Emsalü’l Kur’an

Şafii ulemasının ileri gelenlerinden Ebu’l-Hasen el-Maverdi bu sahada bir eser telif etmiştir.

«Andolsun biz Kur’ân’da insanlara her çeşit misali getirip anlattık..» (Rum, 58.) ile «Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz, ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz.» (Ankebut, 43.) âyetleri Kur’ân’da emsalin bulun­duğuna işaret eden âyetlerdir.

Beyhaki, Ebu Hüreyre’nin şöyle dediğini rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.), Kur’ân şu beş vecih (esas) üzerine nâzil olmuştur; Helal Haram, muhkem müteşabih ve Emsal. Helalı işleyiniz, haramdan sakınınız, muhkeme uyunuz, müte­şâbihe inanıp emsal’den ibret alınız, buyurmuştur.

Maverdi şöyle der: Kur’ân’ın önemli bir ilmi de, emsal ilmidir. Ulema, em­salle meşgul oldukları halde temsil edileni bilmediklerinden, bu konuda bir gaf­let içindedirler. Çünkü temsil edilen olmaksızın, tek başına emsal, gemsiz at, yularsız deveye benzer. Bir kısım ulema da şöyle der: İmam Şafii, emsali, müçtehidin bilmesi gereken Kur’ân ilimleri arasında sayar. Müçtehid ayrıca, Allah’a itaate, masiyetten sakınmaya delalet eden emsalin, hangi gaye ile söylendiğini bilmek zorundadır.

Şeyh İzzeddin şöyle der: Allahu Taâlâ Kur’ân’daki emsali, ibret ve nasi­hat almak üzere zikretmiştir. Kur’ân’daki emsallerin sevabdaki farklılığı, amelin zayi olması, medih, zem veya benzeri hususları ihtiva etmesi, ahkama delalet eden emsallerdir. Bazı ulema da şöyle der: Kur’ân’daki darbı meselden; tezkir, nasihat, teşvik, yasaklama, ibret alma, kabullenme, murad edilen mânayı anla­ma, tasvir edileni gözle görülür hale getirme gibi, çeşitli faydalar sağlanır. Darb-ı mesel, mânayı müşahhas hâle getirir.

Bu bakımdan mâna zihinde, beş du­yunun yardımı ile daha iyi yerleşir. Bu sebeble emsalin gayesi, bilinmeyeni bili­nene, görülmeyeni görülene teşbih etmektir. Kur’ân’daki emsaller, mükafat, medih, zem, sevab, bir şeyin tazim veya tahkiri, bir şeyin kabulü veya ibtali gibi birbirinden farklı gayeler taşır. Allahu Taâlâ, «..size benzetmeler de yapıp anlatmıştık..» (İbrahim, 45.) âyetleriyle bize, emsalin sağladığı fayda­lardan dolayı lütufda bulunmuştur.

Zerkeşi, «eI-Burhan»da şöyle der: Kur’ân’daki emsalin hikmeti, İslamın temel kaynağı olan, Kur’ân’ı öğretmektir.

Zemahşeri ise şöyle der: Emsal, gizli mânayı keşfetmek, tasarlanan mâ­nayı müşahhas hâle getirmek için yapılır. Temsil edilen önemli ise, temsil olu­nan da önemli, temsil edilen önemsiz ise, temsil olunan da önemsizdir.

İsbahani şöyle der: Arapların darb-ı mesel kullanması, ulemanın nazire­de bulunması, bir takım gizli mânaları ortaya çıkarmada, gerçekleri gösterme­de kullandıkları, herkesçe bilinen bir husustur. Bunlar; tahayyül edileni ger­çekleşmiş şeklinde, tasarlananı anlaşılır şeklinde, gaibi de müşahhas şeklinde gösterir. Darb-ı meselde, husumeti şiddetli olan hasma galip gelmek, kibirlenenin şiddetli tavrını sindirmek özelliği vardır. Darb-ı mesel, bir şeyi bizatihi vasfetmekle mümkün olmayan tesiri, kalbe yerleştirir. Bu yüzden Allahu Taâlâ Kur’ an’da olsun, diğer semavi kitaplarda olsun, emsal-i çokça zikretmiştir. İncil’de, emsal sûresi vardır. Emsal ayrıca; Resûlün, enbiya ve hükemanın sözlerinde de çokça görülür.

Emsal’in Kısımları

Emsalu’l-Kur’ân:

a- Darb-ı mesel yönü açıkça zikredilen,

b- Darb-ı mesel yönü kapalı olan şeklinde, ikiye ayrılır.

Birinciye misal: «Onların durumu, tıpkı şuna ben­zer ki (aydınlanmak için) bir ateş yakmak istedi..» (Bakara, 17.) âyetidir. Al­lah bu âyette münafıklara, ateş ve yağmur gibi iki mesel getirmiştir.

İbnu Ebi Hâtim ve diğer muhaddisler, Ali b. Ebi Talha tariki ile İbnu Ab­bas’ın şöyle dediğini nakleder: Yukarıdaki âyette Allah, münafıklara darb-ı me­sel getirmiştir. Onlar İslam’a değer verir görünürlerdi. Bu sebeple Müslümanlar, kendilerinden kız alıp verirler, mirasa ortak tutarlar, ganimeti beraberce payla­şırlardı. Işık tutanın elinden ışık alındığı gibi, Allah, onları öldükleri zaman üzer­lerindeki şerefi alarak  «Onları karanlıklar içinde bıraktı..» âye­tiyle karanlıkta kalanlara benzetmiş, karşılaşacakları azabı âyetiyle dile getirmiş, hallerini yağmura tutulmuşların haline benzetmiş,  âyetiyle, içinde kaldıkları karanlığı dile getirmiş,  âyetiyle başlarına gelen mu­sibetleri belirtmiş,  «Şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek..» âyetiyle münafıkların gizli yönlerine işarette bulunmuş, «önlerini aydınlattı mı onda yürürler..» âyetiyle de, İslam’da gördükleri izzeti, bunun sonucunda duydukları güveni belirtmiştir. İslam’da bir zayıflama olunca, bunu fırsat bilip karşı koymuşlar, hemen küfre dönmüşlerdir.  «İnsanlar içinde Allah’a bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır..» (Hac, 11.) âyeti, onların bu durumuna işaret etmektedir.

«Gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce çağlayıp aktı..» (Rad, 17.) âyeti de birinci kısma ayrı bir misaldir. İbnu Ebi Hatim, Ali b. Talib tarikıyle bu âyet hakkında İbnu Abbas’ın şöyle de­diğini rivayet eder: Bu âyette Allah, kalplerde bulunan imanın, yakin veya şek miktarına, darb-ı mesel getirmiştir. «..köpük yok olup gi­der..» âyeti şekki, «..insanlara yararlı olan ise yer yüzünde kalır..» âyeti de yakini ifade eder. Altın ateşte eritildiğinde nasıl işe yarayan kısmı alınıp, geri kalan kısmı ateşte bırakılıyorsa, aynı şekilde Allah, yakini kabul edip, şekki terkeder. İbnu Ebi Hâtim, Ata’dan yaptığı rivayette şöyle demiştir: Allah bu âyetle, Mümin ve kafire, darb-ı meselde bulunmuştur.

Katade’nin şöyle dediği rivayet olunuyor: Bu üç darb-ı meseli, Allah bir meselde toplamıştır. Bir fayda sağlamayan, bereketi bulunmayan köpük, nasıl yok olup giderse, batıl da aynı şekilde yok olup gider. Selden sonra yeryüzün­de kalan su, nasıl meraları yeşertip, bereketi artırır ve nebatatı bitirirse, hak da böyledir. Ateşte eritilen altın ve gümüşün posası atılıp, nasıl özü kalıyorsa, hak da böyledir. Ateşe atılan altının posası, nasıl kaybolup gidiyorsa, aynı şekilde, batıl da kaybolup gider.

 «Güzel olan memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar..» (Araf, 58.) âyeti de bu kısma ayrı bir misaldir. İbnu Ebi Hatim, Hz. Ali tarikıyle İbnu Abbas’ın bu âyet hakkında şöyle dediğini nakleder: Bu, Allah’ın Mümin için getirdiği meseldir. Mümin, güzel beldenin meyvesi güzel ol­duğu gibi kendisi güzel, ameli güzel olan kimsedir. Çirkin olan da toprağı çorak ve tuzlu olan belde gibi, kafire misal olarak getirilmiştir. Kafir, kendisi habis, ameli habis olandır.

 «Biriniz ister mi bir bahçesi olsun ki..» (Bakara, 266.) âyeti de bu kabildendir. Buhâri, İbnu Abbas’ın şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Ömer bir gün Ashab’a şöyle seslenir:  «Biriniz ister mi bir bahçesi olsun ki (içinde) hurma ve üzümler..» âyeti kimin hakkında nâzil oldu, biliyor musunuz? Onlar; Allah bilir deyince Hz. Ömer kızdı; ya biliyoruz veya bilmiyoruz deyin, şeklinde konuştu. Bu söz üzeri­ne İbnu Abbas; aklımda, bundan biraz bilgi var diye söz alınca Hz. Ömer; ken­dini küçük görme, bildiğini söyle dedi. İbnu Abbas: Bir amel için mesel getirildi dedi. Ömer: Bu hangi amel diye sordu: İbnu Abbas; Allah’a itaat eden bir zen­ginin amelidir. Sonra Allah bu kimseye şeytanı musallat etti. Bütün malı yok oluncaya kadar masiyette kaldı, şeklinde cevap verdi.

İkinci kısım; kapalı olan darb-ı mesel.

Maverdi şöyle der: Bir gün Ebu İshak İbrahim b. Madarib b. İbrahim’in şöyle dediğini işittim: Babamdan duyduğuma göre şöyle demiştir: Huseyn b. Fadl’a şunu sordum: Sen Kur’ân’da Arap ve Acemle ilgili meseller buluyor­sun Allah’ın Kitabında,Amellerin hayırlısı, orta olanıdır hadisiyle ilgili âyetler biliyor musun? deyince evet biliyorum, bu mânada Kur’ân’da şu dört âyet vardır, dedi: «ne yaşlı, ne körpe ikisinin arasında..» (Bakara, 68.), «Onlar ki harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik ederler. Bu ikisinin arasında dengeli olurlar.» (Furkan, 67.), «Ellerini boynuna bağlamış gibi yapma, tamamen de açma..» (İsrâ, 29.),«Namazda pek bağırma, pek de (sesini) gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut.» (İsrâ, 110.) âyetlerini okudu.

Kur’ân’da,Kişi bilmediğinin düşmanıdır, sözüne uygun âyetler biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, şu iki âyet vardır, cevabını verdi: «Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, bir şeyi yalanladılar..» (Yunus, 39.),

«Fakat onlar onunla hidayete erişemediklerinden: ‘Bu, eski bir yalandır’ diyecekler..» (Ahkaf, 11.)

Kur’ân’da, İyilik yaptığın kimsenin şerrinden sakın sözünü doğrulayan âyetler biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, şu âyet bu darb-ı meseli doğrular, dedi:  «..Sırf Allah ve Resûlü, Allah’ın lütfuyla kendilerini zengin etti diye öç almaya kalkıştılar..» (Tevbe, 74.).

Kur’ân’da, Duyulan, görülen gibi değildir, meselini doğ­rulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, şu âyet, bu darb-ı meseli doğrular, dedi:«..’İnanmadın mı’ dedi. (İbrahim): ‘Hayır, (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye’…dedi..» (Bakara, 260.).

Kur’ân’da,Harekette bereket vardır, meselini doğru­layan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, şu âyet bu meseli doğrular, dedi: «Allah yolunda göç eden kimse, yeryüzünde gide­cek çok yer ve bolluk bulur..» (Nisâ, 100.).

Kur’ân’da,Ne ekersen onu biçersin meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «Kötülük yapan cezasını çeker» (Nisâ, 123.) âyeti bunu doğrulayan âyettir.

Kur’ân’da, Canın yanınca anlarsın, meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «..Azabı gördük­leri zaman kimin yolunun çarpık olduğunu bileceklerdir.» (Furkan, 42.) âyeti bunu doğrulayan âyettir, dedi.

Kur’ân’da,Mümin iki kere aldatılamaz meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «(Yakup) dedi ki: ‘Da­ha önce kardeşini size inandığım gibi onu da, size güveneyim mi?..» (Yûsuf, 64.) âyeti, bu meseli doğrular, dedi.

Kur’ân’da,Zalime yardım eden, zulme uğrar, me­selini doğrulayan âyet biliyor musun diye sordum.

Evet bilyorum, «Onun hak­kında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.» (Hac, 4.) âyeti bu meseli doğrular, dedi.

Kur’ân’da, Yılandan ancak yılan doğar, meselini doğrula­yan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum,  «..yalnız ahlaksız, nankör (insanlar) doğururlar..» (Nuh, 27.) âyeti bu meseli doğrular, dedi.

Kur’ân’da, Yerin kulağı var, meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «..içinizde onlara kulak verenler vardır..» (Tevbe, 47.) âyeti, bu meseli doğrulayan âyettir, dedi.

Kur’ân’da, Cahil nimette, âlim sefalettedir, meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «..Kim sapıklık içinde ise Rahman ona mühlet versin..» (Meryem, 75.) âyeti, bu meseli doğrular, de­di.

Kur’ân’da,Helal azı, haram ço­ğu getirir, meselini doğrulayan âyet biliyor musun? diye sordum.

Evet biliyorum, «..Çünkü cumaertesi (tatil) yaptıkları gün balıklar onlara akın akın gelirdi. Cumaertesi yapmadıkları gün balıklar gelmezdi..» (Araf, 163.) âyeti, bu meseli doğrular, dedi.

Cafer b. Şemsi’l-Hilafe «Kitabul-Âdab» adlı eserinde, Kur’ân’da darb-ı mesel durumunda olan kelimeleri bir babda toplamıştır. Bedi ilminin bir nevi olan bu çeşit darb-ı mesele, irsalu’l-mesel adı verilir. Bu konuda şu âyetle­ri misal olarak vermiştir:

(Âl-i İmrân, 92) âyeti, «Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz..»

(Necm, 58.) âyeti, «Onu Allah’dan başka açacak kimse yoktur.»

(Yûsuf, 51.) âyeti, «..İşte şimdi hak yerini buldu..»

(Yâsin, 78.) âyeti, «Kendi yaratılışını unutarak bize mesel verdi..»

(Hac, 10.) âyeti,«(Ey insan) İşte bu senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir.»

(Yûsuf, 41.) âyeti, «..Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.»

(Hûd, 81.) âyeti, «..Sabah da yakın değil mi?»

(Sebe, 54.) âyeti, «Artık kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir..»

(Enam, 67.) âyeti, «..Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır..»

(Fâtır, 43.) âyeti,«..Kötü tuzak ancak sahibine dolanır..»

(İsrâ, 84.) âyeti,«De ki: ‘Herkes kendi (haline) uygun yolda hareket eder’»

(Bakara, 216.) âyeti,«..Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda iyi olabilir..»

(Müddessir, 38.) âyeti,«Her can kazandığıyle rehin alınmıştır.»

(Mâide, 99.) âyeti,«Resûle düşen, sadece duyurmadır..»

 (Tevbe, 91.) âyeti,«..iyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur..»

(Rahmân, 60.) âyeti,«İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?»

(Bakara, 249.) âyeti,«..Nice az bir topluluk var ki, Allah’ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir.»

(Yûnus, 91.) âyet,«Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiştin..»

(Haşr, 14.) âyeti,«..Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalpleri dağınıktır..»

 (Fâtır, 14.) âyeti, «Sana her şeyden haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez.»

(Rûm, 32.) âyeti, «Her grup kendi yanındakiyle sevin (ip övün) mektedir.»

(Enfâl, 23.) âyeti, «Allah onlarda bir iyilik olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi..»

(Sebe, 13.) âyeti, «..kullarımdan şükreden azdır.»

(Bakara, 286.) âyeti, «Allah kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez.»

(Mâide, 100.) âyeti, «De ki: ‘Murdarla temiz bir olmaz..»

(Rûm, 41.) âyeti,«Karada ve denizde fesat çıktı..»

(Hac, 73.) âyeti, «..isteyen de aciz, istenen de..»

(Sâffât, 61.) âyeti, «Çalışanlar bunun için çalışsınlar..»

(Sâd, 24.) âyeti, «..onlar da ne kadar azdır.»

(Haşr, 2.) âyeti, «..Ey akıl sahipleri ibret alın.»

 

İmam Suyuti  – el-İtkan,cild 2,syf;337-345Terc.Doç. Dr. Sâkıp YILDIZ ve Dr. Hüseyin Avni ÇELİK

Hikmet Neşriyat

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*