Ehl-i Beyt’e Bakış Açımız-2

Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının Ehl-i Beyt’e dâhil olduğunun delîli önceki anlattıklarımızdır. Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in dâhil olmasının delili ise, onların Hazret-i Peygamber’in en yakın akrabaları ve ev ahâlisi olmalarıdır. Bir kısmı az sonra gelecek olan ve üzerlerini bir örtüyle örtme hâdisesini anlatan bazı hadisler de bu görüşü teyid eder. Bu hadislerden biri de Müslim’in (2424) Hazret-i Âişe’den(radiyallâhu teâlâ anha) yaptığı şu rivayettir: “Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)üzerinde siyah kıldan bir elbise varken bir sabah çıktı. Hasan b. Ali geldi ve Peygamber onu elbisesinin içine aldı. Sonra Hüseyin geldi ve o da yanına sokuldu. Sonra Fâtıma geldi Peygamber onu da içine aldı. Sonra Ali geldi ve onu da içine aldı. Sonra dedi ki: Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz yapmayı diler.”

Bu konudaki başka bir hadis de Tirmizî (2997) ve Hâkim’in(1) (2/316) Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)üvey evladı Ömer b. Ebî Seleme’den yaptığı şu rivayettir:”Ümmü Seleme’nin evinde Hazret-i Peygamber’e(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) “Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak diler.” ayeti nâzil olunca Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırıp onları bir örtüyle örttü. Ali de O’nun arkasındaydı. Onu da başka bir örtüyle örtüp şöyle dedi: ‘Allahumme! Bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir. O halde onlardan kiri uzaklaştır ve onları tertemiz yap.’ Bunun üzerine Ümmü Seleme dedi ki: ‘Ben de onlarlayım (değil mi) Ey Allah’ın Peygamberi? Peygamber dedi ki: Sen kendi konumundasın ve sen hayır üzeresin.”

Ayrıca Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in Ehl-i Beyt’ten olduğunu gösteren başka hadisler de vardır. Bu hadislerin hiçbirisinde Ehl-i Beyt’in onlarla sınırlı olduğunu gösteren bir şey yoktur. O yüzden Ehl-i Beyt’i onlarla sınırlayanlar(Rafızîler ve Ehl-i Sünnetten bir fırka) için bu hadislerde hiç bir delil yoktur.

Şevkânî Fethu’l-Kadîr isimli eserinde (4/270) şöyle der: “Üçüncü bir grup da ilk iki grubun arasında orta bir yol tutarak bu ayeti hem Hazret-i Peygamber’in hanımlarına hem de Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’e şâmil kıldı. Daha önce söylediğimiz gibi, Hazret-i Peygamber’in hanımları zaten bu ayetlerin siyâkında kastedilen kimseler oldukları ve O’nun (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) evlerinde ikâmet ettikleri için Ehl-i Beyt’e dâhildirler. Bundan önce İbn-i Abbâs ve başkalarından naklettiklerimiz de bu görüşü destekler mahiyettedir. Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in Ehl-i Beyt’e dâhil olmasına gelince bu da onların Hazret-i Peygamber’in akrabaları ve ev ahâlisi olmaları sebebiyledir. Zikrettiğimiz hadis-i şerifler de bunu desteklemektedir. Bu ayeti iki kısımdan birine has kılanlar, dâhil olması gereken kimselerin bazılarını dâhil etmelerine rağmen Ehl-i Beyt’e dâhil olması hususunda ihmâl edilmemesi gereken bazı kimseleri ihmâl etmişlerdir. Kurtubî ve İbn-i Kesîr gibi bazı muhakkik âlimler de bu görüştedir.”

Buraya kadar Allah Teâlâ’nın Ahzâb Sûresi’deki kelâmında vârid olan Ehl-i Beyt’le ilgili meseleleri anlattık.

Şimdi ise Müslim’in Zeyd b. Erkam’dan rivayet ettiği hadise gelelim:”Bir gün Rasûlullâh(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir su­yun başında bize bir konuşmak üzere üzere ayağa kalktı. Allah’a hamdu sena, bize vaazu nasihat ettikten sonra şöyle buyurdu: ‘Dikkat edin Ey Cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin Râsûlü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır emanet bıra­kıyorum. Bunların birincisi kendisinde doğru yol ve nur bulunan Allah’ın kitabıdır. İmdi Allah’ın kitabını alın ve ona sarılın!’ Daha sonra Allah’ın kitabına teşvik buyurup ona rağbet etmemizi öğütledi. Sonra: ‘Bir de Ehl-i Beyt’imi… Ehl-i Beyt’im hakkında size Al­lah’ı hatırlatırım!.. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım!.. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım!..’ buyurdu. Husayn Zeyd’e:

– Onun Ehl-i Beyt’i kimlerdir Ey Zeyd? Kadınları Ehl-i Beytinden de­ğil midir? diye sordu. Zeyd:

-Kadınları Ehl-i Beyt’indendir. Lâkin O’nun (burda kastettiği) Ehl-i Beyt’i ondan sonra kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselerdir, cevâbını verdi. Husayn:

-Kimdir onlar? diye sordu.

-Onlar Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Câfer’in ailesi ve Abbâs’ın ailesidir, dedi. Husayn:

– Bunların hepsi zekâttan mahrum mudurlar? dedi. Zeyd:

-‘Evet!’cevabını verdi.”

Bu hadiste geçen Ehl-i Beyt’ten murâd Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)ümmetine bıraktığı, kıyamete kadar onların arasında var olacak ve Tirmizî’de geçtiği gibi Havz-ı Kevser’de buluşuncaya kadar ayrılmayacak olan iki ağır emanetten birisidir. Tirmizî, Zeyd b. Erkam’dan şöyle rivayet ediyor:”Rasûlullâh (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) buyurdu ki: Ben size bir şeyler bırakacağım ki buna sarıldığınızda benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür: Gökten yere uzanan bir ip gibi olan Allah’ın kitabı ve yakınlarım, Ehl-i Beyt’im. Kıyamet günü havuz başında bana gelinceye kadar bu iki şey asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Benden sonra bu iki şeye karşı nasıl davranacağınıza dikkat edin.”(2)

Tirmizî’nin Zeyd b. Hasan’dan, o Câfer b. Muhammed’den, o babasından, o da Câbir b. Abdullâh’tan rivayet ettiği başka bir hadiste Câbir b. Abdullâh şöyle dedi:”Resûlullah sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellemi hacda arefe günü Kusva isimli devesine binmiş hutbe verirken gördüm, şöyle diyordu: “Ey İnsanlar! Size iki şey bırakıyorum ki onlara uyarsanız asla sapıklığa düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve yakınlarım olan Ehl-i Beyt’im.”(3)

Bu üç hadiste Ehl-i Beyt’ten maksat Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) yakın akrabaları/ıtretidir (عترته). Bundan dolayı Tirmizî hadisinde Ehl-i Beyt tabiri ıtreti açıklayacak şekilde gelmiştir. Kişinin ıtreti hanımlarını kapsamaz. Es-Sıhâh ve el-Kâmûsu’l-Muhît isimli sözlüklerde “Kişinin ıtreti onun nesli ve aşîretinden kendisine en yakın olanlardır” diye geçmektedir. Esâsu’l-Belâğa’da “Kişinin ıtreti çocukları, çocuğunun çocukları, amca çocukları ve bunların devam eden nesilleridir.” şeklinde geçmektedir.

Bundan dolayı Müslim’in rivayetinde Zeyd b. Erkam,hanımları Ehl-i Beyt’ten saymadı. Yalnız naklettiğimiz o rivayette “Lâkin O’nun (burada kastedilen) Ehl-i Beyt’i ondan sonra kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselerdir” diyerek meseleyi vuzûha kavuşturdu: Yani Zeyd önce Hazret-i Peygamber’in evinde ikâmet eden Ehl-i Beyt mânâsında hanımlarının Ehl-i Beyt’inden olduğunu ve onlara hürmet göstermenin ve haklarını muhâfaza etmenin vacip olduğunu tasdik etti. Sonra da yaptığı açıklamayla onların, nesep ve ıtret yönünden Hazret-i Peygamber’in(sallallâhu aleyhi ve selem)Ehl-i Beyt’inden olmadıklarına ve de Hazret-i Peygamber’in(sallallâhu aleyhi ve sellem) sonrakilere bıraktığı ve kıyamete kadar var olup Müslümanların kendilerinden fayda göreceği zikredilen ağır emanet anlamındaki ehli beyten olmadıklarına işaret etti. Çünkü hanımları Rasûlullah’ın(sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem) vefâtından kısa bir süre sonra vefât ettiler.

O halde Ehl-i Beyt tabiri için iki farklı kullanım söz konusudur. Birine Hazret-i Peygamber’in hanımları dâhil iken, diğerine dâhil değildir. Böylelikle Müslim’in rivayet ettiği iki hadisinin arasını bulmamız mümkün olur. Şöyle ki rivayetlerin birinde Zeyd, hanımların Ehl-i Beyt’ten olduğunu söylemesine rağmen diğerinde Husayn’ın “Ehl-i Beyt kimlerdir? Hanımları değil midir?”sorusu üzerine “Allah’ın adına yemin ederim ki değildir” diyerek onları Ehl-i Beyt’ten saymadı ve sonrasında sözünü şöyle gerekçelendirdi: “Şüphesiz kadın zamanın belli bir diliminde kişiyle beraber olur ve sonra bu kişi onu boşar da kadın babasına ve aşîretine geri döner.” Sonra Zeyd dedi ki: “Hazret-i Peygamber’in Ehl-i Beyt’i ondan sonra kendilerine zekât almak haram olan asıl ve yakın akrabalarıdır.” Böylece Zeyd bu hadiste geçen Ehl-i Beyt tabirinin ıtret ve neseb yönünden Ehl-i Beyt mânâsına geldiğini, ev halkını kapsamadığını ifade eder.

Müslim’in (1072) Abdulmuttalib b. Rabîa b. el-Hâris’ten rivayet ettiği hadis-i şerîf Hazret-i Peygamber’in(sallallâhu aleyhi ve sellem) amcaoğullarının da Ehl-i Beyt’e dâhil olduğuna delildir: Abdulmuttalib ve Fadl b. Abbâs, evlenmelerine yardımcı olacak bir mala kavuşabilmek gâyesiyle Rasûlullâh’tan(sallallâhu aleyhi ve sellem) zekat memuru tayin edilmelerini talep ettiler… Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki zekât âl-i Muhammed’e lâyık değildir. O, ancak in­sanların kirleridir.” Daha sonra o ikisinin evlendirilmesini ve kendilerine humusun humusu (beşte birin beşte biri) verilmesini emretti.

İmam Şafiî ve İmam Ahmed b. Hanbel, kendilerine zekât vermenin haramlığı husûsunda Muttalib oğullarını da Haşim oğulları gibi değerlendirmiştir. Çünkü onlar da kendilerine humusun humusu (beşte birin beşte biri) verilmesi hususunda Haşim oğullarıyla ortaktırlar. Bu da Buhârî’deki rivayetten (3140) dolayıdır. Buhârî’de Hazret-i Peygamber’in Muttalib ve Haşim oğulların bir olduğundan onlara humustan pay vermesine rağmen Abdişems ve Nevfel oğullarına pay vermediği geçmektedir.

Burada daha evvel bahsi geçen Ahzâb Sûresi’ndeki ayet ve üç hadisle alakalı önemli bazı meselelere dikkat çekmemiz gerekiyor.

Birinci Mesele:

Ayet-i kerimede geçen Ehl-i Beyt’le ilgili üç görüş vardır: Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarına has olması, Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’e has olması ve de en sahih görüşe göre iki kısmı da kapsaması.

Hazret-i Peygamber’in üzerlerini bir örtüyle örttüğü meseleyi anlatan hadislere gelince bunların çoğu Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin hakkında vârid olmuş olup Hazret-i Peygamber (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)de bu fiili ve söyledikleriyle onların ayet-i kerimede geçen Ehl-i Beyt’e dâhil olduklarını göstermiştir; yoksa Ehl-i Beyt’in yalnızca onlardan oluştuğunu kastetmemiştir. Bu fiili ancak ayette geçen Ehl-i Beyt’e onların da dâhil olduklarının vuzûha kavuşması için yapmıştır. Şayet böyle yapmasaydı ayetin öncesi ve sonrasındaki hitâp Hazret-i Peygamber’in hanımlarına yönelik olduğu için onların ayete dâhil olmadıkları vehmedilebilirdi. Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarının ayete dâhil oldukları zaten ayetin onlara hitâp bağlamında gelmesinden ve de evinde ikâmet etmelerinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bunu özellikle vurgulamaya ihtiyaç duyulmadı. Nitekim örtme hadislerinin bazısında Ümmü Seleme’nin Ehl-i Beyt’e zaten dâhil olduğunu ifade eden Hazret-iPeygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)açık bir beyânı vardır.

Âlûsî der ki: “Ümmü Seleme’nin “Ey Allah’ın Resûlü! Ben de Ehl-i Beyt’ten değil miyim?” demesi üzerine Hazret-i Peygamber’in “Tabi, Allah’ın izniyle” dediği sahih bir nakille gelmiştir. Başka rivayetlerde de onun Hazret-i Peygamber’e(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) “Ben senin Ehl’inden değil miyim?” demesi üzerine Hazret-i Peygamber’in “Tabiî ki!” cevabını verip elbise altındakilere yaptığı duayı bitirdikten sonra onu da elbisenin altına aldığı geçmektedir. Ayrıca başka rivayetlerde Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin(radiyallâhu teâlâ anhum) dışında diğer akraba, kız ve hanımlarını da elbisesinin altına topladığı haberi gelmiştir.”

Bununla birlikte üzerlerini örtme hâdisesini anlatan rivayetlerdeki ihtilaf bu fiilin Hazret-i Peygamber’den(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) birkaç defa sâdır olduğuna delâlet eder. Yani bir defa Ümmü Seleme’nin evinde, bir defa Fâtıma’nın evinde ve başka bir defa da Hazret-i Âişe (radiyallâhu teâlâ anhunne) evinde vâki olmuştur. İşte bundan dolayı elbisenin altına girenlerin şahısları ve sayılarında ihtilaf olmuştur. Âlûsî şöyle diyor: “İbn-i Hacer, -bazı farklı rivayetlerin sahih olmaları takdirinde- ayetin iki kere nâzil olmasıyla durumun açıklanabileceğini söylemiştir.” (Rûhu’l-Meânî – 22/15)

Müslim’in rivayet ettiği Zeyd b. Erkam’ın hadisinde ve Tirmizî’nin rivayet ettiği iki hadiste Ehl-i Beyt, Hazret-i Peygamber’in yakın akrabalarına/ıtretine has olup Hazret-i Peygamber’in(sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem) hanımlarını kapsamamaktadır. Lakin ıtretinin hepsini içine alır. Kişinin ıtreti, onun nesli, aşiretinden en yakın olanları, akrabalarının çocukları, çocuklarının çocukları ve amcaoğullarından devam eden nesilleridir. Sadece Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’e veya ikisinin soyundan gelenlere mahsus değildir. Aksine Arapçadaki kullanım gereği amcaoğullarından olan akrabalarına ve bunların soyundan gelenlere de şâmildir.

Zeyd b. Erkam kendilerine zekât verilmesi haram olanlarla sınırlayarak Ehl-i Beyt’i Hazret-i Ali, Hazret-i Akîl, Hazret-i Câfer ve Hazret-i Abbâs’ın ailelerinin oluşturduğunu söyledi. Bu, Zeyd’in kendilerine zekât verilmesi haram olan kimselere dair yaptığı ictihadın neticesidir. O yalnızca bu dört sınıfa zekâtın haram olduğunu düşünüyordu. Onlar da Haşim oğullarıdır. Çünkü Haşim’in soyu sadece Abdulmuttalip’ten devam etmiş. Bazı âlimler ise zekâtın haram olduğu kimselere hem Haşim oğullarını hem de Abdulmuttalip oğullarını dâhil etmiştir. Bu da İmam Şafiî ve İmam Ahmed’in mezhebidir. Bu âlimlere göre Ehl-i Beyt Haşim oğulları ve Muttalip oğullarıdır. En doğru görüşe göre ise Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımlarına zekât verilmesi haram değildir.

Böylece bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur’an ve Sünnete göre Ehl-i Beyt, Hazret-i Peygamber’in (sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem)hanımları, evlatları, Hazret-i Ali, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hasan’la Hazret-i Hüseyin ve onların neslinden gelenler, Hazret-i Fâtıma’nın Hazret-i Hasanla Hazret-i Hüseyin dışındaki nesli, Hazret-i Ali’nin Hazret-i Fâtıma dışındakilerden olan nesli, Hazret-iAkîl, Hazret-i Câfer ve Hazret-i Abbâs’ın aileleridir.

Aynı şekilde İmam Şafiî gibi çoğu âlime göre Abdulmuttalip oğulları da Ehl-i Beyt’tendir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet’e göre herhangi bir kayıtla kullanılmadığında Ehl-i Beyt’ten anlaşılan kimseler bunlardır. Yani Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in hanımları ve Haşim oğullarının tamamı veya onlarla beraber Muttalip oğullarıdır.

Muhammed Salih Ekinci

Dipnotlar

1-Hâkim’in sahih hükmüne Zehebî de muvafakat etmektedir.

2-Tirmizî bu hadis hasen-garîbtir dedi.

3-Tirmizî dedi ki: Bu hadis bu vecihle garîb-hasendir.Bu konuda Ebû Zer, Ebû Saîd, Zeyd b. Erkam, Huzeyfe ve İbn-i Esîd’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*