Bürhan-ı Limmi ve Bürhan-ı İnni

Bürhan-ı limmî, müessirin esere delâleti, bürhan-ı innî ise eserin mü­essire delâletidir. Bu ince mânâyı bazı misâllerle fehme yakınlaştırmaya çalışacağız.

Meselâ, hattatlık san’atında fevkalâde maharet kesbetmiş bir zat, “her cemâl ve kemâl sahibi kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek iste­mesi” sırrınca, bir Kur’ân-ı Kerîm yazarak bu hattatlık kemâlini onda te­zahür ettirecek ve müştâk seyircilerine temâşa ettirecektir. Bu zat, bunun zıddıyla muamele etse, yani hiç yazı yazmasa kendisinin hattat olduğunu nasıl gösterecek ve o kemâl nasıl bilinecektir?

İşte, o zattaki hattatlık kemâlinin yazı yazmaya delâleti, müessirin esere delâletidir ve bir bürhan-ı limmîdir. O zatın yazdığı yazıların, kendilerini bir hattatın yazdığına ve o zatın mevcut, hayattar, âlim, irade sahibi ve kudret sahibi olduğuna delâletleri ise, eserin müessire delâletidir ve bir bürhan-ı innîdir.

Aynen bu misâl gibi, Hâlik-ı Lemyezel ve Kadir-i Layezal olan Alla­hü Azîmüşşân’ın da nihayetsiz kudretini, ilmini, hikmetini ve sair sıfat-ı İlâhiye ve esmâ-i hüsnâsını tezahür ettirmesi ve bu kâinat kitabını yazarak zîşuurların takdir ve istihsanını celbetmesi, ism-i Hakîm’in muktezasıdır.

İşte, O Kâdir-i Zülcelâl’in, sema denizini umum yıldızlarıyla ve zemin yüzünü bütün enva-ı nebatat ve hayvanatıyla kemâl-i intizamla ve nihayet sühûletle idare edecek bir nihayetsiz kudrete sahip olması, bu kâinatın ya­ratılmasına bir bürhan-ı limmîdir. Umum mevcudatın nihayet sühûletle sevk ve idare edilmesinin O Kadir-i Ezelîye delâleti ise, bir bürhan-ı innîdir.

Veya Ganiyy-i Mutlak ve Rezzâk-ı Kerîm olan O Rahmân-ı Rahîm’in Rezzâkiyetinin ve Rahmâniyetinin, umum zîhayatın rızıklandırılmasına delâleti bir bürhan-ı limmîdir. Bu terzik ve tena’umun O Rezzâk-ı Kerîm’e delâleti ise bir bürhan-ı innîdir.

Aynı şekilde, Allahü Teâlâ’nın nihayetsiz hikmeti, bu hikmetli mevcu­datın yaratılmasına bir bürhan-ı limmîdir. Umum mevcudatta güneş gibi zâhir olan hikmet-i bahirenin, O Hakîm-i Mutlak’a delâleti ise, bir bürhan-ı innîdir. Veya Cenâb-ı Hakk’ın Rubûbiyet-i Mutlaka’sının, böyle bir kâinatın yaratılıp, nihayet sühûletle terbiye edilmesine delâleti bir bürhan-ı limmîdir. Bu kâinatta zerrat’tan seyyarata kadar tebarüz eden umumî terbiyenin, O Rabbü’l-Âlemîne şehadeti ve delâleti ise bir bürhan-ı innîdir.

Diğer esmâ-i İlâhiye ve sıfat-ı Kudsiyeyi bu misâllere kıyas edebilirsi­niz.

Netice itibariyle mes’ele şu noktaya müncer oluyor:

Mâbudiyet, Hâlikıyet, rezzâkıyet, mâlikiyet, hâkimiyet gibi hakikat­ları ifade eden Rubûbiyet dairesi; mahlûkiyet, merzukiyet, mef’uliyet, mahkûmiyet gibi hakikatları ifade eden Ubudiyet dairesine bir bürhan-ı limmîdir. Ubûdiyet dairesi ise Rubûbiyet dairesine bir bürhan-ı innîdir.

Evet, “Lâ İlâhe İllâllah” cümlesi Rubûbiyet dairesini, “Muhammedün Resûlüllah” cümlesi ise ubûdiyet dairesini temsil etmektedir.

İşte, “Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirine şahiddir. Birincisi ikincisi­ne bir bürhan-ı limmîdir. İkincisi birincisine bir bürhan-ı innîdir.” cümlesi­nin bir vechi budur.

Mehmed Kırkıncı – Hikmet Parıltıları

http://www.mehmedkirkinci.com/index.php?s=article&aid=210

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*