Büyük ve Küçük Olmak Üzere Şirk İki Kısımdır

En büyük günah şirktir. Çünkü şirk, Tevhid gibi bir güneş nurunu söndürmeye kalkışır; aklı nefse mağlub ettirmek ister. Şirk zulümdür, amma korkunç zulüm… Allah da,* “…Muhakkak ki şirk en büyük zulümdür.” [Lokman 13] buyurmuştur. Günah beter felakettir, fakat afuvu mümkündür. Amma zulüm, Allah’ın hakkına tecavüz etmektir yahud kulun hakkına tecavüz etmektir. Şirk, her iki hakka tecavüz etmektir. Çünkü şirk hem Allah’ın Tevhidini bozmak, hem de O’nun elçi­lerini ve elçilerinin arkasından gidenleri ve bunca ehli ilmi yalanlamak­tan ibarettir. Onun için büyük zulümdür. Korkunç şirki.. Şirk iki kısımdır; biri büyük biri küçüktür:

1-Açık, büyük şirk, Allah’tan başkasını, ağacı, taşı, güneşi, ayı, pey­gamberi, şeyhi, hükümdarı, kendi nefsini eş tutmaktan ibarettir. İlahlaştırmak maksadıyla Allah’tan gayrını çağırmak, tesirci bilip de ona sığın­mak, emrlerine girmek, istekle onları tesirci inanmak şirktir. Allah Teâlâ:

“Allah’ı bırakıp taptığınız (put ve şahıslar) da sizin gibi yaratılmış kul­lardır. Eğer (Allah’ı bırakıp puta tapmak iddiasında) doğrucu iseniz hadi onları çağırın da size icabet etsinler.” [El-A’râf 194] buyurmuştur. “Dua­larınızı kabul etsinler, size rızk versinler. Halbuki eş koşmuş olduğunuz zavallılar bir sinek kendilerine konsa, onu kovmaktan bile güçlü değiller­dir. Kendileri de çağıranlar gibi zayıflardır, hatta daha zayıflardır.” de­mektir.*“…Gerçek şudur ki her kim Allah’a eş tutarsa muhakkak Allah da ona cenne­tini haram kılar ve onun son varacağı yer ateştir…” [El-Mâide 72] mea­lindeki ayet-i kerime, akıbetlerini beyan etmektedir. Hadîs-i şeritte de: “Dikkat! Ben size en büyük günahtan haber vereyim.” Üç kere tek­rardan sonra ashab: “Evet ya Rasûlallah.” dediler. Bunun üzerine: “Allah Teâla’ya eş koşmak ve ana babaya isyan etmektir.” buyur­muştur.

Cahil kimseler Allah’ın varlığına ve birliğine inandıkları halde tesiri O’ndan başkasında inanırlar; hayr ve şerrin tesirine sebeb olabilecek şeyleri de hakîkî tesirci zannederler, ki bu cahil sofîlerin itikadıdır. Eğer bunlar Allah Teâlâ’nın gayrına tesiri isna^ ettikleri gibi ona taparlarsa kafir ve müşrik de olurlar.*“…Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz…” [Ez-Zümer 3] mealindeki ayet-i kerîmede beyan olunan müşrikler, vesile aramaktan dolayı değil, hakîkî tesiri sebeblere ve vesilelere isnad ettik­lerinden ve üstelik de taptıklarından dolayı şirk koşmuş olurlar. Eğer te­siri Allah’tan inanır ve Allah’a tapar, vesileyi tutması da yine Allah Teâ- lâ’ya ibadet etmek için ise mü’min ve ehli Tevhiddir. Bu inceliği bilme­yen kimseler ya cahil sofîlerin yoluna ya da Vahâbilik mezhebine sapı­yorlar. Demek istiyoruz ki Hakk perestiikle putperestlik arasında bir ince fark var; ehli Tevhıd bu farkı bilir. Mesela Kur’an ve hadislerin hüküm­lerini tatbik ederek namazda imamına, ahlak ve muamelede inanmış ol­duğu üstadına uyar, bir tek olan Allah’a tapar. Şübhesiz imamı veya li­deri de aynı şeriati tatbik ederek onunla birlikte Allah’a tapar.

“Ey iman edenleri Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya da vesile taleb edin…” [El-Mâide 35] mealindeki ayet-i kerîme, ittibâ’ etmek için ve­sile aramayı emrederek beyan etmektedir. Ancak bu vesile çok umum manadadır. Her mü’min kendisini ve nefsine tayin etmiş olduğu lideri veya üstadı da, hatta ve hatta tüm müslümanları bir tek halka olarak göz önüne tutarak husûsen namaz içinde*“Yalnız San’a ibadet ederiz ve yalnız Sen’den yardım dileriz. Öy­leyse bizi dosdoğru olan yola ilet. O yol ki ondan sülük edenlerin üzerine nimet verdin.” [El-Fâtiha 6-7] demekle itiraf eder. Demek gerçek bir sofu Allah’tan gayrine tapmıyor, namaz içinde de “İbadetimizi yalnız ve yalnız San’a tahsis ediyoruz.” diyor; inancını, Tevhidle şirki yıktığını ilan ediyor. Aslında üç “nun”da tüm müslümanlar birleşmektedir:

a-Zâtı’nda, Sıfatı’nda ve Fiili’nde bir tek Allah’a iman etmeyi taahhüd etmekle’nehbudu’nun “nun”unda birleşiyorlar. Şirkten pak ve münezzeh olarak samimi bir bîatle Allah’a söz vererek O’na ibadet etmelerini ilan etmekle “İbadetlerimizi yalnız ve yalnız San’a tahsis ederiz.” derler.

b-Bütün ibadetleri O’na tahsis ettikten sonra bütün tesirleri O’ndan inanarak, bütün yardımları O’ndan umarak “Yalnız ve yalnız Sen’den yardım dileriz.” demekle ”nestain’in “nun”unda birleşirler; ve bu birleşme­yi de ilan ederler. Buna i’tisam da denilir. Sımsıkı O’nun hükmüne, tecellîlerine ve dînine bağlılığı ifade eden, l’tisamdır.

c-”ihdina ‘nın “nun”unda birleşirler. Bu birleşmeyi de şöyle ifade eder­ler: Ey Rabb’imiz! “Bizi topyekün dosdoğru olan yola ilet.” derler. Sanki bu arada soruldu: “O dosdoğru yol nedir?” “Bir tek Allah’a taparak ittibâ’ ve vesile edinmek yoludur.” denilir. O yol ki “Bizi doğru yola, ken­dilerine nimet verdiklerinin yoluna İlet.” diye ifade ederler. O nimetlenenler de şübhesiz peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerdir. Onların yoluna, onlara ittibâ’ etmek yoluna, onların yaşadıkları gibi yaşa­mak yoluna… Çünkü onların yolu dosdoğru yoldur. Gazaba uğramış, ilimleriyle amel etmeyen yahudilerin yoluna değil; ve ilimsiz amel edip dalâlete uğramış cahil hristiyanların yoluna da değil. İşte her mü’min her namazında kendisi de, vesile edindiği lider ve üstadı da hep birlikte bir tek halka halinde, bir tek ağızdan namazlarında ibadetlerini, Tevhidlerini böylece ilan etmektedirler. Mü’minde üç dava yoktur: Kendi nefsine Ulûhiyet, nübüvvet ve velâyeti isnad.

2-İkinci şirk, gizli ve hafif şirktir. Buna riya denilir. İmandaki riyâyı kasdetmiyoruz. Çünkü o da birinci şıkla dokuz yerde birleşir. Amelde gösteriş kasdediyoruz. Bu ise Tevhîdi ve farz ibadetin aslını ibtal etmez, sevabını eksiltir. Fakat birinci şirke sûret olarak benzediği için buna şirk-i hafî denilmiştir. Zevâcir adlı eserin müellifi Ibnu Hacer şöyle diyor: Riya ve gösteriş için ibadet edenlerin misali, kesesini taş doldurup cevherin bâyiinden cevher almak isteyen adamlara benzer. Yolda giderken onu gören insanlar, elindeki kesesine bakarlar, onu överler, “Bu adamın ne kadar çok parası vardır.” derler. O da halkın övmesine binaen aldanır, kesesine güvenir bâyi’ye varır; kesesini açarken mahcub ve pişman olur; hiçbir şey alamaz, amma kese elinde kalır. Böylece gösteriş yapan­lar dünyada halkın övgüsünü kazandıkları için ahirette bir şey elde ede­mezler. İmam Şemseddîn Zehebî bu temsili hadis olarak rivayet etmiştir; ve gösterişin sevab yerinde bilakis azaba sebeb olacağını beyan etmiş­tir. ’

Mü’min imanıyla emin kimsedir; ihlâsıyla doğru kimsedir; Allah’a ve halka karşı dosdoğru hareket eden, muamelesinde hile, ahlak ve ibade­tinde de riya şaibesi olmayandır. Buna ihlas denilir, iman da ibadet de şart-ı ihlastır. Mü’min ihlasla bu şirki yıkar. Hayrete şâyan ki felsefeciler riyânın adını sempatizm koymuşlardır. Halbuki sempatizm, nifak veya riya ile birleşir. Bazı zavallı mü’minler de, sempatizmi İslam kelimesine kuyruk yaparak “İslam sempatizmi” diyorlar. Dehşet! Ne bu hal?..

Kulundan ibadeti kabul eden Allah Teâlâ şöyle buyurur:

*“…Kim Rabb’ine kavuşmayı ümid (ve arzu) ediyorsa güzel bir amel etsin ve Rabb’ine ibadet etmede (hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi) ortak

etmesin.” [El-Kehf 110] Bu ayet-i kerîmede hâlis ibadet etmek, ahlak ve muamelede dosdoğru olmak emr buyrulmuştur. Her nerede olursa olsun mü’min, dimağında kurulmuş şöhret, servet, riyâset putlarını yıkmadığı müddetçe, kurtlar ağacı içinden yedikleri gibi, riyâsı da ame­lini yer. Allah riyâdan korusun. Bir hadîs-i Kudsî:

“Her kim ibadet işlerken Ben’den başkasını Ban’a ortak ederse, yapmış olduğu amel ve ibadeti Ban’a eş tanıdığı kimseye­dir. Ben ondan berîyim.” buyrulmuştur.

İsmail Çetin – Mufassal Medeni Ahlak,dilara yay.,syf.239-242

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*