Bir Adam ki ‘Pembe Konaktan’ Cumhuriyetcilik Yapar…

Bir Adam ki 'Pembe Konaktan' Cumhuriyetcilik Yapar...

Öyle bir adam ki hayatı boyunca “Faşist” bir kafa taşır. Tâa İkinci Meşrutiyetten itibaren bu yolu tutar. Aslında dönme bir aileden  gelmedir. Fethiye’de, 1880’de doğmuştur, ilk tahsilinden sonra  Rodos Adası’nda bulunan “Süleymaniye Medresesi “ne gider. Sonra İstanbul’a gelir. Galatasaray Sultanisi (Lisesi)’ne ve Hukuk Mektebine girer. Buralarda okur. Daha yirmi yaşında “Malûmat” gazetesinde yazı yazmaya başlar, “istibdat” aleyhinde ve merî ni­zama karşı yazılar yazar, devleti ele geçirmek için gizli dernek ku­ran Jön Türklerle işbirliği yaptığı anlaşılır ve üç yıl hapse mahkûm  olur. Midilli Kalesi’ne gönderilir ve hapis cezasını çekerek 1904’de İstanbul’a geri gelir.

“İkdam” ve “Yeni Tasvîr-i Efkâr”da yazılara başlar. Baştan ittihatçılarca zehirlendiğinden, onların çıkardığı, Selânik’teki “Ru­meli’’ gazetesinin sermuharriri olur: 1910.

Medrese tahsili ona hiç tesir etmemiş olacak ki 1324 (1908)’de cereyan eden ayaklanmada şeriat ve taraf tarlan aleyhinde kalem oynattı. ittihatçı ve Balkan komitacılarının yanında yer aldı. “înkılab ve ihtilâl-i Osmanî” adlı eserini bunun için yazdı. (Dersaadet – 1325). Binbaşı Enver Bey, Resneli Niyazi Bey, Karasu, Hüseyin Cahit gibi adamlara bağlılığı ileri dereceye varmıştı. İzmir Mebu­su Yahudi Mazelyah Efendi’nin din ve şeriat isteyen medrese mensuplarına karşı meclisteki çıkışını alkışladı. Canilerin, din düş­manlarına ölümü üzerine “şehid-i azız” tabirini kullanmış, saf ve Ihlâslı müslümanlar için “irticanın elebaşları” sıfatım uygun bul­muştur.

Diğerleri gibi o da lütûf ikrama uğramış, ikinci seçimde Aydın Mebusu olarak meclise girmiştir. Bu arada “Tasvîr-i Efkâr”ın baş­muharriri olmuştur. Yazılanna devam eder. Tenkit ettikleri padi­şah ve onun idaresini devirdikten sonra arkadaşları ile devleti ken­di buyruklarına idareye başlarlar. Fakat işin güçlüğünü anlarlar. Medet umarlar etraftan… Parçalanmaya yüz tutmuş devleti ayakta tutmak için “İslam Birliği” fikrine yapışırlar. 1915 başlarında ! “‘Tasvîr-i Efkâr “da İslâm ümmetinin çalışıp çabalaması gerektiğini yazar “İslâm birliği, Müslümanların en esaslı ve belki de tek dayanağıdır.” der. “Hakkın kelâmı olan mukaddes kitabımız bize bu hakikati çoktan söylemişti. Fakat nasıl bilmiyoruz. Galiba zamanın idrak ve vicdanı sağırlaştıran saptırıcı tesirle­ri ile biz o hakikatleri dilimizle söylersek de vicdanımızla du­yup kavrayabilmekten uzak kalmıştık. Bizim şu dalâlet ve pe­rişanlığımıza, düşmanlarımızın baskı ve yok etme siyasetleri de katılınca, ezildikçe ezilmiş, dağıldıkça dağılmıştık.” sözleri ile ümitsizliğini, feryadını ortaya koyar.

Çünkü harp başladı. İttihatçıların sırtında kambur belirmeye yüz tutmuştu. Daha önce İslâm aleyhinde yığın yığın yazı yazmış, müslümanların kalblerine zehirli iğneler sokmuş bu ve benzeri kimseler Allah’ın kitabına sarılmayı tavsiye ediyorlardı.

Harbin sonlarında, 1918’de İstanbul’da bir gazete kurulur. Adı “Yeni Gün”. Dindârlarla, muhafazakâr kimselerle çatışır. Sahibi ve başyazarı da kahramanımız: Yunus Nadi!..

İstanbul’da tutunamaz. Soluğu Ankara’da alır. Anadolucularla bir olur, saflarında yer alır. İlk mecliste Muğla Mebusu olarak gö­rülür. Meclisin altıncı dönemine kadar mebusluğa devam eder.

İslâm birliğine ümit bağlayan ve Hakkın kitabına sarılmayı isteyen Yunus Nadi, yedi yıl sonra 1922’de ise Türkiye’nin manzara­sını başla türlü çizer: “Din ve imanın mevkii ve yeri inkâr olu­namaz. Ancak bu vicdanî meseleler nihayet ferdî ve içtimai terbiye için gerekli sayılabilir. Yoksa cihan-şumûl bir siyaset için haç bir zaman ve asla her hangi sağlam bir dayanak olarak değil! (…) Eski Türkiye, hilâfeti de kendinde toplayan ortaça­ğın bir saltanatı idi. Şimdi Türk milleti onun yerine, yeni bir dünya kuruyor. Yani kendi gerçek saltanatını kuruyor.” (Hilâfet ve Millî Hakimiyet, sh: 84)

Bu kafa yapısı içinde Yunus Nadi 1924’de İstanbul’da ” Cum­huriyet” gazetesini kurar. Bu yılın Mart ayı başında hilâfetin kaldı­rılması için öncülerin yanında yer alır. Bütün devrim kanunlarının müdafii olur. Mevsimlere göre şekil alır. Sonunda ” Cumhuri­yet “le karar kılar. Latin harflerinin taraftarı olur.

Gazetesini eski dostları ittihat ve Terakki’nin genel merkezi olan “Kırmızı Konak”ta çıkarmaya başlamıştır. Ortada İttihatçı kalmadığına göre ve rejimin başları burayı ona lütf ettiklerine gö­re, yeni devletin takip ettiği yolun esaslarına uyarak ve yanında yer alarak neşriyata devam etmek gerekiyordu. Devrim partisinin kar­şısında başka bir partinin kurulmasına müsamaha edemiyor, tam bir faşist gibi yazıyor ve konuşuyordu. 1945’de İsviçre’de öldüğü. zaman arkada çocuklarım bir ümit ışığı olarak bırakmıştı. Onlar da hâlâ o yoldadırlar.

 

Sadık Albayrak – Kemalist Devrin Çakıl Taşları

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*