Ezeliyyetin Mânâsı

Elli Dördüncü Fasıl 

İç dünyandan melekût âlemine küçük bir pencere açılırsa bu sırada karşılaştığın her şeyi apaçık hâliyle görür ve hikâyesini dinlemeye ihtiyaç duymazsın. Belki de şimdi ezeliyyetin mânâsını ve melekûta yolculuğun nasıl olduğunu bilmek isteyeceksin. Zâhirde bu, imkânsız gibidir.

Bilmen gerekir ki, ezeliyyetin mânâsını geçmiş bir şey olarak zanneden kimse Fahiş bir hata işlemiş olur. Pek çok kimse de böyle zanneder. Ezeliyyet itibarıyla geçmiş ve gelecek yoktur. O geçmiş zamanı kuşattığı gibi bir fark olmak­sızın gelecek zamanı da kuşatır.

İç dünyasında bu ikisi arasında bir fark gözeten kimsenin aklı, vehminin elinde esir olmuş demektir. Dolayısıyla Âdem’in zamanı, ezeliyyete bizim zamanımızdan daha yakın değildir. Ak­sine zamanların tümünün ezeliyyete olan nispeti bir ve aynıdır. Belki de ezeliyyetin zamanlara olan nispeti söz gelişi ilimlerin mekânlara olan nispe­ti gibidir. Çünkü ilimler bir mekâna yakın veya uzak olmakla nitelenmez, aksine onların her mekâna olan nispeti bir ve aynıdır.

Onlar her mekânla birlikte bulunmakla birlikte her mekân onlardan uzaktır. Aklî ilimlere az çok vakıf olan birinin bunu idrak etmesi kolaydır. Bu sadece kusurların mülk âlemine hapsettiği kişiler ile melekût âleminde iş görecek gözü açıl­mayan kimseler için zordur.

Aynı şekilde, ezeliyyetin her zamana nispeti olduğuna inanmak gerekir Çünkü ezeliyyet zamanın tümüyle beraber ve tümünün içindedir. Bununla birlikte o tüm zamanı kuşatır ve onun varlığı tüm zamandan öncedir.

Hiç­bir mekânın ilmi kuşatamaması gibi, hiçbir zaman da ezeliyyeti kuşatamaz. Bu mânâları anladıysan ezeliyyet ile ebediyyet arasında mânâ itibarıyla hiç­bir fark olmadığını bilmen gerekir. Hatta bu mânânın varlığı geçmiş zama­na nispetle düşünülürse bu takdirde ezeliyyet sözcüğü kullanılır.

Şayet bu mânânın varlığı gelecek zamana nispetle düşünülürse onun için ebediyet sözcüğü kullanılır. İki farklı nispet için farklı iki sözcüğün kullanılması gerekir. Aksi hâlde insanlar onu idrakte doğru yoldan saparlar.

“Cenâb-ı Hak diledi-diliyor, bildi-biliyor, yaptı-yapıyor” dediğimizde bunun zaruretten kaynaklandığını şimdi bilmen gerekir. Aksi hâlde onun için geçmiş ve gelecek olmazsa, fiilinin geçmişle mi, gelecekle mi ilgili ol­duğuna dair farkın bir mânâsı kalmaz. İrade geçmiş zamana nispet edil­diğinde “diledi” denir, gelecek zamana nispet edildiğinde de “dileyecek” denir. Bu, birçok sırrın ve büyük sorunların anahtarıdır. Bu böyleyse, ilim yoluyla sâlikin ezeliyyete ulaşması açıkça imkânsızdır.

Evet, ilim yoluyla onun mânâsına ulaşabilir. Fakat bir şeyi idrak etmek başkadır, o şeyin ken­disine ulaşmak bambaşkadır. “İlim yoluyla ezeliyyete ulaşmak imkânsız­dır.” denilmesi şundan ileri gelir: Bilgisi talep edilen konu, zamanın esare­tinde bulunur. Ezeliyyete ancak bu esaret kırıldıktan sonra ulaşılır.

 

Aynulkudat el-Hemedani Zübdetü’l-Hakaik(Hakikatlerin Özü)-Şekva’l Garib(Garibin Şikayeti),syf:146-148

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başk.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*