Bir Müslüman Neden ve Nasıl Deist Olur?


Ülkemizde Deizm’in (ya da Teizm’in) hızla yayılmaya başladığı söylemi bi hayli zamandır gündemde.

Hatta yakın zamanda Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu kendisiyle görüşen bazı tesettürlü deist’lerin varlığından bahsetmişti.
Modernist çevreden bazı kimseler ise Deizm’in kaynağının “geleneksel İslâm anlayışı” olduğunu(!) iddia ediyorlar gerçek sebepleri gizleme çabasıyla.

Peki bir Müslüman neden ve nasıl deist(ya da teist) olur?

Meseleyi teknik bir üslûb yerine sade, basit bir şekilde ele almak, okuyacak olan insanlar için daha ehven olacaktır.

Deizm’in metodu yani “Allah var ama din yok, peygamber yok, kitap yok, emir ve yasak yok, herşey serbest” inancı tamamen “inkâr” üzerine kuruludur, sebepleri farklı farklı olsa da sonuca giden yol “inkâr” vasıtasıyla geçilir.

Modern zamanlara gelinceye kadar ümmet içinde ateizm ya da deizm gibi sapkınlıklara tevessül, -bilinecek ya da kayıtlara geçecek şekilde/oranda- hiçbir zaman olmamıştır.
Tâ ki Batı’dan esen modernizm, reformizm rüzgarı ile yavaş yavaş ateizm’e ve deizm’e de ilgi alaka duyulmaya başlandı.

Müslümanlar tabii ki direk deist ya da ateist olmuyorlar. Müslümanlıktan deizm’e veya ateizm’e geçişi yumuşak hale getiren, bir sıçrama tahtası, manivela görevi gören bazı ara birimler var.

Bu ara birimlerin başında gelen ve en önemlisi olan şüphesiz Mealciliktir.
Deizm’in temelinde inkar var, bu inkâr metodunun başlangıcında ise oryantalistlerden devşirilen sapkın fikirleri alıp ümmete yedirmeye çalışan modernistlerin, mealcilerin mezhepleri, hadisleri, Ehli Sünnet akaidini, Sahabeyi ve nihayet Peygamberi devre dışı bırakıp bağlayıcılığını inkar etmesi en büyük etkendir.

Mealci güruh tüm bu etkenleri devre dışı bırakıp insanları sadece Kur’ân ile başbaşa bıraktıklarında, Batı’da hıristiyanların her birinin kendine özgü bir incili olduğu gibi herkes kendisine özel bir Kur’ân anlayışı ortaya koyuyor. Daha sonra ise her türlü metodu, usulü reddeden, her türlü kaynağı reddeden bir mealci geldiği son noktada durmuyor, onu orda durduracak hiçbir sebep kalmıyor çünkü, Mealci gürûhun etrafına topladığı avâneleri ile dini anlama noktasında yaşadıkları süreç kısaca şöyle;

– “Mezheplerin gerçek İslâm’la alakası yoktur. Mezhepler aklı kısıtlamaktadır. Mezhepleri reddet. Senin tek ölçün akıldır. Aklınla dini kendin anlayabilirsin.”

– “Tamam reddettik hocam”

– “Hadislere güvenemeyiz, çünkü hadisler için Allah herhangi bir koruma vaat etmemiştir. Hem zaten içlerinden birçok zayıf ve uydurmalar var, birçoğu da akla uymuyor. Hadisler bağlayıcı olamaz. Hadisleri de reddedin. Aklınız rehberiniz ölçünüz olsun. ”

– “Tamam hadisleri de reddettik hocam..”

– “Sahabe dediğiniz kişiler Peygamber öldükten sonra iktidar mücadelesine giren insanlar. Öyle zannettiğiniz gibi tartışmasız adalet sahibi, güvenilir insanlar değiller. Zaten içlerinde münafık(!) olanlar da var. Sahabe’nin otoritesi ve bağlayıcılığı karşımıza birçok sorun çıkarmaktadır. Sahabenin otoritesini, bağlayıcılığını da reddedin. Aklımız bizim ölçümüzdür. ”

– “Tamam onları da reddettik hocam.”

– “Peygamber sadece tebliğ ile vazifelidir. Peygamber Kur’ân dışında hüküm koyamaz. Yani Hüküm koyabilecek olan, Din hakkında ahkamı belirleyecek olan sadece Allah’tır. Peygamberin Kur’ân’ı açıklamak, tefsir etmek, hüküm koymak gibi yetkileri yoktur. Peygamber şahsî olarak bağlayıcı değildir. Onun tebliğ ettiği Kur’ân bağlayıcıdır sadece. Peygamberin dinde otorite sahibi olduğunu, hüküm koyma yetkisi, Kur’ân’ı açıklama yetkisi olduğunu da reddedin. Bizim aklımız var, Allah kur’ân’da birçok yerde akledin diyor, aklınızı kullanın diyor. O halde biz Kur’ân’ı aklımız ile okuyup anlayacağız..”

– “Tamam onu da reddettik hocam”

– “Hah. Şimdi istediğimiz noktaya geldiniz. Kur’ân bize yeter, O Allah’ın kitabıdır, üzerinde hiçbir şüphe yoktur. Bizim için tek bağlayıcı Kur’ân’dır. Kur’ân’ı anlayabilmek için akıl yeterlidir. Kur’ân apaçık ve anlaşılır bir kitaptır.”

– “Tamam hocam..”

Tabii ki bu “tamam hocam”cılar burada da durmuyor… Önüne konulan meali okurken karşılaştığı bazı ayetler aklına uymuyor, o tarafa yatırıyor olmuyor, bu tarafa yatırıyor olmuyor. Ne yapsa da, nasıl tevil etse de akla uymayan ayetler bu “tamam hocam”cıları müthiş rahatsız etmeye başlıyor. Bir süre kısır tevillerle geçiştiriyor bu rahatsızlığı.. Ama hafif hafif batmaya devam ediyor..

Sonra düşünmeye başlıyor; “Yav ben bu noktaya herşeyi inkâr ederek geldim. En sonunda Peygamberin otoritesini ve bağlayıcılığını, hüküm koyma yetkisini bile reddettim. O halde hiçbir otoritesi, bağlayıcılığı, hüküm koyma yetkisi olmayan bir peygamberin tebliğ ettiği “Bu Kur’ân’dır, Allah bana bunu vahyetti” dediği Kur’ân neden bağlayıcı olsun benim için?

Neden onca kaynağı, kriteri reddetmeliyim de sadece Kur’ân benim için bağlayıcı olmalı?

Bu din 1400 yıldır Ümmet-i Muhammed tarafından yanlış, hatalı yaşanmışsa, nasıl olmuştur da Kur’ân bizlere kadar ulaşmıştır?

Aklımıza uymayan dinden olamaz ise, Kur’ân’da bunca aklıma uymayan ayeti ne yapacağım ben?”

Hocasına gidip bunları sormaya, sorgulamaya başlar. Ancak hiçbir zaman onu tatmin edecek, engelleyecek, durduracak bir cevap bulamaz.

Ve sonrasında inkâr’ı kendine düstur edinen mealci vatandaş, diğer bütün kaynakları unsurları reddederken kullandığı akılcı pervasızlığı ve cüreti yine devreye sokup Kur’ân’ı da hiç korkmadan çekinmeden inkâr edecektir ve nur topu gibi bir deist/teist çıkacaktır ortaya. Çünkü bu vatandaş aklını ölçü edinmiştir, hocalarının onca çabası ve rehberliğiyle.

Hiçbir Müslüman önce mealci, modernist olmadan deist/teist olamaz. Hiçbir Müslüman, “Mezhepler beni çok rahatsız ediyor, o halde ben deist oluyorum” demez, “Tasavvuftan bıktım, o zaman ben deist oluyorum” demez hiçbir Müslüman. “Hadisler beni çok kısıtlıyor, o halde ben deist oluyorum” demez hiçbir Müslüman. Bütün bu unsurlardan, kaynaklardan rahatsızlık duyan Müslüman direk deizm’e geçmez, çünkü önünde Kur’ân var, önce mealci, Kur’ân yeter’ci olması gerekir.

Deizm’e, Teizm’e bir kayma varsa Türkiye’de, bunun önünü açan, aklı putlaştırmayı düstur edinmiş olan modernizm’dir, mealciliktir. Bu noktada Deizm’in mahiyetine ve Türkiye’de yayıldığı söylemine de değinmek gerekiyor.
Deistlerin bir kısmı ahirete de inanmaktadır, bir kısmı ahirete inanmaz, insanların ölünce yok olup gideceğine inanır, bir kısmı da reankarnasyona inanır, fakat nereden bakılırsa bakılsın, hangi çeşidi, versiyonu baz alınırsa alınsın, baştan sona bir çelişkiler yumağıdır.

“Türkiye’de deizm’e kaymalar/geçişler çoğalmaya başladı” lakırdısı da kanaatimce doğru bir analiz değildir. Çünkü Türkiye’de düşünsel bir kriz yaşanmıyor şu anda.
Türkiye’de inanç alanında, din alanında yaşanılan ya da ortaya çıkan krizlerin büyük çoğunluğu (mealcilik, tarihselcilik, modernizm, deizm, ateizm gibi) düşünülerek varılmış, ortaya çıkarılmış sonuçlar, tezler, argümanlar değildir. Aksine, “sokma akıl” mesabesindeki batı patentli bu krizlerin düşünülmeden kabullenilmiş halidir.

Bir Müslüman’ın gerçek bir deist olabilmesi kolayca gerçekleşecek bir durum değildir.
Hatta “deizm” kelimesi bile boş-beleş türetilmiş bir tanımdır.

Yani kafası karışık olan ya da İslâmî hükümlere itaatin işine gelmediği cahilleri tanımlamak adına bulunmuş yakışıklı afilli bir kelimedir “deizm”.

Deizm, düşünsel bir kriz sonucu, düşünsel bir çaba, emek sonucu ulaşılmış bir varış noktası bir karar değildir. Aksine düşünülmeden ulaşılan bir sonuçtur. Eğer kişi gerçek anlamda ve Murâd-ı İlâhî doğrultusunda düşünmeye başlarsa, işte o zaman bu kriz meyvesi ideolojilerin tamamı yokolmaya başlayacaktır.

Yani; doğru ve sağlıklı şekilde, fıtrata uygun şekilde yapılacak bir düşünme faaliyetinin ulaşacağı yegane hakikat mertebelerinden ilki “Allah’ın Varlığı ve Birliği” olacaktır. Devamında ulaşılacak ikinci hakikat mertebesi ise, ilk hakikat doğrultusunda Yüce yaratıcı’nın yarattığı varlıkları asla başıboş bırakmayacak olması, belli ve sabit
emir ve yasaklar koymuş olduğu hakikati olacaktır.

Gerçek ve doğru bir düşünme faaliyetinin kaçınılmaz/zorunlu sonuçlarıdır bunlar.”Ben düşünerek Deist oldum/Ateist oldum” ya da “Ben düşünerek mealci oldum/tarihselci oldum” diyen kişi ya doğru düşünmeyi bilmiyordur(ahmaktır) ya da diğer seçenek olarak yalan söylüyordur.
——————————–
Şükrü Yaşar
9 Nisan 2018

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*