Bir Hikaye

Mes’ûdî dedi ki:

Salih ibn Ali el-Hâşimi anlattı ve dedi ki:

Günlerden bir gün zulüm ve haksızlıkları görüşmek için halife el-Muhtedi’nin(1) huzurunda bulundum. Benim de hoşuma gidecek şekilde onun kendisine yapılan şikayetleri kolayca çözüme kavuşturduğunu ve o konulardaki mektuplarının bölgelere ulaştığını gördüm. O haberleri incelediği zaman ben kendisini göz ucuyla izliyordum. Bakışını bana çevirdiği zaman hemen gözlerimi indirdim. Sanki o içimden geçenleri bilmişti. Bana dedi ki:

Ey Sâlih! içinde anlatmak istediğin şeyler olduğu­nu zannediyorum. Dedim ki:

Evet, ey Mü’minlerin Emiri.

Oturu­munu bitirince bana oradan ayrılmamamı emretti ve kalktı (gitti). Ben uzun bir süre oturdum. Nihayet o namaz hasırının üzerindeyken yanma gittim. Bana dedi ki:

Ey Salih! İçinden geçenleri bana söyler misin, yoksa ben mi sana söyleyeyim? Dedim ki:

Tabii ki Mü’minlerin Emiri söylerse daha güzel olur. Dedi ki:

Sanki ben senin bizim meclisimizde bulunmaktan hoşlandığını hissediyor gibiyim. Dedim ki:

Ey bizim halifemizin halifesi! Bir de babanızın savunduğu Kur’an’ın mahluk olduğu fikrini savunmamış olsaydınız. Dedi ki:

Ben kısa bir süre o fikri kabul ettim. Nihayet, el-Vâsık’ın huzuruna Şam’ın “Ezine” bölgesinden fıkıh ve hadis ehlinden eli kolu bağlı ak saçlı bir şeyh getirildi. Korkusuzca selam verdi. Dua etti ve veciz bir dua yaptı. Bunun üzerine el-Vâsık’ın(2)bakışlarında adamın bu halinden dolayı bir utanma ve adama karşı bir acıma duygusu gördüm. el-Vâsık dedi ki:

Ya Şeyh! Ebû Abdillah Ahmed ibn Ebi Duâd’ın(3)sana soracağı sorulara cevap ver. Şeyh dedi ki:

Ey Mü’minlerin Emiri, Ebû Abdillah Ahmed bu tartışmada küçük düşer, zayıf ve yetersiz kalır. el-Vâsık’ta acıma   duygusu gidip yerine öfkenin hâkim olduğunu gördüm. Şeyhe dedi ki:

Demek Ebû Abidllah seninle tartışırken küçük düşer, zayıf ve yetersiz kalır, öyle mi? Şeyh dedi ki:

Kafana takma ya Emir a’l-Müminin, sen benim onunla konuşmama izin veriyor musun? el-Vasık şeyhe dedi ki:

Sana izin verdim.

Şeyh Ebû Abdillah Ahmed’e doğru döndü ve dedi ki:

Ey Ahmed, sen insanları neye davet ettin? Ahmed dedi ki:

Ben onları Kur’an’ın mahluk olduğu görüşüne davet ettim. Şeyh ona dedi ki:

Senin, insanları kabule çağırdığın bu Kur’an’ın mahluk olduğu görüşü dine dahil olan bir şey midir ki din sadece bu görüşle birlikte tamam olsun? Ahmed dedi ki:

Evet, dine dâhildir. Şeyh dedi ki:

Rasulullah (s.a) de insanları bu görüşe çağırdı mı, yoksa onları kendi hallerine mi bıraktı? Ahmed dedi ki:

Hayır, çağırmadı. Şeyh dedi ki:

Rasûlullah (s.a) bu görüşü biliyor muydu, yoksa bilmiyor muydu? Ahmed dedi ki:

Biliyordu. Şeyh dedi ki:

O halde sen, Rasulullah’ın insanları davet etmediği ve kendi hallerine bıraktığı şeye niçin çağırıyorsun?

Ahmed sustu, cevap veremedi. Bunun üzerine şeyh dedi ki:

Ya Emiral-Mü’minin işte bu birincisidir. Sonra Şeyh, Ebû Abdillah Ahmed’e şöyle dedi:

Söyle bana Ey Ahmed! Allah Teala yüce Kitabında: “Bugün size dininizi tamam­ladım.” buyurdu. Sen ise dinin ancak Kur’an’ın mahluk olduğunun söylemenle tamam olacağını iddia ettin. Bu dinin tam ve eksiksiz olduğunu “söylerken Allah Teala mı doğru söyledi, yoksa sen eksiklik bulurken mi doğru söyledin? Ahmed yine sustu ve cevap vermedi. Şeyh bunun üzerine dedi ki:

Ya Emiral Mü’minin işte bu da ikincisidir. Bir müddet sonra şeyh dedi ki:

Söyle bana ey Ahmed! Allah Teala:

“Ey Peygmaber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.”(4)buyurdu.

Senin insanları çağırdığın söz, Rasulullah’ın ümmetine tebliğ ettiği şeylerin içinde var mıydı, yok, muydu? Ahmed yine sustu, cevap vermedi. Bunun üzerine Şeyh dedi ki:

Yâ Emiru’l-Müminin işte bu da üçüncüsüdür. Bir müddet sonra şeyh dedi ki:

Söyle bana ey Ahmed! Senin insanları çağırdığın sözünü Rasulullah (s.a) bilince onların buna uymalarına engel olur muydu, yoksa engel olmaz mıydı? Ahmed dedi ki:

Engel olurdu. Şeyh dedi ki:

Ebu Bekir de engel olur muydu? Ömer de engel olur muydu? Osman da, Ali de engel olur muydu? Ahmed dedi ki:

Evet. Şeyh el-Vâsık’a döndü ve dedi ki:

Ey Müminlerin Emiri! Rasûllulah’ın ve ashabının engellediğini biz engellemeyeceksek Allah bizi bu duruma düşürmesin. el-Vâsık dedi ki:

Evet, Rasulullah’ın ve ashabının engellediğini biz engellemeye­ceksek Allah bizi o duruma düşürmesin. Sonra el-Vasık dedi ki:

Bu adamın bağlarını çözün. Bağları çözülünce şeyh onları almak için kendine doğru çekti ve çok uğraştı. Bunun üzerine el-Vâsık dedi ki:

Bırakın onu, alsın. Sonra dedi ki:

Ben bu ipleri almaya karar vermiştim. Aldığım zaman ellerimin ve kefenimin onunla bağlan­masını vasiyet edecektim. Sonra da şöyle diyecektim: Ya Rabbi, beni haksız yere niçin bağladığını ve ailemi benim yüzümden korkuttu­ğunu şu kuluna sor! Bunun üzerine el-Vâsık, şeyh ve hazır bulunanlar ağladılar. Sonra el-Vasık ona dedi ki:

Ya Şeyh, ne olur beni tezkiye et, (Beni bu işten sorumlu tutma). Şeyh dedi ki:

Ey Müminlerin Emiri! Ben zaten Rasulullah’a (s.a) hürmeten ve senin ona olan yakınlığına hürmeten evimden çıkar çıkmaz seni tezkiye ettim. Bunun üzerine el-Vâsık’ın yüzü güldü ve sevindi. Sonra ona dedi ki:

Benim yanımda kal, seninle samimi dost olayım. Şeyh, el-Vâsık’a dedi ki:

Benim o körfezde yaşamam daha hayırlıdır. Ben yaşlı bir adamım. Muhtacım. el-Vâsık dedi ki:

Aklına ne geliyorsa benden iste. Şeyh dedi ki:

Emirul’Mü’mininin beni şu zâlim ibn Ebi Duâd’ın çıkardığı yere geri dönmem için izin vermesini istiyorum, el-Vâsık dedi ki:

Sana izin verdim. el-Vâsık, şeyhe bir hediye verilmesini emretti, fakat şeyh onu da kabul etmedi. Halife el-Mühtedi dedi ki:

Ben o andan itibaren o görüşten vazgeçtim. Öyle zannediyorum ki el-Vâsık da bu görüşten vazgeçti.(5)

Bu hikayeyi iyi düşünün! bunda akıl sahipleri için ibret vardır. Gör bak, Allah’ın Kitabı ve Peygamber’inin (s.a) sünnetiyle karşı tarafa nasıl cevap veriliyor ve nasıl susturuluyor.

İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/269-272.

Dipnotlar:

(1)-El-Muhtedi: Halife el’Muhtedi Billah Muhammed ibn el’Vâsık Harun ibn el-Mu’tasım Muhammed ibn er-Reşid el-Abbas. (Vâsikın oğlu, Harun Reşid’in torunudur.). Dedesi Harun Reşid zamanında doğmuştur. Otuz küsur yaşlarında iken halife olarak kendisine biat edildi. Takva sahibi, sâlih, âbid” cesur, hilafettte dirayetli ve makamına lâyık bir kişi idi. Rivayete göre halife olduğu günden itibaren 250 yılında vefat edinceye kadar hep oruçlu kalmıştır. (Siyeru A’lami’n-Nübelâ 12/535; Tarihut-Taberi 19/391, 469; Târihu’l-Hulefa, 391, Şezeratü’z-Zeheb, 2/132.)

(2)-el-Vâsık: halifedir. Künyesi Ebu Cafer Harun ibn el-Mütasım Billah Muhammed ibn Harun er-Reşid el-Abbas el-Bağdadi, Annesi Rum asıllıdır. Babasından sonra 227 yılında hilafet görevine geldi. Kur’an’m mahluk olduğunu söylerdi. Ölümünden az Önce bu görüşünden döndüğü söylenir. Halifeliği beş buçuk sene sürdü. 232 yılında vefat etti. (Siyeru A’lamin” Nubela. 10/306; Tarihu’t-Taberi, 9/123; Tarihu’l-Hulefa, 327)

(3)-Ebu Abdillah Ahmed ibn Ebi Duad el’Basri el-Bağdâdi el-Cehmi, Ahmed ibn Hanbel’e düşman idi. Kur’an’m mahluk olduğu görüşünün propagandasını yapardı. 240 yılında vefat etti. (Siyeru A’lami’n-Nubelâ, 11/169; Târihu’t-Taberi, 9/197; Vefeyâtü’l-A’yân, 1/8K el’Bidaye ve’n-Nihaye, 10/3191 Şezerat, 2/93.)

(4)-Mâide: 67.

(5)– Bk. Siyeru A’lamin-Nübelâ, 10/306; Tarihu’l-Hulefa. 368.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*