Dini Goldziher’den öğrenmek


Ulemaya, geleneğe, hadise, fıkha, ilmihale ve tefsire nefretle bakan bir nesille karşı karşıyayız. Böyle deyip de bir karamsarlığa yol açmak istemiyorum. Şu bir gerçek ki, neslin bir kısmı böyledir ve bunlar marjinaldir. Vucudu saran kanser hücresi mesabesinde değiller. Aslında iyi huylu ur olarak kaldıkları müddetçe problem de yok. Ancak ur urdur, her an tayakkuzda olunması gerekir. Kur’an’ı, artık nerede, ne zaman, nasıl bilemiyoruz, ama bastırılmış duygularım tatmin aracı haline getiren bir marjinal kuşağın tahrip ve tahrifiyle yüz yüzeyiz.

Bu kuşak ulemaya nefretini kusarken oryantalistlere alabildiğine kredi açmış ve din adına onlardan öğreneceğimiz çok şeyin olduğunu söyleyebilmişlerdir. Yukarıdan beri alıntılar yaptığım, adını anmaktan bile hicap duyduğum, ama mecbur kaldığım, yazarı bile belli olmayan “Kuran’daki Din” adlı kitap bu nefreti gözler önüne seriyor. Önce sadece Kur’an’ın delil olduğu ortaya konulur:

“Din tüm insanların anlaması için mi yoksa sadece üç dört kişinin anlaması için mi indirildi? Peygamberimizin mezhebi var mıydı? Dört halifenin mezhebi neydi? Kuran’da Hanefilik, Şafilik, Şiilik, Vahhabilik şeklinde mezhepler mi var, yoksa tek bir dinden mi bahsediliyor? Kuran dinin rehberi diye kendinden mi bahsediyor, yoksa Buhari’den, Müslim’den, ilmihallerden, Muvatta’dan mı bahsediyor? Kuran ayetlerini inceleyip, bu soruların cevabını bulalım ve Kuran’ın dinin tek kaynağı olarak yeterli olup olmadığını yine Kuran’dan hareketle tespit edelim:

“Biz bu kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.” (Nahl, 89)

Görüldüğü gibi ayette, Kuran’ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir. Kuran dinle ilgili her şeyi açıklıyorsa Buhari ve Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah dinle ilgili her şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken niye hâlâ Hanbeli, Şafi, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezhepleri dini kimliğimizin bir parçası olarak kabul ediyoruz? Neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olan) diye isim takmışken Sünni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri kullanıp, Allah’ın bize verdiği ismi yetersiz görüyoruz?”

Herşey açık! Dini geçtim, kültür, medeniyet, ilim, gelenek adına ne varsa hepsine toptan açık bir saldırı var! Bir vatan evladının nasıl ki, atalarına biraz saygısı olması gerekiyorsa, bir müslümanın da kendi ulemasına, kültür ve medeniyetine biraz saygısı olması gerekmiyor mu? Bunların tavırları cumhuriyeti kurup Osmanlıyı toptan reddeden gardorap Kemalistlere benzemiyor mu? Şiayı, vehhabiliği, ve ehl-i sünneti aynı kefeye koyup elmalarla armutları karıştırmıyorlar mı? Ama onlar açısından bu karıştırma değil! Çünkü tarih yok, kültür ve medeniyet yok, hadis ve ashap yok, ulema ve mezhep yok! Velhasıl hiçbir şey yok, sadece ve sadece Kur’an var!

Tarihine, ulemasına, medeniyetine saygısı olmayan bu guruhun -‘sadece Kur’an yeter” kuru gürültürüsüne kim inanır, kim kanar acaba? Tahribatı gizlemeye bile gerek duymuyorlar! Şimdi de oryantalistlerden nasıl istifade edileceğini utanmadan şöyle ifade ederler:

“Geleneksel anlayışı savunanlar, sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlara kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının hadislerin güvenilmezliğini ifade etmelerine de kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun, bizi ilgilendiren, onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin, kimi çalışmalarında, hem ciddi hem de düşünülmesi gereken hususları gündeme getirdikleri bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız.

Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın, Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok husus olduğu kanaatindeyiz.

Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi ve Hıristiyan din adamları) sözleri, İncillerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu İkinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, el-Akide ve’ş-Şeria)

Oysa tâ başlangıçtan itibaren israiliyat konusuna İslam alimleri dikkatleri çekmiştir. Ama anlaşılan bu önemli değil! Önemli olan Goldziher’in dediğidir. Neden? Çünkü Goldziher, hadisin düşmanıdır, alimlerin düşmanıdır. O halde “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” mantığı burada devreye giriyor. Keşke dostlarım biraz tanıyabilseydiler! Keşke dostlarının Kur’an’ı nasıl gördüklerini de bir bilseydiler! Onların hadis karşıtılığı, dini uydurmalardan arındırma amacına matuf değil! Tam aksine İslam’ın Kur’an dahil bir uydurmalar dini olduğunu göstermektir. Onların amacı, hadisi devre dışı bırakarak sahih İslam’ı, yani Kur’an’ı ortaya çıkarmak değil, Kur’an’da dahil, hicri 2 asırda oluşan beşerî ürünlerin hepisinin İslam’ı temsil ettiğidir. İslam eşittir bu beşeri ürünlerdir.

Ulemaya su-i zan, kafire hüsn-i zan; muhaddislere güvensizlik; gavura sonsuz güven…

Kur’an, alime saygıdan bahsediyor, Allah’tan en çok korkanların alimler olduğunu vurguluyor. Ama meğer bu alimler oryantalistlermiş! Herhalde Allah’tan en çok korkanlar onlar olduğu için sözleri de bu kadar güvene layık oluyor! Bakalım, huzur-i ilahide bu vebal tartıya nasıl yansıyacak!
Prof.Dr.Yavuz Köktaş-Modern Zamanlarda Hadisi Savunmak,syf:289-292

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*