Din Dilini Dilimleyen Sekülarizm

Kozmik şuurun, dinî ve dünyevî olarak ikiye bölünüşü biliniği gibi modern paradigmanın ortaya koyduğu dünya algısıyla ilgilidir. Modern Öncesi insanlar dünyayı bir bütün içinde algılarlar. Günlük hayata egemen olan dil, yaratıcısını her an yanında hisseden, yapıp ettiklerini onun rızasını kazanmak üzere gerçekleştirmeye çalışan insanların dilidir. Bu dilden nasibini herkes kendi mizacı ve meşrebi doğrultusunda alır. Fakat toplumun genel dili tevhidî akideden nasiplenmiş bir dildir.

Bu dil modernizmin getirmiş olduğu sekülerlik içinde önemini kaybeder. Neden kaybeder? Çünkü insan kendisini yaratıcısından bağımsız bir irade olarak algılamaya başlar. İnsan kendisini yaratıcısından bağımsız olarak algılamaya başladığında din kamusal hayattaki birinci sırasını kaybeder. Dinin kamusal hayattan çekilişini John Keane iki safhada özetler. Birinci safhada, din kamusal hayatın dışına çıkarılarak özel alana hapsedilir. Din kamusal hayattan çıkarıldığında geleneksel dünyanın bir bütün olarak algıladığı hayat; din dışı / seküler ve özel alanda ifade edilecek dinî ritüeller olarak ikiye ayrılmış olur.

Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din Önemsizleştirilerek dinî ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir. Mesela “Allah’a emanet olunuz” yerini “kendine iyi bak”a bırakır, “Allah’a ısmarladık” yerine “hoşça kal”, ”Selamün Aleyküm” yerine “iyi günler” ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır.

Keane’nin ikili safhasından önce genel bir safhadan bahsetmek mümkün. Bu genel safhada dinî terimlerin, dinî muhteva taşıyan atasözü ve deyimlerin zamanla tamamen farklı bir mânâda kullanılmaları söz konusudur. Mesela “İstanbul’un taşı toprağı altın” sözü onu ilk söyleyenlerin dilinde İstanbul’un toprağın altında yatan şehitleriyle ve Hz. Peygamberin dilinde bir müjde olarak geçmesi itibariyle çok değerli addedildiği anlamına gelir. Fakat bu bilgiyi; bugün çok az insan kalbinde ve zihninde inanarak taşır. Keza işi 66’ya bağlamak deyimi de artık işi garantiye bağlamak mânâsında kullanılıyor. Ebced hesabı 66’nın Allah’ı temsil ettiği bilgisi zihinlerdeki geçerliliğini kaybetmiştir. Çünkü sosyal hayatta tevekkül birinci sırada değildir. Bizzat Müslümanlar arasında hayatının nirengi noktası olarak tevekkülü gören insanlar makbul insanlar olmaktan ziyade “işini maşallah’a inşallah’a bırakan tembel ve sünepe insanlardır.”

Dinin temsil ettiği bilginin gündelik hayatta geçersiz hale gelmesi sonucu, insanlar imanlarını kaybederler. Byran S. Turner bu durumu; insanların mantık muhakemeleri sonucu “Ben Allah’a inanmayayım” demeyeceklerini, günlük hayat içinde dinin önemsizleştirilmesi sürecinin sonunda inanmaz hale geldikleri şeklinde izah eder.

Müslümanların dilinde dinî ve din dışı ayırımının anlamın olmaması gerekir(di). Yani ferd olarak bütün eylemlerimizde referans noktamız doğrudan din olmalı. Ama modern dünyaya laf yetiştirme telaşı Müslümanların dünyayı ve ahireti bir bütün olarak gören algısını zaafa uğrattı. Dolayısıyla sekülerliğin geçersiz kılmaya çalıştığı dinî alana sahip çıkmak ve genişletmek için, gündelik hayatta dinî terimlerin yerinde, ama muhakkak muhtevasının gerektirdiği saygı ile kullanılması gerekir.

Fatma Barbarasoğlu – İmaj ve Takva,syf.120-122

 

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir