Dualarda Ellerin ve Yüzlerin Ğöğe Çevrilmesinin Sebebi Nedir? ve Cariye Hadisi

Dualarda Ellerin ve Yüzlerin Ğöğe Çevrilmesinin Sebebi Nedir? ve Cariye Hadisi

Şöyle denirse: Allah üst yönde değilse, şeriatın ve (insan) tabiatı­nın bir gereği olarak, dualarda ellerin ve yüzlerin göğe çevrilmesinin sebebi nedir? Ayrıca Peygamberin (s.a.s.) özgürlüğüne kavuşturmak iste­diği ve mü’min olduğunu kesin olarak bilmek istediği bir câriyeye “Allah nerede?” diye sormasının anlamı nedir? Bu soru üzerine cariye göğü işa­ret etmiş, Peygamberimiz de onun mü’min olduğunu söylemiştir.(Ebu Davud,İman 19)

Birinci soruya cevap şudur: Şüphesiz bu söz, “Allah, evi olan Ka‘be’de değilse, niçin onu haccediyor, ziyaret ediyor ve namazda ona yöneliyoruz? Allah yeryüzünde değilse, niçin secdede alınlarımızı yere koyarak boyun eğiyoruz?” diyen kişinin sözüne benzer. Bu ise bir heze­yandır.

Bilakis bu kimseye şöyle demek gerekir: Şeriatın namazda kulların Ka’be’ye dönerek namaz kılmasındaki amacı, onların tek bir yöne döne­rek [ibadet yapmalarını] sağlamaktır. Şüphesiz bu, farklı yönlere dönüp durmaya nisbetle, huşuya ve kalb huzuruna daha yakındır. Sonra, yönel­menin imkânı bakımından tüm yönler birbirine eşit olduğunda, yüce Allah özel bir yeri, orayı yücelterek (ta’zim) ve saygınlık kazandırarak (teşrifi belirlemiş ve burayı kendine nisbet ederek şerefli kılmıştır. Böylece oraya dönenlere mükafat vermek amacıyla orayı şerefli kılmış, kalpleri oraya yöneltmiştir. Allah’ın evi namazın kıblesi olduğu gibi, gök­yüzü de duanın kıblesidir. Namazda ibadet edilen, duada kendisine yönelinen varlık, evde ve gökte bulunmaktan münezzehtir, Sonra,duada gökyüzüne işaret etmekte, buna benzer şeylere dikkat eden bir kimsenin değerini kavrayacağı ince bir sır vardır. Bu sır, kulun ahirette kurtulmasının ve başarıya ulaşmasının, özünde Allah’a karşı mütevazı olması ve  Rabbini yüceltmeye inanmasıyla gerçekleşmesidir.

Tevazu ve yüceltme kalbin fiillerindendir, bunların aleti ise akıldır. Organlar ise kalbi temizlemek ve arındırmak için kullanılır. Kalp, organların faydalı işlere devam etmesinden etkilenen bir yapıda yaratılmıştır. Organlar da kalbin inandığı şeylerden etkilenir. İnsanın, değerini bilmek suretiyle aklı ve kalbiyle kendi özünde mütevazı olmasından kastedilen şey, yüce Allah’ın yüceliği ve üstünlüğü karşısında, varlıktaki mertebesinin düşüklüğünü bilmesidir. Onun mütevazı olmasını gerekti­ren bu düşüklüğünü gösteren delillerin en önemlisi, topraktan yaratılma­sıdır. Bu nedenle insan, uzuvlarının en değerlisi olan yüzünü, nesnelerin en zelili olan toprağa koymakla yükümlü tutulmuştur. Böylece kalbi, alnını yere koyma davranışı sayesinde tevazuyu hisseder. Bu sayede beden, hakir ve değersiz olan toprağı kucaklayarak, mümkün olan şekil­de, cisminde, şahsında ve suretinde mütevazı olur. Akıl da, yaratıldığı şeye bakarak, seviyesini, mertebesinin düşüklüğünü ve konumunun değersizliğini bilir ve uygun olan şekilde Rabbine karşı mütevazı olur.

Bunun gibi, Allah’ı yüceltmek, kalbin vazifesidir ve onun kurtuluşu bundadır. Diğer organların da yapabildikleri ölçüde bu işte ona iştirak etmeleri gerekir. Kalbin Allah’ı yüceltmesi, bilgi ve inanç yoluyla, O’nun mertebesinin yüceliğine işaret etmesidir. Organların yüceltmesi ise, yönle­rin en yücesi ve itikadların en üstünü olan üst yöne işaret etmekle olur. Bir organın [bir şeyi] yüceltmesinin amacı, onun bu yönlerde kullanılmasıdır; öyle ki, insanlar arasındaki konuşmalarda alışkanlık haline gelen şey, insanın bir başkasının mertebesinin yüceliğini ve manevi derecesinin {velayet) büyüklüğünü açıklarken “Onun yeri göğün yedinci katındadır” demesidir. Burada o mertebenin üstünlüğüne dikkati çekerken, mekânın yüceliğine benzeterek bunu yapmaktadır. İnsan, konumunu yüceltmek istediği bir kişiyi yüceltirken, başıyla göğe işaret ederek onun yerinin gökte, yani yukarıda olduğunu söyler.Burada gökyüzü, yüceliğe (işaret etmekten) ibarettir.

Şeriatın insanların kalplerini ve organlarını, Allah’ı yüceltmeye sevk ederek nasıl lütufta bulunduğuna bir bak! [Buna karşılık) ileri görüşlülüğü (basiret) azalan bir kimse, organların ve cisimlerin dış görünüşle­rine yönelerek, kalbin sırlarını ve O’nu yüceltmek için yön belirlemeye ihtiyaç olmadığını bilmeyerek, organların işaret ettiği bu yönü asıl zanneder. Bu kimselerin, buradaki birinci ilkenin (mazınne) Allah’ı kalp ile yüceltmek olduğunu, O’nu yüceltmenin ise mekânın yüceliğine değil, mertebenin yüksekliğine inanmakla olduğunu, organların ise bu konuda mümkün olduğu kadar yüceltme hususunda kalbe uyum sağlayan tabiiler ve hizmetçiler olduğunu, organların ancak yönlere işaret edebildiklerini ve yüceltme niyetiyle yüzlerin gökyüzüne yükseltilmesindeki sırrın da bu olduğunu bilmeyerek nasıl câhil olduklarına bir bak! Buna dua sırasında yapılan başka bir şey daha ilave edilebilir: Dua, Allah’ın nimetlerinden birini istemekten başka bir şey değildir. O’nun nimetinin hâzineleri gök­ler, rızıklarının bekçileri ise göklerde bulunan meleklerdir. Bunlar rızıkları dağıtmakla yükümlü varlıklardır. Yüce Allah, bu hususta şöyle demiştir: “Rızkınız ve size vaad edilenler göktedir.” [ez-Zâriyât 51/22] İnsan tabiatı, elde edilmek istenilen bu rızkın bulunduğu mahzene doğru yüzünü dönmeye meyillidir. Krallardan rızık bekleyenler, mahzenin kapısında rızık dağıtıldığı haberini aldıklarında, kralın orada bulunduğuna inanmasalar da, yüzlerini ve kaplerini buraya doğru dönerler. İşte din adamlarının yüzlerini göğe çevirmelerinin doğal ve dinî sebebi de budur. Halk tabakasına {avam) gelince, onlar ibadet ettikleri varlığın gökte olduğuna inanırlar. Onların göğe işaret etmele­rinin nedenlerinden biri de budur. Rab edinilen varlıkların da Rabbi olan Allah, sapkınların inandıklarından üstündür, yücedir.

Hz. Peygamberin (s.a.s.) göğe işaret ettiği zaman, câriyenin imanına hükmetmesi konusuna gelince, bu sayede bir mesele daha açıklığa kavuşur. Şöyle ki, dilsiz bir kimsenin bir mertebenin yüceliğini anlatması için, yukarı yöne doğru işaret etmesi dışında bir çaresi yoktur. Bahsi geçen bu câriyenin de dilsiz olduğu rivayet edilmiştir. Onun putperestler­den ve ilâhların puthanede olduğuna inananlardan olduğu sanılıyordu. Bu nedenle inancı sorgulandığında, göğe işaret ederek ibadet ettiği varlı­ğın zannedildiği gibi puthanede olmadığını anlatmak istemiştir.

 

İmam el Gazzali – İtikadda Orta Yol (Klasik Yayınları)

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*