Cennet ve Cehennem Şu Anda Yaratılmış mıdır?

Cennet ve Cehennem Şu Anda Yaratılmış mıdır Yaratılmamış mıdır?

Ashâbımız ile Ebû Ali el-Cûbbâî, Bişr b. Mu‘temir ve Ebüî- Hüseyirı el-Basrî cennet ve cehennemin yaratılmış olduğu görüşüne vardılar. Abbâd b. Süleyman es-Saymerî, Dırâr b. Amr, Ebû Hâşim el-Cübbâî ve Kâdî Abdülcebbâr gibi Mu‘tezile’nin çoğunluğu bunu inkar edip cennet ve cehennemin kıyamette yaratılacağını söylediler. Bizim iki delilimiz vardır.

Birincisi, Kur’ân’ın dile getirdiği üzere Âdem ve Havva kıssası, onların cennete yerleştirilmesi ve sürçmeleri nedeniyle cennetten çıkarılmalarıdır. Cennet yaratılmış olduğuna göre cehennem de böyledir. Çünkü bu ikisini ayıran yoktur.

İkincisi, cennet ve cehennemden “müttakiler için hazırlanmıştır” ve “kafirler için hazırlanmıştır” şeklinde geçmiş zaman kipiyle bahseden âyetlerdir. Bu, cennet ve cehennemin varlığını açıkça göstermektedir. Sahih hadisleri inceleyen kimse onlarda cennet ve cehennemin varlığına açıkça delalet eden pek çok şey bulur.

Cennet ve cehennemin yaratılmamış olduğunu kabul edenlere gelince Abbâd b. Süleyman cennet ve cehennemin şu anda yaratılmış olmasının imkânsızlığı hususunda aklî delile, Ebû Hâşim el-Cübbâî ise naklî delile tutunmuştur. Çünkü Ebû Hâşim’e göre bu hususta aklın delaleti yoktur. Abbâd şöyle demiştir: Eğer cennet ve cehennem var olsaydı ya felekler âleminde ya unsurlar âleminde ya da başka bir âlemde olacaktı. Her üç şık da yanlıştır.

Birinci yanlıştır, çünkü felekler yırtılma ve kaynamayı kabul etmez. Dolayısıyla onlara oluş ve bozuluşa tabi olan mümkünlerin hiçbiri karışmaz. Oysa cennet ve cehennem, onların kabul ettği haliyle oluş ve bozuluşa uğrayan şeylerdendir.

İkinci yanlıştır, çünkü bu tenâsühü kabul etmek demektir. Zira nefisler bu takdirde unsurlar âlemindeki bedenlerden ayrıldıktan sonra yine unsurlar âleminde var olan bedenlere taalluk etmiş demektir. Halbuki siz bunu kabul etmiyorsunuz. Bu yine onun deliliyle çürütülmüştür.

Üçüncüsü yanlıştır, çünkü felek basittir ve onun şekli küredir. Eğer başka bir âlem olsaydı o da küre olacaktı. Dolayısıyla da cennet ve cehennem arasında ister ayrılık ister temas olsun boşluk farz edilecektir. Bu ise imkânsızdır. Sen farkındasın ki bu delil, cennet ve cehennemin varlığını mutlak olarak inkar eden kimseye aittir, sadece şu anda inkar edene değil.

Cevap: Biz feleklerin yarılmaya konu olmasının imkânsız olduğunu kabul etmiyoruz. Daha önce bunun kaynağı hakkında konuşmuştuk. Ayrıca cennet ve cehennemin unsurlar âleminde olduğunu söylemenin tenâsühü kabul etmek demek olduğunu kabul etmiyoruz.Eğer başka bedenlerde tekrar var edildiğini söyleseydik böyle olurdu. Başka bir âlemin varlığının imkânsız olduğunu da kabul etmiyoruz. Bu hususta daha önce konuşmuştuk, tekrar etmeyeceğiz.

Ebû Hâşim iki delil getirmiştir. Birincisi, yüce Allah’ın “O’nun yüzü hariç her şey” yani her mevcut “helak olacaktır”(Kasas,88)demesine rağmen cenneti nitelerken “Yemişleri süreklidir”(Ra’d,35) demesidir. Eğer cennet yaratılmış olsaydı onun yiyeceklerinin helak olması gerekirdi. Çünkü bu takdirde helak olacağına hükmedilen şeyler arasında girmektedir. Dolayısıyla da sürekli olmazdı. Oysa ilk âyet bunun yanlış olduğunu göstermektedir. Şu halde cennetin şu anda yaratılmamış olduğu belirginlik kazanmıştır. Dolayısıyla cehennem de böyledir.

Cevap: Cennetin yemişlerinin ebedî olmasının anlamı, tükenenlerin yerine onun benzerinin gelmesi demektir. Çünkü her bir yemişin olduğu haliyle sürekliliği düşünülemez. Zira yemiş yendiğinde tükenir. Bu cennet yemişinin yerini benzerinin alması yoluyla sürekliliği ise onun helak oluşuyla çelişmez.

Yahut şöyle deriz: Her şeyin helak olmasıyla kastedilen, onun, imkânî varlığın zayıflığından ötürü kendinde helak olucu olmasıdır. Dolayısıyla helak ve yok olana katılmaktadır.

Yahut şöyle deriz: Cennet ve cehennem parçaların yok edilmesiyle değil, dağıtılmasıyla bir anda yok edilirler, sonra parçaların birleştirilmesiyle tekrar var edilirler. Bu ise onların helaki için yeterlidir. Dolayısıyla cennet ve cehennem bir anda zât bakımından sürekli ama sûret bakımından helak olmaktadır.

İkincisi, yine cenneti niteleyen “Genişliği gökler ve yer genişliğinde”(Al-i İmran,133) âyetidir. Oysa bu, ancak göklerin ve yerin fenasından sonra olabilir. Çünkü cisimlerin iç içe girmesi imkânsızdır.

Cevap: Kastedilen, cennetin genişliğinin gökler ve yerin genişliği gibi olduğudur, çünkü cennetin genişliğinin gerek bekâ halinde gerekse fenâdan sonra gökler ve yerin genişliğinin aynısı olması imkânsızdır. Zira tek bir genişliğin aynı anda var olan veya ikisinden biri var diğeri yok olan iki mahalle kâim olması imkânsızdır. Ayrıca başka bir âyette cennetin genişliğinin göklerin ve yerin genişliği gibi olduğu açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla Ebû Yusuf’a onun gibidir anlamında Ebû Hanife denilmesinde olduğu gibi önceki buna yorulabilir.

 

Seyyid Şerif Cürcani – Mevakıf Şerhi,cilt:3,syf:570-572

Türkiye Yazma Eserler

Gelen arama terimleri:

  • cennet ve cehennem yaratılmış mı

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*