Cuma Namazı – Daru’l Islam ve Daru’l Harp

Zaman zaman Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde ve hatta kimilerince Türkiye gibi ülkelerde bile (!) “darulharpte Cuma namazı kılınmaz” denilerek Cuma namazının kılınmayacağı ile ilgili görüşler ortaya konulabilmektedir. Bu soruya cevap verebilmek için önce klasik fıkıhta Daru’l-İslam ve Daru’l-harp kavramlarına temas edip sonrasında Cuma namazı meselesini ele alacağım.

1. Dâru’l-İslam ve Dâru’l-Harb Kavramları

1.1. Kavramsal Çerçeve

Fakihler dünyadaki toprakları içinde yaşayan millet ve orada hâkim olan düzen açısından ikiye ayırmışlardır. Onların bu şekilde bir ayrıma gitmelerinin sebebi ibadetler, muamelat ve ceza hukukuna ilişkin kimi hükümlerin uygulanması bakımından bu iki coğrafi yapı arasında fark bulunmasıdır. Ayrıntılarda bir takım görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte genel olarak şunu söyleyebiliriz:

Müslümanların çoğunluk durumunda yaşadığı ve/veya İslamî hükümlerin uygulandığı coğrafî bölgelere ve ülkelere “dâru’l-İslam”, buna karşılık kâfirlerin çoğunluk durumunda yaşadığı ve/veya küfre ait hükümlerin uygulandığı coğrafi bölgelere ve ülkelere “dâru’l-harb” denilir. Dâru’l-harb ifadesi yerine dâru’l-küfr, dâru’ş-şirk gibi ifadeler de kullanılmaktadır.

Dâru’l-harb isimlendirmesi ilk bakışta “kendileriyle savaş yapılan ülke” anlamına gelse de bir yerin dâru’l-harb olarak isimlendirilmesinde o ülke ile Müslümanlar arasında savaşın yapılıyor olması zorunlu değildir. Fukahanın bu terimleştirmeyi yaptığı dönemlerde genel olarak Müslümanlar ile diğerleri arasındaki ilişki savaşa dayandığı için bu isimlendirme tercih edilmiştir.

Fıkıh eserlerinde bu ikisi dışında “dâru’s-sulh / dâru’l-muvâdaa / dâru’l-eman” adıyla anılan ülkeler de söz konusu olup bunlar Müslümanlarla barış anlaşması yapmış ülkeleri ifade etmektedir.

1.2. Dâru’l-harbin Dâru’l-İslam’a dönüşmesi

Bir yerin ilk olarak Dâru’l-İslam’a dönüşmesi için orada İslamî hükümlerin uygulanmasının şart olduğu konusunda fukaha ittifak etmişlerdir. Buna göre daha önce kâfir iken Müslüman olup İslamî hükümleri uygulayan ülkeler, Müslümanlar tarafından savaş yoluyla fethedilip İslamî hükümlerin uygulandığı ülkeler, Müslümanlar ile sulh yapıp İslamî hükümlerin uygulanmasını kabul eden ülkeler Dâru’l-harb olmaktan çıkıp dâru’l-İslam’a dönüşür. (Kâsânî, Bedâi, VII, 130)

1.3. Dâru’l-İslam’ın Dâru’l-harbe dönüşmesi

Bir kere Dâru’l-İslam olan bir yerin hangi şartlar gerçekleştiğinde dâru’l-harbe dönüşmüş sayılacağı konusunda fukaha arasında görüş ayrılıkları söz konusudur. Bu konudaki görüşleri üç noktada toplamak mümkündür:

Birinci görüş:

Şâfiîlere göre bir kere daru’l-İslam olan bir yer bir daha daru’l-harbe dönüşmez. Kâfirler Müslümanların bölgesine tamamen hâkim olsa, oradan Müslümanları sürse ve orada küfür hükümlerini uygulasalar bile orası daru’l-İslam olmaktan çıkmaz. (Şemseddin er-Remlî, Nihâyetü’l-muhtac, VIII, 82)

İkinci görüş:

İmam Mâlik, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre dâru’l-İslam’da küfür hükümleri uygulanmaya başlandığında orası daru’l-harp olur.

Üçüncü görüş:

Ebu Hanife’ye (ve Hanefî mezhebi içinde fetvaya esas olan görüşe) göre Dâru’l-İslam, şu üç şartın bir arada bulunması halinde daru’l-harbe dönüşür:

a) Küfre ait hükümlerin uygulanması,

b) Dâru’l-küfre bitişik olması,

c) Müslümanların güvenliğinin kalmaması.

Türkiye’de yaygın iki mezhep Hanefî ve Şâfiî mezhebidir. Klasik fıkıh mezhepleri açısından bakıldığında Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüşe göre de Şâfiî mezhebine göre de Türkiye daru’l-İslam’dır.

(el-Mevsûatü’l-fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye, XX, 201-220)

2. Cuma Namazının Dâru’l-İslam’da kılınması şartı.

Cuma namazında devlet başkanının kendisinin veya izin verdiği birinin namazı kıldırmasını Hanefîler şart koşmuşlardır. Mâlikîlere göre devlet başkanının izin vermesi halinde mukim veya dört gün kalmaya niyet eden yolcu da kıldırabilir.
Şâfiîler ve Hanbelîlere göre Cuma namazının şartları arasında devlet başkanı tarafından veya onun izniyle kıldırılma şartı yoktur.

Cuma namazında devlet başkanını dolayısıyla daru’l-İslam’ı şart koşanlar sadece Hanefîlerdir. Daru’l-İslam’ın ne olduğu konusunda Hanefî mezhebinde geçerli görüş ise Ebu Hanife’nin görüşüdür.
Meseleye bu açıdan bakıldığında Türkiye hem Ebu Hanife’ye hem de Şâfiîlere göre daru’l-İslam’dır ve Türkiye’de Cuma namazı kılınması farzdır.

Avrupa ve Amerika’da azınlık durumunda yaşayan Müslümanlara gelince; şahsî kanaatime göre Müslümanların güvenlik içinde olduğu ve ibadetlerini yapmalarına müdahale edilmediği sürece o bölgelerde

Cuma namazı kılınması da farzdır. Bunun iki gerekçesi bulunmaktadır:

a. Cuma namazı farziyeti kat’î âyetle sabittir, buna karşılık cuma namazına ilişkin şartların büyük bir kısmı ictihadî, zannî ve ihtimallidir.
Cuma namazını emreden âyet bu namazın vücub, sıhhat ve edasına ilişkin herhangi bir şart belirlememiştir. Bu konuda sünnette bir takım hususlar yer almakla birlikte Cuma namazına ilişkin olarak fakihlerimizin ileri sürdüğü şartların büyük bir çoğunluğu içtihada dayalıdır. Cuma namazı emri kesin ancak ictihadî şartlar ihtimallidir. Hal böyle olunca bütün âlimlerin üzerinde icma ettiği bir şart olmadığı sürece ihtilaflı durumda olabildiğince Cuma namazını kılmak için gayret etmek gerekir.

b. Cuma namazının kılınmasında Müslümanlar için büyük maslahatlar bulunmaktadır.

Müslümanlar bu vesile ile bir araya gelmekte kendi problemleri üzerine konuşmakta, birlik ve kardeşliklerini pekiştirmektedir. Dahası birçok insan –maalesef- beş vakit namaz kılmamakta, haftada bir Cuma namazına ise gelmektedir. Müslümanların azınlık durumunda bulunduğu bölgelerde İslam’ın şiar ve simgesi, Müslümanların bir araya gelme vesilesi, onların bulundukları toplum içinde eriyip gitmelerine karşı bir koruyucu tedbir mahiyetinde olan Cuma namazının kılınmaması pek çok kişinin din ile tek bağlantı noktasının da ortadan kalkmasına yol açacak, özellikle yeni nesiller dinden kopuk yetişecektir.

Şahsî kanaatime göre bütün âlimlerin icma ile kabul ettiği şartlar bir arada bulunduğu sürece her bölge, ülke ve ortamda Cuma namazı kılınmalıdır. En doğrusunu Allah bilir.

Soner Duman /9.Cemaziyelevvel.1439/26.Ocak.2018/
Cuma)

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*