Bir ahlaki tavır ve dış politika

Bir ahlaki tavır ve dış politika

Artık biliyoruz, Batı uygarlığı (Avrupalı ve Amerikalı insanın hayat tarzı) yapısal olarak çifte standartlıdır. Bu demektir ki, kendi nefsi için istediğini komşusu için istemez, zararı kendisine dokunmayan bir hatanın düzeltilmesi cihetine de yönelmez.
Batı hayat tarzı sadece adaletsiz değil, aynı zamanda ikiyüzlüdür. Hz. İsa’ya atfen bir yanağına tokat atılınca öteki yanağının çevrilmesi öğüdünde bulunan Hıristiyan, tokadı yediğinde gücü yettiği sürece asla öteki yanağını çevirmez. Gücü yettiği sürece kısas uygulamakla kalmaz, işi intikam almaya götürür.

Musevilik ise, Roma ve Atina hukuklarında olduğu gibi, ırkçı ve köleci bir anlayışın eseridir. Museviliğe göre, yalnız İsrail neslinden gelenler Allah’ın sevgili kuludur, öteki insanlar Yahudilere hizmet etmek için yaratılmışlardır. Bu yüzden, faiz yasağı sadece Yahudiler arasında geçerlidir, diğer din mensuplarına fahiş oranlarla faiz uygulamak mubah ve caizdir.

Günümüz Batı âleminde sözü edilen insan hakları kavramını onların şimdi sözünü ettiğimiz ikiyüzlü anlayışından soyutlayarak anlamaya kalkışmak safdillik olur.
Herhangi bir bahaneyle uygulamaya koyduğu uluslararası bir kısıtlamanın aleyhine döndüğünü hissettiği veya kendisine hesap ettiğinden daha pahalıya mal olduğunun ortaya çıktığı anda tornistan etmesi için mahcubiyet duyması gerekmez.
‘90’lı yılların gözde söylemi olan “yeni dünya düzeni”nin yeni bir dünyayı yapılandıracağına umut bağlayanların sayısı az değildi. Batı indinde onun çıkar ilişkisine dokunulmadıkça böyle bir beklentiye yer vermenin sakıncası da olamazdı.

Nitekim böyle bir yeni dünya düzeni özlemi Batı dünyasında daha önce de denenmemiş değildi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da yeni bir dünya düzeninin kurulmasından bahsedilmişti.
Ama her defasında yeni dünya düzeninde söylenenlerle yapılanlar, nazariye ile tatbikat, kavillerle fiiller arasında fark olduğu görüldü. Ve her defasında bu fark ceberutların lehine işledi. Batı dünyası gücü yettiği sürece işine nasıl geliyorsa öyle davranmakta beis görmedi, görmez de.

Batı’nın ahlakıyla ahlaklanmış olanlarda bu çifte standardın doğal bir yönseme haline geldiğini görmek için fazladan bir dikkat sahibi olmak gerekmiyor. Onları Türkiye’de de dünyanın başka yerlerinde de görmek mümkündür.

Salt kendi çıkarını gözeten biri için “Rabbena, hep bana” tavrı yadırganmaz. Bencillik, ırkçılık da bu telakki tarzının doğal uzantısı kabul edilmelidir. Onlardan, İslam’ın diğerkâmlık, ihlâs, takva, hasbilik tavrını bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağını duraksamadan söyleyebiliriz.

Bu mülahazalar Batı ile ilişki kurulmasın ya da kurulmamalı bağlamında düşünülmemelidir. Böyle bir talebin abesle iştigal olduğu bellidir. Bu mülahazalar, içinde yaşadığımız dünyada kurulması kaçınılmaz olan ilişkiler sadedinde, kişinin kiminle dans ettiğinin bilincinde olunması gerektiği yolunda bir uyarı olarak telakki edilmelidir. İhtirazi kayıtların saklı tutulması yalnızlaşma bağlamında değil, fakat bilinçli olma bağlamında ön almalıdır. Hepsi bu.

Not: yaklaşık üç yıl önce (12 Nisan 2012) kaleme alınmış olan yukardaki satırlar bu günün günceline de cuk oturmuyor mu?

Rasim Özdenören

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.