Ehl-i Kıble içinde Hakka Muhalif Olanlar Tekfir Edilir mi Edilmez mi?

Kelamcıların ve fakihlerin çoğunluğuna göre ehl-i kıbleden hiç kimse tekfir edilmez. Zira Şeyh Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî Makâlâtû’l-Îslâmiyyîn kitabının başında şöyle demiştir: “Müslümanlar peygamberlerinden (s.a.) sonra bir kısım şeylerde ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı diğerlerini sapıklıkla suçlamış ve bir kısmı da diğerlerinden uzak olduğunu ilan etmiştir. Böylece farklı fırkalara ayrılmışlardır. Fakat Islâm onların hepsini birleştirir ve kuşatır.”

İşte bu Şeyh’in görüşüdür ve ashabımızın çoğunluğu da bu görüştedir. Şâfıî’den şöyle dediği nakledilir: “Bidatçilerden hiçbirinin şahitliğini reddetmem. Bunun tek istinası, Hattâbiyyedir. Zira onlar yalanın helal olduğuna inanıyor.” el-Muhtasar yazarı Hâkim(1) Kitâbi’l-Müntekâ’da. İmâm Ebû Hanife’nin -rh.- ehl-i kıbleden hiç kimseyi tekfir etmediğini nakleder. Ebû Bekir er-Râzî, benzer nakli Kerhî ve başkalarından yapmaktadır.

Ebü’l-Hüseyin el-Basri’den önceki Mu‘tezile ahmaklığa düşüp ilerde ayrıntısı gelecek bir kısım şeylerde ashabı tekfir ettiler. Bizden bazıları misliyle karşılık vererek ilerde öğreneceğin başka bir takım hususlarda onları tekfir etti. Mücessime gerek ashabımızdan gerekse Mu‘tezile’den muhaliflerini tekfir etmiştir. Üstad Ebû Ishak el-lsferaini demiştir ki “bizi tekfir eden her muhalifi biz de tekfir ederiz, aksi halde tekfir etmeyiz.

Bizim tercih ettiğimiz görüş olan ehl-i kıbleden hiç kimseyi tekfir etmeme üzerine delilimiz şudur: Yüce Allah’ın bir ilimle âlim olduğu, kulun fiilini var ettiği, mekansız ve cihetsiz olduğu, görülüp görülmeyeceği vb. ehl-i kıblenin ihtilaf ettiği meseleler, Hz. Peygamber’in (s.a.) müslüman olduğuna hükmettiği kimsenin bunlar hakkındaki inancını soruşturmadığı meselelerdir. Sahabe ve tabiîn de aynı şekilde soruşturmamıştır.

Böylece bilinmektedir ki İslâm dininin sahihliği bu meselelerde doğruyu bilmeye dayalı değildir ve bunlarda hata İslâm’ın hakikatine zarar vermez. Çünkü İslâm’ın sahihliği bunlara dayansaydı ve bunlarda hata o hakikate zarar verseydi onların bu meselelerdeki inancını araştırmak gerekirdi. Fakat ne Hz. Peygamber (s.a.) zamanında ne de sahâbe ve tâbiîn zamanında bu meselelerin hiçbirinden kesinlikle söz edilmemiştir.

Eğer şöyle denirse: Belki Hz. Peygamber (s.a.) onlann bu hususları icmâli olarak bildiğini bildiği için araştırmadı. Nitekim Allah’ın ilmi ve kudretine inanmak zorunlu olduğu halde Hz. Peygamber onların Allah’ın ilmi ve kudretini bilip bilmediğni de araştırmadı. Bunun sebebi, onların genel olarak yüce Allah’ın âlim ve kâdir olduğunu bildiğini bilmesidir. İşte aynı durum bu meselelerde de geçerlidir.

Biz şöyle deriz: Sizin söylediğiniz mükâberedir. Çünkü biz biliyoruz ki Hz. Peygamber’e (s.a.) gelen bedevilerin hepsi yüce Allah’ın bizzat değil de bir ilimle bildiğini ve O’nun âhirette görüleceğini, cisim olmadığını, mekânda ve yönde bulunmadığını, kulun bütün fiillerine kâdir olduğunu ve bu fiillerin hepsini var ettiğini bilmiyordu. Onların bu şeyleri bildiğini söylemek, yanlışlığı zorunlu olarak bilinen şeylerdendir. Bilgi ve kudrete gelince mucizenin delaleti bunlara dayandığı için bu ikisi Hz. Peygamber’in (s.a.) peygamberliğinin sübûtunun dayandığı şeylerdendir. Dolayısıyla peygamberliği itiraf etmek ve bilmek, icmâlî de olsa bu iki sıfatı bilmenin delilidir. Bundan dolayı bu ikisi araştırılmamıştır.

İmam Râzî şöyle demiştir: “Hz. Muhammed’in (s.a.) peygamberliğinin doğruluğunun dayandığı esasların delilleri, bilcümle bilgiye sahip kimselerin de anlayacağı şekilde, açıktır. Zira bir bahçeye giren ve daha önce orada bulunmayan çiçeklerin çıktığını gören, sonra hepsi aynı oranda su, hava ve güneş ışığı aldığı halde bir tanesi hariç bütün taneleri kararmış bir üzüm salkımı gören kimse onu meydana getirenin muhtâr bir fâil olduğunu bilir. Çünkü muhkem fiilin, fâilinin bilgi ve ihtiyârına delaleti zorunludur. Yine mucizenin peygamberlik iddiasındaki kimsenin doğruluğuna delaleti de zorunludur. Bu esasları bildiğinde ise peygamberin doğruluğunu bilmesi mümkün olur.

Şu halde sâbit olmuştur ki, Islâm’ın esasları apaçıktır ve bu esasların delilleri de mücmel ve açıktır. Bundan dolayı araştırılmamıştır. Oysa ihtilaf edilen meseleler böyle değildir. Çünkü bu meseleler açıklık ve berraklıkta o esaslar gibi değildir, aksine bunlara dair kitap ve sünnette zikredilenlerin çoğu bu hususlarda yanlış düşüncedeki kimsenin, haklı olan kişinin getirdiği delille çeliştiğini hayal ettiği şeylerdir. Haklı ve haksızdan her biri kendi görüşüne uygun yorumun daha uygun olduğunu iddia eder. Dolayısıyla bunların, Islâm’ın doğruluğunun dayandığı şeylerden sayılması mümkün değildir. Bu sebeple de tekfire teşebbüs caiz değildir, zira tekfirde büyük hata vardır.”

Seyyid Şerif Cürcani – Mevakıf Şerhi,cilt:3,syf:648-652

Türkiye Yazma Eserler

Dipnot:

(1)-Hakim’i Şehid olarak meşhur Muhammed b.Muhammed b.Ahmed el-Mervezi ve el-Belhi’dir.

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*