Eflatun Hakkında


Eflatun, Grek-Latin-Kilise diyarının fikriyatı açısından bakarsak, yazılı metinlerindeki “kavram çeşitliliği” itibariyle bu diyarın en “zengin” “düşünür”üdür.

Ancak, talebesi Aristoteles, Eflatun’un “kavram sistematiğini “empirik” esaslı bir zemine indirerek “saptırmış”tır. Daha sonra gelen Yeni-Eflatun’cular, bu sistematiği “esoterik” bir zemine oturtarak geliştirmek istemişlerse de, bu çabalar bir yerlere varmadan “sönmüş”tür.

Grek-Latin-Kilise diyarındaki fikir tarihi kitaplarında Eflatun ile alakalandırılan Leibniz, Hegel, Schopenhauer gibi düşünürlerin de, Eflatun ile, kendi söylemleri bakımından bir yakınlıkları bulunmaz.

Son dönemde, Heidegger’in, “Eflatun terminolojisi”nin bir kısmı üzerinde yürüttüğü “kazı çalışmaları” da sonuç vermemiş, Heidegger’in pulluğunun Eflatun’un tarlasında takıldığı küpler hep boş çıkmıştır. Heidegger, işin aslını bilse bu tarlayı ve benzerlerini alt üst ederek ömür tüketmezdi.

Şimdi soralım: Anadolu mayası itibariyle, Eflatun “kim”dir ? Cevap verelim: Anadolu mayası itibariyle Eflatun, “Musa’nın kelam ilmi”ni, “malumat dairesi”nde “kısmen” alarak, “Grek teolojisi”nin zemininde ve “rasyonalite” esasında aktaran ve anlatan bir Grek-Latin-Kilise diyarı “düşünür”üdür.

Bir “ilim”in, “malumat dairesi”nde “alınması” demek, bu “ilim”in “esas”ının kaybedilerek, “söylem”inin “esas” “alınması” demektir. “Esas” kaybedildiğinde, “söylem”, “esas” olarak bir değer ifade etmez. “Esas”ı “söylem olan”, “aşina” görünebilir, ancak, bunun, söylemin esası ile alakası bulunmaz.

Bu itibarla, aşinalığı esas’a almadan, önce, “söyleven”in “kim”liğine bakmak gerekir.
“Kim”liği itibariyle Eflatun, yukarıda belirttik, birbiri ile “aykırılık” ve “uyuşmazlık” gösteren birkaç “esas”dan mürekkeptir. Eflatun’a mahsus bu “‘kim’lik terkibi”nin, Grek-Latin- Kilise diyarında açılma imkanı bulunmaz. Bu diyar itibariyle, Eflatun’un “‘kim’lik terkibi”, “kapalı”dır.

Eflatun’un “Kilise”den uzak tutulmasının zemininde, Eflatun’un fikri esasının, “Musa’nın kelam ilmi” ile ilgili “kısmi malumat”a dayanması yatmaktadır. Eflatun’un, bu “malumat”ı, Mısır’da bulunduğu yıllarda öğrenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Yazılı metinlerinde, bu malumatı “Sokrates’in görüp geçirdikleri” olarak, bunlara “bağlayarak” anlatması, metinlerine “esoterik” bir atmosfer sağlamakta ve Eflatun’un da “philo-sop- hos”, üstelik de “sophos” olduğu izlenimine yolaçmaktadır.
Eflatun’un, yazılı metinlerinde eleştirdiklerinin başında “sophist” gelir; bunlardan birinde de “sophist”i etraflı bir şekilde inceler.

“Sophist”, Eflatun’a göre, kendisini “eğitmen” olarak takdim eden ve icraatı itibariyle de aynen öyle görünen, ancak esasında “zengin genç’leri bir “köpeğin” yaptığı şekilde dişlerinin arasına alarak bu yolla kendisine “çıkar” sağlayan bir “iktidar avcısıdır.

“Sophist”i, saklandığı yerden dışarı çıkartmak, “kimliği”ni görünür kılmak çok zordur ve bu ancak “sophos”a mahsustur. Bu metni okuyup anlayan ve de benimseyen zanneder ki, önündeki en önemli tehlike “sophist” tir. Oysa, farkedemez ki önündeki en önemli tehlike, “sophist”i de kendisine bildiren “Eflatun” dur.

Bu bölümde anlattık: “Asli özgürlük”ün önündeki engel Grek-Latin-Kilise diyarıdır. Çünkü, “ferdi birey”in esası, ”asli özgiirlük”tür ve “asli özgürlük”, bu diyarda “kapalı”dır. Eflatun, bu diyarda “asli özgürlük”ün önünde farkedilmesi en zor olan “engel” dir.

Eflatun, “Musa’nın kelam ilmi”ni, “malumat dairesi”nde “kısmen” alarak, “Grek teolojisinin zemini”nde ve “rasyonalite” esasında aktarmıştır. Yazılı metinlerde önerdiğinin esası, bu zemin ve malumat itibariyle “rasyonel yeti “yi, “katman” lara ayırmaktır. Önerdiğinin esası, “rasyonal yeti’nin ‘gözlüğü’nü kırıp”, “birey”i “dönüştürerek” “özgür kılmak” değildir.

Eflatun’un, metinlerinde öne çıkardığı “noetik” faaliyetin, esasında, “mathesis” gibi bir “rasyonel yeti katmanı”na dayandığı anlaşılırsa, “meteksis” ile kastettiğinin yeni katman itibariyle ortaya çıkan “kavram”a “geçiş” olduğu görülürse, “meta- bole” ile kastettiğinin, esasen bu yeni katman itibariyle ortaya çıkan bir “kavram değişikliği” olduğu bilinirse ve “aletheia”nın da bu yeni kavramın “açılması”ndan ibaret olduğu farkedilirse, bu husus kolayca anlaşılacaktır.

“Mağara” “benzetme (istiare)”si de, ancak bu cihetten anlaşılabilir. Eflatun’un fikriyatı itibariyle, “mağaradan çıkış”, “hislerin dünyası”ndan kurtulup, “noetik” esasa ulaşmaktır. “Noetik” faaliyet neticesinde, “şey”, hislere bağımlı kalınmadan, “görülebilir” esası, yani “eidos” cihetinden idrak edilir. “Idea” olarak da isimlendirilen bu “idrak”, esas itibariyle, “rasyonel yeti”nin, Eflatun’un tabiriyle “noetik” katmanına aittir.

Bunların ve benzeri “muhakeme”lerin, “ferdi birey”in “gönül” cihetinden “hakikat”i ile, “maya”sı ile hiçbir alakası bulunmaz. Bu hususu daha fazla açmayacağız.
Eflatun, metinlerinin esasına aldığı “malumat”ın mahiyeti, bu “malumat”a zemin olarak seçtiği “Grek teolojisi” ve bu “malumat”ı Sokrates vasıtasiyle aktarma şekli itibariyle, “tabiyet’’isteyen bir fikriyatçıdır. Bu bakımdan, kendisine, kendi nezdin- de biçtiği paye, Anadolu mayası bakımından hiç de muteber degildir. Anadolu mayasının “ferdi birey”i, “hür”dür.

Eflatun, Sokrates’in ağzından, “dünya”yı bir “hapishane” olarak anlatır; aynen “sophist”i de anlattığı gibi. Oysa, “Eflatun’un hapishanesi” bu metinlerde görünmez.
Eflatun hakkında yukarıda kısaca bahsettiklerimiz dikkate alınırsa, Eflatun’un, “asli özgürlük”ün önünde zor farkedilen bir “engel” olduğu ve fikriyatının bir “hapishane” oluşturduğu anlaşılır. Çünkü, Eflatun’un fikriyatının esası, “özgürlük” sağlayacak bir “dönüşüm” değildir; aksine, bu “dönüşüm”ü “kapatan” bir “rasyonalite”dir.

Anadolu mayası açısından bakarsak, Eflatun’a uymakla ve tabi kılınmakla, sadece, Eflatun’un inşa ettiği “Eflatun rasyona- litesi’nin hapishanesi”ne dahil olunur.
Eflatun’a tabi olup da, “Eflatun rasyonalitesi’nin hapishanesi”ne düşenler, “sophos’un, yani Eflatun’un, kendilerini ‘döndürmesi’ ” neticesinde “sophia”nın diyarına ulaşmış olduklarını zanneder.
Oysa, Eflatun’un “döndürmesi”, sadece, ortaya koyduğu “rasyonalite katmanları” arasında ve “rasyonalite” esasında bir “geçiş” dir; “rasyonalite yetisi”nin “aşılması”nı temin eden ve “özgürlüğe yönelten” bir “dönüşüm’’, bir “mayalânma” değildir.

Bu mahpuslar, yazıktır, bilemezler ki “Eflatun rasyonalitesi’nin hapishanesi”nde “gördükleri”, aslında muhayyilelerinde ortaya çıkarılan “serap” tır…

Prof.Dr.Yalçın Koç – Anadolu Mayası,syf:58-61

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*