Bir Şeflik Projesi:Köy Enstitüleri

Şeflik Rejimi’nin ileri gelenleri tabii olarak tasavvur ettikleri hayat tarzları ve gelecek ümidleriyle parelellik arzeden yeni nesiller yetiştirmek istiyorlardı. Ancak bunun için yaygın bir eğitim sistemine ihtiyaç vardı. 0 günlerde 40 bin köyün 35 bininde henüz okul yoktu. Bunu dikkate’ alarak sistemli bir eğitim plânını uygulamaya koydular. Plânın birinci kısmı, Türk halkının zihninde yerleşik bulunan değerler manzumesinin yıkılmasından ibaretti, ikinci kısmı ise, bütün kudsî duyguları hayatından dışlamış, bunun yerine ateizme kadar varan pozitivist bir anlayışla nesiller yetiştirmekti.

Devrin Milli Eğitim Bakanı H. Ali Yücel’e göre, bu öğretmenler Türk inkılabının esaslarını’ köylere götüreceklerdi. Köy Enstitüleri Kanunu 1940 yılında Medis’te 248 milletvekilinin reyiyle kabul edilmişti. 146 milletvekilinin oylamaya katılmaması ise Kanun’u içine sindiremeyen mebusların gizli bir muhalefeti olarak yorumlanmıştı.

Bu çerçevede ders kitapları yeniden ele alınmış, körpe dimağlarda ‘En çok kimi seviyorsun? sorusunun cevabının karşılığı olarak ‘Allah’ yerine fani varlıklar konulmaya başlanıştı. Yeni hazırlanan ders kitaplarında ‘Hacerül Esved’ taşı Prigyalılar devrinden kalma bir efsane, ‘Hicret’ise Mekke’den Medine’ye kaçıştan ibaretti. Ziraat okullarındaki Zootekniği’ isimli den kitabında domuz yetiştiriciliği’ Türk halkına öğretiliyordu.

1942 yılında liselerde okutulan Fiziki Coğrafya kitabı öylesine mânâsız bir şekilde Türkçeleştirilmişti ki, kitabın müellifi dahi eserini anlayamayacak duruma gelmiştir(1)“Okullarda Latin ve Grek kültürünün öğretilmesine ağırlık verilmiş, kültürün klasik eserleri tercüme edilerek devlet tarafından yayınlanmıştı.”(1)

Devlet okullarında bu çerçevede tedrisat sürdürülürken rejimin ileri gelenleri ve ideologları çeşitli zeminlerde dine ait inançları yozlaştırmak için gayret gösteriyorlardı. “Yunus Nadi, Kuran’ın Allah’ın bildirdiği vahiylerden değil, Peygamberin sözlerinden ibaret olduğunu”(2) savunurken, ‘Fahrettin Al tay Paşa, İslam dini’ ismiyle yazdığı kitapta Kuran’ın modem evrim teorisine destek verdiğini”(3) ileri sürmekteydi.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı diğer okullardan farklı bir teşkilat yapısına sahip Köy Enstitüleri’nde öğretmenlere öğretmenliğin ötesinde bir misyon yüklenilmişti. Bu misyon okulların kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un ifadesiyle; ‘Köy hocasının yerine devrimin dinamizmini taşıyan fertler koymak’tan ibaretti. Bu proje başlı başına bir devrim stratejisi ve taktiğiydi.'(4)

‘Köy Enstitüsü Projesi mimarlarının ana gayesi Anadolu Halkının hayatından köy imamını çekip almak onun yerine, köy enstitüsü mezununu bir inkılap öncüsü olarak köye yerleştirmekti(5)

“Enstitü öğretmenleri bunun için kendi elleriyle diktikleri Atatürk heykelinin önünde Anadolu köylüsünü gericilikten kurtarmak üzere and içiyorlardı.”(6)

Köy Enstitülerinde bu çok yoğun ideolojik şartlanma ile yetişen öğrenciler, öğretmen olarak gittikleri köylerde “köylüye süt içirerek ve mandolin çaldırarak görkemli resmi anma merasimleri düzenletiyorlardı”(7)

Öte yandan ülkeyi kasıp kavuran yokluk ve yoksulluk şartlan bu okulları da etkiliyor, ‘bu okullara gelen küçük yaştaki öğrenciler okul yapımında güçlerinin üzerinde çalıştırıldıkları için sakat kalıyor, hatta içlerinde ölenler oluyordu.(8)

Köy Enstitüsü öğrencilerinin bir kısmı ise Anadolu topraklarından çok uzak diyarlarda dünyaya gelmiş Gagauz Türkleriydi. Türkçü fikirleriyle tanınan Hamdullah Suphi Tanrıöver Romanya Büyükelçisi olarak dinleri Hıristiyan ancak ırkları Türk olan bu toplulukla hususi olarak ilgilenmiş ve onlan bizzat köy enstitülerine yerleştirmişti. “Bunların yaşlarına ve tahsil derecelerine göre kimisi öğretmen kimisi de öğrenci olmuşlardı Köy Enstitülerine.*(9)

Hamdullah Suphi tarafından Türkiye’ye getirtilen Gagavuzların hüviyet cüzdanlarına 16.09.1943 târihli Bakanlar Kurulu kararınca Türk ortodoks’ yazılması kabul edilmişti.(10)

Şeflik rejimi tarafından sistemli bir şekilde uygulanan bu eğitim politikası zaman içersinde bütün neticelerini doğurmuş Anadolu halkı ‘Hocasız’ kalmıştı. Halkın artık cenazesini yıkayacak bir hocası yoktu, ama resmî bayramlarda ona mandolin çalacak öğretmenleri vardı.

Rejimin ideologları Şeflik Devri’nin sonuna doğru dinin sadece Allah ile kul arasında bir bağ değil aynı zamanda bir sosyal hakikat olduğunu farkettiklerinde iş işten çoktan geçmişti. Köylerde çoğu zaman ölüleri gömmek için bir hoca bulunamamaktaydı.”(11)

Nitekim iki önemli Rejim ideologu Behçet Kemal Çağlar ve Nadir Nadi “Ana babaların çocuklarına tanrısal eğitim vermek için din rehberlerinin bulunmadığı gerekçesiyle din dershanelerine kolayca izin verilmesi gerektiğini savunur.’ duruma gelmişlerdi. Başbakan Haşan Saka da ‘Mekteplere acilen din dersi konulması’zaruretinden bahseder olmuştu.(12)

Hüseyin Yürük, Türkiye Demokrasi Tarihi

(1)Abdurrahman Dilipak,Menderes Dönemi,syf;245

(2)-Şükrü Karatepe,Tek Parti Devri,syf;104

(3)-Gethard Jeaschke,Yeni Türkiyede İslamlık,syf;48

(4)-age,syf;136

(5)-Şükrü Karatepe,age,syf;97-99

(6)-Sebahattin Eyüboğlu,Köy Enstitüleri,syf;25

(7)-age,syf;90

(8)Şükrü Karatepe,age,syf;98

(9)-Münevver Ayaşlı,İşittiklerim Duyduklarım,syf;95

(10)-H.Suphi,Anılar,sf;160

(11)-Eşref Edib,Kara Kitap,syf;77

(12)-age,syf;79

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.