Bu Ekim Dünyasının Yaratılış Hikmeti

Bu ekim dünyası, mahşere hazırlanmak, ahirette burada ektiğini toplamak, devşirmek için yaratılmıştır.

Suyla topraktan mâna zuhur etsin diye cana ait adlar, harf ve nefes nikabiyle yüzlerini örttüler.

Saf ruhun harflerden kurtulması için pek çok belâlar çekmesi, pek anlayışlı olması lâzımdır.

Musa aleyhisselâm’ın Allah’a “Neden halkı yarattın, sonrada onları helak ediyorsun?” diye sorması ve Allah’ın cevabı;

Musa dedi ki: Ey soru hesap gününün sahibi Allah, yapıp düzdün, neden yine bozar yıkarsın?

Cana, canlar katan erler, dişiler yaratırsın… sonra bunları yıkar, mahvedersin; neden?

Allah dedi ki: Bu suali inkâr yüzünden, yahut gafletle ve nefsine uyarak sormuyorsun, biliyorum.

Yoksa hoş görmez, gazap eder, bu soru yüzünden seni incitirdim.

Fakat bizim işlerimizdeki hikmetleri, varlık sırlarını araştırıyorsun…

Bunu bilip sonra da halka bildirmek ve her ham kişiyi bu suretle olgunlaştırmak istiyorsun.

Sen bunu biliyorsun ama halka da bildirmek için sormaktasın.

Allah buyurdu ki: Ey akıl sahibi Musa, madem ki sordun gel de cevabını duy.

Ey Musa, yere bir tohum ek de bunun sırrını anla, insafa gel!

Musa tohum ekti, ekin bitti, kemale gelip başaklandı, güzelce, düzgünce yetişti…

Orağı alıp biçmeye başladı. Gaybtan kulağına bir ses geldi:Neden ekiyor, besliyorsun da kemale gelince kesiyor, biçiyorsun?

Musa dedi ki: Yarabbi, burada tane de var saman da… onun için kesiyorum.

Çünkü tanenin saman ambarına konması lâyık değil… saman da buğday ambarına konursa yazık olur!

Bu ikisini karıştırmak hikmete uygun olamaz. Mutlaka elerken ayırt etmek lâzım.

Allah dedi ki: Bu bilgiyi sen kimden aldın da bir harman meydana getiriyorsun?

Musa,Allahım bana bu temyizi sen verdin dedi… Allah dedi ki: Öyleyse bende nasıl olur da temyiz olmaz?

Halk arasında temiz ruhlar da var, topraklara bulanmış kara ruhlar da.

Bu sedeflerin hepsi bir değil… birisinde inci var, öbüründe boncuk!

Buğdayları samandan ayırmak nasıl lâzımsa bu iyiyi de kötüyü de ayırmak vâcip.

Bu âlem halkı, hikmet hazineleri gizli kalmasın, meydana çıksın diye yaratılmıştır.

Ben bir hazineydim dedi Allah, hem de gizli… bunu duy da cevherini kaybetme, meydana çıkar!

Hayvani ruhla cüz’i akıl,vehim ve hayal ayrana benzer..bakî olan ruhsa bu ayranda gizli olan yağa

Ayran içinde yağ nasıl gizliyse, doğruluk cevherinde yalan da gizlidir.

O yalanın, şu fâni tendir… doğrun da Allah’a mensup olan can!

Yıllardır şu ten ayranı meydandadır da can yağı onda fâni ve değersiz bir hale gelmiştir.

Nihayet Allah, bir elçi kulunu, ayranı yayığa koyup döven birisini gönderir de,

Bende bir ben gizli olduğunu bileyim diye sıfatla hünerle o yayığı döver.

Yahut da zatından âdeta bir cüz olan bir kulunun sözünü izhar eder de o söz, vahiy arayan kişinin kulağına girer.

Müminin kulağı, vahyimizi kavrar, beller… öyle kulak, insanı Hakk’a davet edenin eşidir, arkadaşıdır.

Mevlana, Mesnevi, cilt:4

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*