“eğer gerçek peygamber olsaydı yenilmezdi”


İslamoğlu, Yahudileşme Temayülü;

Mesihçi ve mehdici mantık, hep Bedir beklentisi içerisindedir. Muhtemel bir Uhud, ütopyacının tüm hayallerinin yıkılmasına, ümidinin kırılmasına sebep olur. Hatta, Uhud savaşında olduğu gibi, kimileri, kendilerini yenilmezliğe şartladıkları için, yenilgiyi görünce “eğer gerçek peygamber olsaydı yenilmezdi” diyerek irtidat eder, sahabe olarak geldiği Uhud’dan mürted olarak dönerler. (1)

 

Tenkit:

İslamoğlu, bu cüretkar sözleriyle sahabiye çok ağır bir hakaret savurmuştur..Güya sahabi bile Mehdici mantıkla hareket etmiş ve en ufak bir yenilgide hemen saf değiştirmiştir..İslam tarihi şahittir ki Sahabinin içinde bu gibi kaypak şahsiyetler yoktur..İslamoğlu, münafıklarla ilgili rivayetleri sahabiye tatbik etmektedir..Yazar, Sahabi’yi lügavi manada alıyor olacak ki Şia’nın bu terime yüklediği mananın bir benzerini yükleyerek münafıkları da sahabi kabul ediyor..Aksi taktirde Mümin olarak gelip te mürted olarak savaş meydanından ayrılan kişiyi göstermek zorundadır..Tarihen sabittir ki “Eğer gerçek peygamber olsaydı yenilmezdi” sözü mümin olan sahabilere değil Yahudilere ve münafıklara aittir..Böyle bir mantığın altında imanın henüz kalbe hiç girmediğinin izlerini bulmak mümkündür..

Münafıklarla Yahudilerin Nifak ve Fesada Koyulmaları

Uhud savaşı bir bela, bir imtihan, herkesin içindekini dışına vurma günü olmuş; mü’mini, münafıkı ayırt etmişti.[1]
Münafıklar; Müslümanların şehitlerine ağlayıp sızlamalarını Müslümanları Peygamberimiz Aleyhisselamdan ayırmak için bir fırsat saydılar.
Yahudilerin hıyanet ve yaramazlıkları da açığa çıktı.
Medine’de nifak ve fesat kazanı kaynamaya başladı.
Yahudiler, Peygamberimiz Aleyhisselam hakkında:
“Eğer gerçekten peygamber olsaydı, Kureyş müşriklerini yener, onlara yenilmezdi! Kendisinin hükümdarlıktan, saltanattan başka bir maksadı yoktur!” diyorlardı.
Münafıklarda aynı şeyi söylüyor, yaralı Müslümanlara:
“Bize itaat etmiş olsaydınız, uğradığınız musibete uğramazdınız!” diyorlardı.[2]

Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve onunla birlikte olan münafıklar, Peygamberimiz Aleyhisselamla sahabilerinin yaralanmış olmalarına seviniyorlar, çirkin sözler söylüyorlar, yaygara koparmaktan geri dur­muyorlardı.
Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Uhud’da yaralanmış olan oğluna:

“Sen benim görüşümü dinlemeyen, gençlerin görüşüne uyan Muhammed’le Uhud’a gitmeseydin, bu musibete uğramazdın! Vallahi, ben işin bu sonuca varacağını görür gibiydim!” diyor, oğlu Abdullah ise:
“Allah’ın Resulüne ve Müslümanlara yapmış olduğu şeyde, muhakkak, hayır ve hikmet vardır!” diy­erek cevap veriyordu.[3]

—–

[1] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 112.
[2] Beyhaki, Delâilü’n-nübüvve, c. 3, s. 216-217, Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 4, s. 48.
[3] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 317.
[M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/220-221.]

*
(1) Mustafa İslamoğlu , Yahudileşme Temayülü, s. 268.

 

http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/08/islamoglu-yahudilesme-temayulu-mesihci.html

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*