Fatiha Niçin Allah’ın Beş İsmini İhtiva Eder?

“Bu fasıl, Fatiha Sûresi’nin bu beş ismi İhtiva etmesinin sebebi hakkındadır.”

Bunun sebebi şudur: İnsanın durumlarının beş mertebesi vardır.

Birincisi, yaratılma.

İkincisi, dünya menfaatları hususunda eğitilme.

Üçüncüsü, mebde’i tanıtma hususunda yetiştirilme.

Dördüncüsü, me’âdı tanıtma hususunda yetiştirilme.

Beşincisi, ruhların bedenler âleminden ahiret âlemine nakledilmesidir.

İmdi “Allah” İsmi, yaratmanın, yoktan var etmenin, tekvinin ve ibda’ın (bir örneği olmaksızın yaratmanın) kaynağıdır. “Rabb” ismi, Cenâb-ı Hakk’ın, çeşitli lütuf ve ihsanları ile kullarını terbiye ettiğine delâlet eder. “Rahman” ismi, mebde’i (dünyayı) tanımadaki terbiye-i ilâhiyeye delâlet eder. “Rahim” ismi, kulların neyi yapacaklarını ve neden sakınacaklarını göstermek için, me’âdi (ahireti) tanıma hususundaki ilâhî terbiyeyi gösterir. “Melik” ismi, Cenâb-ı Hakk’ın, insanları dünya yurdundan ceza (ahiret) yurduna nakledeceğine delâlet eder. Sonra kul, bu makamlara erişince sözünü, gayb (sîgasın)dan muhâtab (sığasına) çevirerek “Sadece Sana ibadet ederiz ” der.

Bu ifadesi ile, sanki Cenâb-ı Allah, kuluna şöyle demiştir: Bu beş mertebede, bu beş isimden istifade edip âdeta Ceza Yurduna geçmiş gibi olunca, sanki Allah’ı görecek bir duruma geldin. İşte bu sebeble, O’nunla karşı karşıya imiş gibi konuş, gıyabında imiş gibi konuşmayı bırak da ” de.

Böylece kul: “Ancak Sana ibadet ederiz; çünkü Sen, yaratan Allah’sın Ancak Senden yardım isteriz; çünkü Sen rızık veren Rabbi-sin. Ancak Sana ibadet ederiz; çünkü Sen Rahmân’sın. Ancak Senden yardım dileriz, çünkü Sen Rahîm’sin. Ancak Sana ibadet ederiz; çünkü Meliksin. Ancak Senden yardım isteriz; çünkü Sen Mâliksin” demiş olur.

Cenâb-ı Hakk’ın sözü, kulunun dünya yurdundan ahiret yurduna; kötülükler yurduna, sürûrlar yurduna geçeceğine delâlet eder.

İşte bunun için O, “Bugün için bir azık ve hazırlık gerek. Bu da ibadettir” der. Bu sebeble kul: der Sonra kul: “Kendi gücüm ve kudretimle kazandığım şey azdır. Bu uzun günde (yolculukta), bana yetmez” der de, Rabb’inden yardım talebinde bulunarak: “Yanımda bulunan azdır. O halde rahmet hazinelerinden, bu uzun günde bana yetecek kadar ver” manasında der.

Ahiret günü için azığı elde edince, “Bu uzun ve zor bir yolculuktur. Yollar çok ve çeşitlidir. İnsanlar bu çölde şaşırmıştır. Sâlikleri (yola gidenleri) irşada lâyık olan zattan isteyeceğim yoldan başka çıkar yol yoktur” diyerek “Beni doğru yola hidayet et (ilet) talebinde bulunur. Sonra, bu yola sülük edenlere (girenlere) bir arkadaş, bir muhafız ve bir rehber gerektiği için “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna (ilet)” der. Cenâb-ı hakkın kendilerine nimet verdiği kimseler de peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlih kimselerdir.

Buna göre, peygamberler delil; sıddîkler muhafız; şehitler ve sâlihler ise arkadaştırlar Sonra kul; “Kendilerine gazab olunanların ve sapıtanların yoluna değil.” der.

Bu böyledir. Çünkü Cenab-ı Hakk’a varmaya engel olan perdeler iki kısımdır. Biri ateşten olan perdelerdir ki bu, dünya âlemidir Diğeri ise nurdan olan perdelerdir ki bu da ruhlar âlemidir. Her iki engelden de Allah Teâlâ’ya sığın ki gönlün, ne ateşten perdelerle ne nurdan perdelerle meşgul olmasın.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/403-404.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*