer elçidir. Bu her ikisiyle de, hem dünya hem ahirette, mutluluklar tamamlanır. Bunu iyice kavradıysan deriz ki, beşer resulün durumunun kemâli, Allah’a davet etmesinde görülür.

Bu davet ise, ancak Cenâb-ı Hakk’ın Bakara Sûresi’nin sonunda ifâde buyurduğu yedi şeyle tamam olur. Bu da; “Müminlerden her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti.” O’nun peygamberlerinden hiç birini diğerlerinden ayırmayız. Dinledik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz bizi bağışlamam dileriz, dönüş sanadır” dediler” (Bakara. 285).

Peygamberlerin hükümleri arasında; “O’nun peygamberlerinden hiç birisini diğerlerinden ayırmayız” sözü de bulunur.

İşte bu dört husus, rubûbiyyet bilgisi olan, ‘mebde” (başlangıç) bilgisine taalluk etmektedir. Bundan sonra Cenâb-ı Hakk, ubûdiyyet, kulluk bilgisine taalluk eden şeyi zikretmiştir ki, bu da iki şeye dayanır.

Bunlardan birisi “mebde”, ikincisi ise “kemâl”dir. Mebde, Cenâb-ı Hakk’ın; “Duyduk ve itaat ettik, dediler” sözüdür. Çünkü bu söz, Allah’a doğru yol almak isteyen herkes için gereklidir. Kemâl ise, Allah’a güvenme ve tamamıyla O’na sığınmadır. Bu da, Cenab-ı Hakk’ın “Ey Rabbimiz, bizi bağışlamanı dileriz” sözüdür. Bu da, beşerî işlere ve insana yönelik itaatlere iltifat etmeyerek, tamamıyla Allah’a sığınmak, O’nun bağışlamasını ve affetmesini istemektir.

Sonra, zikredilen bu dört aslın bilgisi ile,Rubûbyyet bilgisi; yine yukarda zikredilen kula ait şu “mebde” ile “kemâl” bilgisi ile kulluk bilgisi tamam olunca geriye çok bağışlayan melikin huzuruna çıkmaktan, ahirete gitmek için hazırlanmaktan başka bir şey kalmaz.

Bu da, Cenabı Hakk’ın “Dönüş Sanadır” sözünden murâd edilendir. Bu söylediklerimizden, derecelerin “mebde”, “vasat” (orta) ve “meâd” (varış yeri) olmak üzere, üç olduğu ortaya çıkar. Mebde’in bilgisi, dört şeyi tanımakla mükemmel olur.Bu dört şey, Allah’ı, melekleri, kitapları ve peygamberleri tanımadır. “Vasat” olanın bilgisi ise, iki şeyi bilmekle, yani bedenler âleminin payı olan “Duyduk ve itaat ettik” ve, ruhlar âleminin payı olan “Ey Rabbimiz, bizi bağışlamanı diliyoruz”u anlamakla mükemmel olur. “Meâd”ın bilgisi ise, tek bir şeyle tamam olur. Bu da, Allah’ın “Dönüş Sanadır!” sözüdür. Buna göre, işin başlangıcı dört, ortası iki ve sonu da bir olmuş olur. Bilgi hususunda bu yedi mertebe sabit olunca, Cenâb-ı Hakk’a yalvarma, yakarma ve dua etme hususunda da, bundan yedi mertebe çıkar.

Birinci mertebe: Hakk Teâlâ’nın “Ey Rabbimiz, unutursak veya yamlırsak, bizi muaheze etme” (Bakara, 286) sözüdür. Unutmanın zıddı, hatırlamaktır. Nitekim Cenâb-ı Hakk, Ey iman edenler, Allah’ı çokça anınız.” (Ahzâb,41) “Unuttuğun zaman, Rabbini an.” (Kehf,24) “İyice düşünürler, bir de bakarsın ki onlar, hakikati görüp bilmişlerdir.” (Araf, 201) ve “Ve, Rabbinin ismini an” {insan. 25) buyurmuştur.

Bütün bu zikir ve anmalar, ancak sözü ile elde edilir.

İkinci mertebe: “Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme” (Bakara. 286) ayetidir.

Ağır yükü savuşturmak, Cenâb-ı Hakk’a hamdetmeyi gerektirir; bu da O’nun ” el hamdu lillahirrabbil alemin”sözüyle elde edilir.

Üçüncü mertebe: “Rabbimiz, bize takat getiremıyeceğimiz şeyi yükleme” (Bakara. 286) ayetidir. Bu da,Cenâbı Hakk’ın rahmetinin tanrılığına işarettir. “Er rahmanirrahim””sözü de, bunu ifade eder.

Dördüncü mertebe: Cenâb-ı Hakkın “bizi affet”sözüdür. “Çünkü sen, din gününde hükmetmeye ve hüküm vermeye mâliksin.” Bu da O’nun, “maliki yevmiddin”sözüdür.

Beşinci mertebe: Allah’ın “Bizi bağışla” sözüdür. “Çünkü dünyada biz sana ibadet ettik ve her işimizde senden yardım istedik.” Bu da”İyyake na’budu”sözüdür.

Altıncı mertebe: O’nun Bize merhamet et!” sözüdür. ‘Çünkü, bizi dosdoğru olan yola ilet diyerek, Senden hidâyetimizi istemiştik.”

Yedinci mertebe: “Sen bizim Mevlâmızsm, binaenaleyh kâfir kavimlere karşı bize yardım et!” (Bakara 286) sözüdür. Bu da”Gayril mağdûbi aleyhim veleddâllîn”sözünden kastedilendir.

İşte Bakara Sûresi’nın sonunda zikredilen şu yedi mertebeyi, Hz. Muhammed (s.a.s.) Miraca çıkarken, ruhanîler âleminde söylemiştir. Miracdan inince, kaynağın eseri mazhar üzerinde coştu da, bu Fatiha Sûresi’yle açıklanmış oldu.

Buna göre, kim namazında Fatiha Sûresi’ni okursa, Hz. Muhammed (s.a.s.) zamanında bu nurlar nasıl masdardan mazhara yani ışık kaynağından âyineye inmişse kıraat esnasında bu nurlar mazhardan masdara doğru yükselirler.

İşte bu sebebten ötürü Hz. Peygamber (s.a.s.) “Namaz, müminin miracıdır” buyurmuştur.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/369-371.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*