Beşerî Arızalar Nübüvveti Engellemez

Beşerî Arızalar Nübüvveti Engellemez

Bazı serseriler, peygamberlerin mu’cizelerini, son zamanda keşfe­dilmiş İlmî hakikatlerle açıklamak isterlerken, bir şeyleri uydururlar.

Mesela ;ebâbil  kuşlar ve fil hâdisesini tevil ederek şöyle derler: “Sinekler gibi mikrobu taşıyan bir sürü kuşlar, Arab müşriklerine saldır-mıştır. Çünkü taş insanı yakıp öldürmez.”.. Bu büyük bir hatadır. Allah Teâla, ebâbil adlı kuşları, taşlarıyla saldırtmıştır ve o kavmi imha eden, o taşlar olmuştur. Fili sinekle, yılanı karıncayla öldüren Allah Teâlâ, ufacık taşlarla insanları yakmaya muktedirdir.

Binaenaleyh mu’cize, tabiî ka-nunların iptal edilmesinden ibarettir; mesela suyu ateş, ateşi su yapmak gibi.. Allah Teâlâ peygamberlerinin davalarına, tasdikname misâli mu’ci-zeler izhar etmiştir. Mu’cize, aklın kabul edemediği, sadece Hudâ’nın irade ve kudretiyle sebebsiz vuku bulan hâdiselerdir. Eğer mu’cizelerle beraber peygamberlerde açlık, düşmanlık, hastalık, sıcaklık ve soğukluk tesiri olmasaydı, insanlar Allah’ın hakîkî Hâlık ve bir tek ve hakîkî tesir edici olmasını idrak edemezlerdi; ve Allah’tan başka tesir edici bir şey zannederlerdi.

Sebeblerden tezahür eden olayların fâil-i hakîkîsi Allah Teâlâ’dır. Hidayeti şeyhe, şifâyı ilaca hakîkî isnadla nisbet etmekte, şirke girmek korkusu vardır. Fakat fâil-i hakîkînin Allah Teâlâ olduğuna inanan bir kimseye, şirk korkusu olmaz. Nebilerin beşeriyetlerine ârız olan hâdise­lerde birçok hikmetler vardır. Bunlardan birisi de hakîkî fâilin Allah Teâlâ olduğunu bildirmektir. Gerek peygamberler ve gerekse evliya sebebiyle tezahür eden mu’cize ve kerâmetlerin fâili, Cenâb-ı Hakk’tan başkası değildir. Evliya ve enbiyânın kerâmet ve mu’cizeleri, Allah Teâlâ’nın icadıdır. Fakat onlar da Allah Teâlâ’nın rahmet kapılarıdır, yani vesiledirler. Kapıyı açmaksızın binaya girmek İmkanı olmadığı gibi, nebilerin davetine icabet etmemek ve evliyâyı inkar etmek de, Allah Teâlâ’nın kabul huzuruna girmeye engeldir.

Peygamberlerin beşeriyetine ârız olan hâdiselerde birçok hikmetler vardır:

1 -Aklı zayıf olan kimseler, mu’cizelerin müşahadesinde, peygam­berlere ulûhiyeti isnad ederlerdi. Zayıflık, hastalık, üşütme onlardan görülünce, hiç bir ehli kıble, evliya şöyle dursun da peygamberleri bile ilahlaştırmamışlardır.. Binaenaleyh enbiya ve evliya türbelerini ziyaret eden müslümanlara, avam mesâbesinde olan Havâricîler: “Sîzler onları Katılaştırıyorsunuz” diye taarruz etmekte haksızdırlar. Zira onların bu hali, enbiya ve evliyâyı Katılaştırmak değil, Allah Teâlâ’nın rahmet kapı­sını açmaktır.

Meğer ki şer’î edebleri bozanları bu kelimenin dışında ikaz ederler­se, o da başka bir meseledir. Şimdiye kadar “Eşhedu enne Muhamme- den abduhu ve rasûluhu” demeyen hiçbir müslüman yoktur.

2-Peygamberlerin sevabları ve mertebeleri, mûbtelâ oldukları has­talık ve halktan gördükleri eziyetle yükselir. Belaya mübtelâ olanlara te­selli vermek, bela esnasında ümidlerinl kesmemeye yol göstermek İçin, Allah Teâlâ nebilerine ve dostlarına bazı belaları yöneltmiştir.

Tirmizî, İbnu Mâce ve Dârimî’nin tahric ettikleri Sa’d radıyallâhu anh’tan gelen bir rivayette: “En çok belaya giriftâr olan kimdir?” diye sorulunca Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Nebilerdir. Sonra emrlerine imtisal edenler(evliya)dir. Sonra bunların peşinde gelenler(veli olmayan ulemâ)dir. Adam dininin hase­bi üzere belaya yakalanır. Eğer dininde kuvvetli ise, belası kuvvet­li olur. Şayet dininde zayıflık varsa, belası hafifler. Hâsılı yeryü­zünde günahsız yürüyünceye kadar belası devam eder.”

Bazı serseriler: “Madem Allah Teâlâ peygamberleri sevmiş ve seç­miştir; neden onlara belayı göndermiştir.” derler.

Ibnu Arabi diyor ki: «Bela davaya bağlıdır. Birisi bir davayı ortaya koyduğu takdirde, şahid getirmesi lazımdır. Enbiya ve evliyânın dava­sının şahidi de beladır. Nitekim sevgiyi iddia eden bir talebeye yüz çevi­rirsin; sarsılmazsa seversin. Allah Teâlâ, enbiya ve evliyânın davala­rında ve inançlarında kuvvetli olduklarını kullarına bildirmek için, davala­rının tasdiknamesi olarak, onları belaya giriftâr etmiştir.»

Tîbî diyor ki: «Enbiya ve evliya, kendilerinin Allah Teâlâ’ya mülk olduklarına, Allah Teâlâ’nın mülkünde dilediği şekilde tasarruf ettiğine inandıkları için Mâlik’lerine teslim olurlar ve itiraz etmezler. Sevgiye bundan daha üstün deli! olamaz. Beladan lezzet almak kadar tatlı bir şey olmaz.

“Andolsun sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ite imtihan edeceğiz. Sabredenlere (lutf u keremimi) müjdele. ”

3 -Sefer, harb, hastalık ve zamana göre değişik ahkamları bildirmek ve öğretmek bâbından, Cenâb-ı Rabb-ul-İzzet peygamberlere bu gibi şeyleri vermiştir. Binaenaleyh namazda Resûl~u Zîşân aleyhissalâtu vesselâm’ın sehvi ve sehiv için secdesi, öğretmek içindir. Böyle olma­saydı, namazda sehvettiğimiz vakit ne yapacağımızı bilmezdik. Namaz­da Hazreti Rasûl’ün iki sefer sûri sehvi, bize daimi sehvin hükümlerini ve telafisinin keyfiyetini bildirmiştir. Diğer hususları buna kıyas et.

4-Sair insanlara teselli vermek için, peygamberlere uyku ve has­talık peyda olmuştur. Yoksa peygamberlere vâki* olan uyku ve hastalık, kalb-i şeriflerine ve rûh-u şeriflerine tesir etmemiştir; hiç bir zaman onla-rın kalb ve dimağlarına, şuur ve konuşmalarına zarar vermemiştir. Onun içindir ki Müslim ve Buhârî’nin tahric ettikleri Hazreti Ayşe’nin hadîsinde Rasûlullah Saliallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Gerçekte gözlerim uyuyor ve fakat kal­bim uyumaz.”

Demek uyku ile peygamberlerin abdesti bozulmadığı gibi, peygamberlerin bu makamına vâris olan bazı evliyânın abdesti de uyku ile bozulmaz. Bu makama vâris olan bazı ulemâ da böyle.

Âlimin uykusu, cahilin İbadetinden daha hayırlıdır.” denilmiştir.

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*