Çağ ve İnanmış Adam

Çağ ve İnanmış Adam

İnanmış adamın çağla durumu, kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Çağı aşarsa anlaşılmayacaktır. Çağın akışına uyarsa, zaman içinde eriyip gidecektir. Çağ gelsin bana yetişsin diye bir kıyıya çekilirse, çağ onu aşacaktır. Dinamizme yeniden dönüş güçleşecektir.
Öyleyse ne yapacaktır inanmış insan? Hem çağın önünde gidecek, hem çağ kendisine yetişsin diye onun elinden tutacaktır. Çağ uyusa ve onun hiç farkına varmasa bile o aksiyonuna devam edecektir. Yılmayacaktır, umutsuzluğa düşmeyecektir. Güçlükler onu pişirecek, anlaşılmamalar onu daha anlaşılır ve aydınlık yapacaktır.
İnanmış adam, gemisini inşa eden Hazret-i Nuh’un durumundadır: onun bu gemiyi niçin inşa ettiğini anlamayacaklardır. Çocuklar eğlenecek, hastalar etrafında dolanacak, kötü ruhlar içlerini geminin iskeletine sürmeye çalışacaklardır. Ama gün gelip de sular yükselmeye başladı mı, alevden dilleri, insanları yalım yalım yaladığı zaman gemi en büyük ve sağlam koruyucu bir kale gibi gözler önünde tek umut kapısı olarak yükselecektir. Gemi, ikinci bir hilkat yuvası, ikinci bir diriliş ocağı gibi ufuklarda yükselmektedir de, felaket çanı çalmadan gözler onu inkâr etmektedir.
Çağla ilişki yönünden Ashab-ı Kehf gencinin uyanıştan sonra şehre inmesi ve irkilerek mağaraya dönüp kaybolması ikinci bir örnektir. Ülkülerinin gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç olan bir avuç genç uyutuluyorlar, böylece bir bakıma zamanın dışına çıkarılıyorlar. Kendi günlerinde zamanı aştıkları için bekletiliyorlar. Fakat uyandıkları zaman da, zaman, ülkünün gerçekleştiği bir dönemden ileriye geçmiştir. Bu kere de zaman, aşmıştır. Birincisinde insan zamanı aşmış bulunduğundan, zaman dayanamayacaktı. İkincisinde zaman, insanı ve hedefini geçtiğinden, insan dayanamamıştır. Böylece zamanla insanın denk gelmemesi, bir türlü karşılaşmalarına imkan bırakmamıştır.
Bir yanda inanç vakıasında, düşünce ve duyguda derinleşme, incelme ve sağlamlaşma yoluyla zenginleşme devam ederken, öte yanda bunların realiteye nakşedilmesi, işlenmesi, yani aksiyon sürmelidir ki, inanmış adam çağla ilgisini koparmamış olsun. Hem teorik, hem pratik gelişmeye çaba sarf edilecek de olsa, bir gün daha çok teorik gelişmeye dikkatler dönecektir, bir başka gün de, pratik gelişmeye. Ama birinden birini ihmal eden, sonunda ya teorik, ya pratik gelişmelerle aşılacak ve çağ dışı olacaktır.
Geçmiş zaman içinde teorik çalışmaların en geniş anlamında yapılması, günümüzde de bu alanda çalışmalar yapmamıza engel olamaz. Belki de daha çok teşvik eder. Nasıl geçmiş zamanın pratik çalışmaları bugün bize aksiyon alanında bir yasak koymuyor, sadece örnek olarak ışık tutuyorsa, geçmişin teorik çalışmaları da, yol kesici, düşünce tıkayıcı bir rol oynamaz; bilgi meşalesi olarak yol aydınlatır. Bilgi ve kültür hazinesinin geçmişte olduğu yerde durması, tarih için öğünülecek bir vakıadır ama çağın insanları onları hayatlarına katıp onlardan yeni ve canlı yapılar kurmadıkça, kendileri bakımından, bu geçmiş zamanın anıtları yok gibidirler. Geçmiş zamanı müzeden hayata çekmek de büyük bir teorik çalışmayı gerektirir.
Düşünmek, yeni düşünce yapıları kurmak insan hayatının en şerefli bölümlerinden biridir. Bu yolu tıkamak, gelişmekte olan bir dava için en büyük ihanet olur.
Biz İslâm idealine inanmış olanlar, düşüncede ve edebiyatta çağın en ileri yapılarını kurmadan, insanoğlunun kalbini titretmeden, insana yeni bir mutluluk aşılamadan, inançları tam yaşar hale getirmeden, aksiyonda sürekli ve köklü bir başarıya ulaşacağımızı sanıyorsak aldanıyoruz demektir.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*