Bediüzzaman Penceresinden “Göz”

Göz; vücut gömleğinin süslerinden, bize verilen ilahi hediyelerden önemli bir parçadır. Görmek için göz, anlamak için akıl gerekir. Başımızın önündeki bir çift göz, insanı dış dünyaya açan birer penceredir. Göz, kâinattaki farklı güzelliklere, gözün farkını ortaya koyarak bakabilmek için verilmiştir.

*gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz” (A.MUSA)

İnsan gözü 10 milyon rengi, ayırt etme özelliğine sahiptir. Beynimize gelen bilgilerin % 83’lik kısmı görme organımız aracılığı ile gerçekleştirilir. Görmek için önce ışık sonra da onun yansıyıp gözümüze gelmesi gerekir. Görünür ışık, insan gözü tarafından algılanabilen elektromanyetik bir dalgadır ve dalga boyu 400-700 nm dir. Bu aralığın dışını ise gözümüz göremez. Gözümüzün önüne bir şey gelse sinek kanadı gibi bir şey, dağ gibi kocaman şeyleri göremeyiz.  Bazı ışıklar ise göze zarar verir. Kur’an “Şimşeğin parıltısı ise neredeyse gözleri alıverir.” (Nur,43) ayetiyle onlardan haber veriyor.

*Sâni-i Zülcelâl, Fâtır-ı Bîmisâl, zîhayata göz, kulak, akıl, kalp gibi havâs ve letâif ile murassâ olarak giydirdiği vücud gömleğini (SÖZLER,26.Söz)

*her zînazar, gözüyle, yerden tâ Neptün seyyâresine kadar bir sâniyede çıkar.  (SÖZLER,31.Söz)

*Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz. (MEKTUBAT, 1.Mektup)

*göze görülmeyen eczalı bir mürekkeple yazılan bir kitaba, o yazıyı göstermeye mahsus bir ecza sürülse, o koca kitap birden her bir göze vücudunu gösterip kendini okutturur. (LEMALAR, 26.Lema)

*Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. -Gerçek bilgi Allah katındadır – , Ahiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. (MEKTUBAT,1.Mektup)

*Cudi Dağını gözün rüyetinden men eden sineğin kanadı gibi (İ.İCAZ)

İşitme siniri yaklaşık 30 bin lif içerirken, görme siniri 1 milyondan fazla lif içermektedir.Gözlerden gelen elektrik sinyalleri beynin arka kabuğunda yer alan birincil görme alanına ulaşır. Aslında gören göz değil, beyindir.

İnsan gözü bir tasarım ürünüdür, onu tasarlayan zat onu en ince noktalarını bilir öyle yaratır. İnsanın göz gibi organa şiddetle ihtiyacı vardır. İnsandan başka hayvanlarda da göz bulunur. Göz ikidir fakat tek görür. Erişkinlerde şaşılık meydana gelmişse o zaman çift görme olur. Göz muhtelif tabakalardan meydana getirilmiş bir organdır. Beden içinde belli bir yeri ve büyüklüğü vardır ve orantılıdır. Alt ve üst göz kapakları vardır. Genel de siyah ve iri gözler insanlara daha güzel gelir.

*gözü veren Zat, hem gözü görür, hem ince bir mânâ olan gözün gördüğünü görür, sonra verir. (ŞUALAR, 2.Şua)

*Bir nimetin umumî ve herkese şâmil olması, kıymetinin azlığına ve ehemmiyetsizliğine delâlet etmez. Ve o nimetin bir kasıt ve iradeden gelmemesine emâre olamaz. Meselâ, göz nimetinin bütün hayvanlarda bulunması, senin göze olan şiddet-i ihtiyacını tahfif etmediği gibi, gözün kıymetini tenkis etmeye de sebep olamaz. (M.NURİYE, Z. Hubab)

*başta iki göz gibi, iki bakar bir görür. (K.LAHİKASI)

*başında iki göz gibidir; zahiren ikidir, fakat bir görürler. Ahvel (şaşı) gözlü, iki görür.(K.LAHİKASI)

*göz, burun gibi bir âzâ ne kadar güzel olursa, hattâ altından olursa, haddinden büyük olduğu halde sureti çirkin eder. (MUHAKEMAT)

*göz hadekasının perdelerine (ŞUALAR, 7.Şua)

*Siyah gözlüyü güzel gördüm (BEYANAT VE TENVİRLER)

Bu organın ilahi tasarım ürünü olduğunu kabul etmeyip “Herşey kendi kendine teşekkül etmiştir.” denecek olursa “insanı teşkil eden zerrelerin herbirisinde hem insanın içini, hem kâinatı görecek, bilecek bir göz, bir ilim ve sair sıfât-ı lâzimenin bulunması lâzımdır.”(M.NURİYE, Z.Zeyl). O da imkânsızdır

İnsandaki iki adet göz küresi, ilk bakışta beyaz bir bölüm ile ortada renkli bir bölümden meydana gelmiştir. Her iki gözde göz kapakları vardır. Bir de gözün iki kenarında gözyaşı bezleri yerleştirilmiştir. Göz kapakları kapanırsa görme gerçekleşemez. Ayrıca bir görevi de gözü temizlemektir.

Renkli bölümün ortasından delikten ışık girer, görme işlemi başlar. Beyaz kısmın ise görmeyle ilgili bir görevi yoktur. Gözün görünen bu bölümünde çok sinir uçları vardır, en ufak bir tozdan etkilenir. Gözler önündeki onca gerçekleri göremeyen, gaflette olan, dalalete batan insanların gözleri sanki sönmüş ve ölmüş gibidir.

* Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa, göz, göz olmaz.(MEKTUBAT, Hakikat çekidekleri)

*gözkapakları gözleri temizlemek (LEMALAR, 30.Lema)

*göz kapaklarının kirpikleri ve belki gözbebeğinin zerreleri gibi kıymetli (İ.İCAZ, Tenbih)

*Evet, kaşlar göze, gem ata mütemmim oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri gibi (İ. İCAZ, Besmele ve Fatiha suresinin tefsiri)

*Gözünü kapayan, yalnız kendi görmez; başkasına gece yapamaz. (ŞUALAR, 14.Şua)

*gözünde nurlu siyahlıktı………gözümün nursuz beyazıydı (LEMALAR, 26. Lema)

*Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı (LEMALAR, 17. Lema)

*gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir (ŞUALAR, 14.Şua)

*göze bir saç düşse, başa düşen bir taş kadar incitir (ŞUALAR, 14.Şua)

*Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür. (M. NURİYE, Zühre)

İnsanlar üzüldüklerinde, bir şeylere acıdıklarında ağlarlar, gözyaşı dökerler. Ama bazen sevindikleri şeylerde de gözyaşları akabilir.

*şekva ve acımak ve hüzünden gelen gözyaşlarımı, sevinç ve şükrün lezzetlerinden gelen damlalara (ŞUALAR, 15.Şua)

Göz görmek için yaratılmıştır, bir şeyi görmekle bin şeyi görmek onun için birdir, ona zor gelmez, yorulmaz da.

*Göz, lâmba, şems gibi nur ve nurânî şeylerde cüz’î-küllî, cüz-küll, bir-bin müsavidir. (M.NURİYE, Z.Habbe)

Gözümüz gündüz de görür gecenin karanlığında da ama her ikisinin işlevleri farklı hücrelere bağlanmıştır. Gözümüzün arka kısmında iki çeşit alıcı hücre bulunur: Koni biçimli hücreler ve çomak biçimli hücreler. Cisimlerin renklerini ve detaylarını algılamamızı sağlayan koni biçimli hücreler, gözün ağ tabaka merkezinde birikerek sadece parlak ışıkta uyarılır. Bu bölümün etrafındaysa çomak biçimli hücreler yer alır ve düşük ışıkta dahi nesnelerin görülmesini sağlar. Çomak hücrelerin içerisinde ise gece görmeyi sağlayan Rodopsin pigmenti bulunur. Rodopsin, ışığa duyarlı bir pigment olduğu için harekete geçirildiği zaman gece görmeyi sağlar. Bu pigmenti ise harekete sadece A vitamini geçirir.

İnsan gözü mükemmel olmasına karşın gece bazen de yanılır, gördüğünü doğru zanneder. Dört duvarı ayna ile kaplı, ışıklı dar bir odayı ise çok geniş görebilir. Onun için aklını gözüne indirip her şeyi onun görmesiyle açıklamak yeterli değildir.

*gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. (LEMALAR, 2.Lema)

*Hem karanlıkta gözüne sallanan bir ipten gelen bir hayale ehemmiyet verdikçe büyür, hattâ bazen onu divane gibi kaçırır. Ehemmiyet vermezse, âdi bir ipin yılan olmadığını görür, başındaki telâşına güler.(LEMALAR, 25.Lema)

*dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için, birbiri içinde in’ikâs edip, göz görünceye kadar genişliyor. (M. NURİYE, Zühre)

Işığın göze gelip mercekten geçip alıcı hücrelere gelmesi buradan görme siniri aracılığıyla beyindeki görme merkezine gitmesinde hücreler, hücreleri yapan moleküller ve atomlar arasında birer işbölümü vardır. Adeta onlar akılları ve şuurları olmadığından vazifeli birer memur gibi çalıştırılırlar.

*Her bir zerre, bir nefer gibi, askerî dairelerinin her birinde, yani takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda, her birisinde bir nisbeti, o nisbete göre bir vazifesi ve o vazifeye göre dahi, senin gözünde, başında, vücudunda ve kuvve-i müvellide, nizâmı dairesinde bir hareketi olduğu gibi; hem meselâ, senin gözbebeğindeki o câmid zerrecik kuvve-i câzibe, kuvve-i dâfia, kuvve-i müsavvire gibi deverân-ı deme ve his ve harekeye hizmet eden evride ve şerâyin ve sâir âsablarda, hem senin nevinde, ilâ âhir; birer nisbeti, birer vazifesi bulunduğunu, bilbedâhe bir Kadîr-i Ezelînin eser-i sunu ve memur-u muvazzafı ve taht-ı tedbîrinde olduğunu, kör olmayan göze gösterir. (SÖZLER, 22.Söz)

*senin gözünde bir zerre, gözün hücresinde ve gözde ve âsâb-ı veçhiyede ve bedenin şerâyin tabir edilen damarlarında birer nispeti ve o nispete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faydası vardır. (LEMALAR, 17.Lema)

*İşte bütün bu nizamlar, bu kanunlar, bu intizamlar, hep bir kast, bir irade, bir hikmetten çıkıyor. Evet, mesela Habib’in gözünde yerleşen bir zerrenin, unsur-u havadan veya unsur-u türabdan o garip, acip tavırlarda, inkılaplarda yaptığı muntazam hareketinden anlaşılır ki, o zerre, toprakta iken Habib’in gözüne tayin edilmiş ve bir memur gibi mahall-i memuriyetine muntazaman i’zam kılınmıştır (yükseltilmiştir). (İ.İCAZ, H.Mukattat)

*göz ve beyindeki acib vazifeleri gören bir zerre (ŞUALAR, 15.Şua)

İnsana verilen organlara ve duygulara ayrı ayrı görevler yüklenmiştir. Yakın komşuluk içinde bulunsalar bile birbirinin yaptığı vazifeleri yapamazlar.

*Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali, gaflet zamanında letâifle havâssın hükümlerini, iltibasla birbirine benzetir, tefrik edemez. Meselâ, elle gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun, yüksekte gözüyle gördüğü birşeyi almak için elini uzatıyor. El gözün komşusu olduğu münasebetle, onun yaptığı işi el de yapabilir zanneder. (M. NURİYE, Habbe)

Gözün görme işlevi aynı zamanda Allah’ın evrendeki işleri kolayca nasıl yaptığını anlatan en güzel bir örnektir. Ve Kamer suresinde bunu açıklar: “Bizim birşeyi yapmamız, gözün bir bakışı gibi kolay ve sür’atli tek bir emirledir.” (Kamer, 50)(M. NURİYE, 10.Risale)

Göz ve kulak insanın 2 önemli organıdır. Onlara iyi bakmak, incelemek gerekir. Yunus suresi 31. Ayette “Kimdir kulak ve gözler yaratıp size veren?” denerek insanların dikkati çekilir.

“Sizin âzâlarınız içinde en kıymettar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir? Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? Bu latîf kıymettar göz ve kulağı verecek, ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip terbiye eden O’ dur. Bunları size vermiştir. Öyle ise, yalnız Rab O’dur; Ma’bud da O olabilir.”(SÖZLER, 25.Söz)

*merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tezâhür eden âyât-ı Rabbâniyeyi ve acâib-i san’at-ı İlâhiyeyi (SÖZLER, 25.Söz) keşfeden insan bahtiyar insandır.

*gözün açılmasıyla eşyayı görmemek mümkün değildir. Fakat mesmuatı dinlemekte veya hatıratı tahattur etmekte bu ıztırar yoktur. (İ.İcaz, H.Mukattat)

İnsan, gözünü kendi iradesiyle istediği yere çevirip bakar. Çevredeki ilahi sanatlara bakıp lezzet de alabilir, nefsin hoşuna gidecek geçici güzellikler ve manzaralara bakıp nefsinin hizmetkârı gibi de kullanabilir. Yani göz, insanın iradesine bağlı olarak baktığı şeylere göre değer kazanır. Haram şeylere de bakabilir, helale de. Önemli olan güzel bakmaktır, güzel görmektir, gözüyle evrendeki sırları anlayabilmektir, sırları saklayan perdeleri kaldırabilmektir.

Evreni dolduran varlıklar çıplak gözle görülenlerin dışında çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük veya çok uzakta olabilirler. Mikroskoplarla küçük varlıkları, teleskoplarla ise büyük gök cisimlerini görmek mümkündür. Çiçekten çiçeğe uçan arılar gibi bu aletlerle gözümüz de her yere konup oradaki sanatları hayranlık ve huşu içinde gözleyebilir. İntizamı, düzeni, hassas ölçüleri akıl gözüyle de görür. Evrendeki sırları açan bir kapı olur. Buradaki görüntüler sonunda onu kalbine de ayna tutar ve kalb gözüyle de görmeyi sağlayabilir.

*Meselâ, göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvat derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesâbına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübârek bir arısı derecesine çıkar.(SÖZLER,6.Söz)

*göz, kalbin ayinesidir. (İ.İCAZ, H.Mukattat)

*göz kalbin aynasıdır. Kalbin muzmeratı gözde görünür. (İ.İCAZ, Münafıklar bahsi)

*Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvat nerede, kütüphâne-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? (SÖZLER,6.Söz)

*Meselâ göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemal gibi kıymettar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misilli (ŞUALAR, 7.Şua)

*Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.(MEKTUBAT, Hakikat çekirdekleri)

*Biz gözümüzü açtıkça, kâinat yüzüne nazarımızı saldırdıkça, en evvel gözümüze ilişen, âmm ve mükemmel bir nizamdır ve şamil, hassas bir mizandır. Görüyoruz, herşey dakik bir nizamla, hassas bir mizan ve ölçü içindedir. (MEKTUBAT, 20.Mektup)

*Sadi-i Şirazî’nin dediği gibi, “Uyanık ve zeki gözler nazarında, her yaprak Allah’ın marifetine dair bir delildir”.(MEKTUBAT, 26.Mektup)

*İşte bu hakikati kulağımla değil, gözümle işitiyordum. (LEMALAR, 26.Lema)

Göz ruhun aynasıdır ama eğer ruhlar bozulmuş ve fıtratla pis olmuşsa, haram yolda kullanılmışsa gerçekleri göremez. O göz görse de manen kördür.

*mânen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. (B.LAHİKASI)

*Basar masnuatı görüp de, basiret Sanii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Saniin manen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdanındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan, meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illa, Saniin inkarı, basarın şuhudunu inkardan daha ziyade münkerdir. (M.NURİYE, 10.Risale)

*bozulmuş olan ruhlarının gözünden o nizam tesettür edip görünmediği gibi, pis fıtratlarıyla (İ.İCAZ)

İnsanlar gözleriyle tabiatta cereyan eden olayları gözleyebilirler. Gözün görmediği şeyleri de akıl gözüyle görebilirler.

*göze görünmezden evvel akla görünen garip ve yeni hakikatlere (İ.İCAZ, H.Mukattat)

*Evet hudûs hakikati kâinatı istilâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, herbirisinin hadsiz efradı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinat hükmünde olan yüz bin nevi nebatat ve küçücük hayvanat, o âlemle beraber vefat ederler. Fakat o kadar intizamla bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine medar olan ve rahmet ve hikmetin mucizeleri, kudret ve ilmin harikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a’mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek Hafîz-ı Zülcelâlin himayesi altında, hikmetine emanet eder, sonra vefat ederler. Ve bahar mevsiminde, Haşr-i âzamın yüz bin misali ve nümune ve delilleri hükmünde olarak, o vefat eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihya ve diriliyorlar. (ŞUALAR, 7.ŞUA)

*Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;

*İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi, (ŞUALAR, 11.Şua)

Gözün gördüğü gerçekleri akıl gözü de bazen görmez, insanı hayrette bırakır.

*Senin yüzün, veçhin o kadar küçüklüğüyle beraber, geçmiş ve gelecek bütün insanların adedince kendisini onlardan ayıran ve tarif eden nişan ve alametleri havi olduğu gibi, yüzünü teşkil eden esas ve erkanında da bütün insanlar ittifaktadır. Bütün insanlarda, biri tevafuk, diğeri tehalüf olmak üzere iki cihet vardır. Tehalüf ciheti Saniin muhtar olduğuna, tevafuk ciheti ise Saniin Vahid-i Ehad olduğuna delalet ederler. Bu iki cihetin bir Kasıdın kasdıyla, bir Muhtarın ihtiyarıyla, bir Müridin iradesiyle, bir Alimin ilmiyle olmadığını tevehhüm etmek, muhalatın en acibidir. Fesübhanallah! Yüzün o küçük sayfasında nasıl gayr-ı mütenahi nişanlar derc edilmiştir ki, gözle okunur da nazarla, yani akılla görünmez. (M.NURİYE, Zerre)

Akıl gözüyle göremediklerini de maneviyata açılan kalp gözüyle yani iman gözüyle veya gözlüğüyle görürler. Gaflet gözlüğü veya felsefe gözlüğü takılırsa bu gerçekler görülmez.

*”Gözleri üzerinde bir perde vardır. (Bakara Sûresi: 7.)”Bu cümle ile rüyete, yani göze ait büyük bir nimet-i basariyenin küfürle kaybolduğuna işaret edilmiştir. Zira, gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavileşirse, bütün kainat gül ve reyhanlarla müzeyyen bir cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, balarısı gibi, bütün kainat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi usare ve şıralarından vicdanda o tatlı imanlı balları yapar. Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa, dünya, genişliğiyle beraber bir hapishane şekline girer. Bütün hakaik-i kevniye, nazarından gizlenir. Kainat ondan tevahhuş eder. Kalbi ahzan ve ekdar ile dolar. (İ. İCAZ, H.Mukattat)

*Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vakta ki su-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sari hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın. Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vakta ki su-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sari hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın. (İ. İCAZ, H.Mukattat)

*Kalb ile basarın taalluk ettikleri şeyler mütehalif, yolları mütebayin, delilleri mütefavit, talim ve telkin edicileri mütenevvidir. Sem’ ise, kalb ve basarın hilafına, masdardır. İşittiren ferttir. Cemaatin işittikleri, ferttir. İşiten fert, fert olur. Bunun için müfred olarak iki cem’in arasına düşmüştür. (İ. İCAZ, H.Mukattat)

*basar ile görünen delillerin sabit olduklarına, kalb veya sem’ ile alınan deliller ise müteceddit ve gayr-ı sabit olduklarına (İ. İCAZ, H.Mukattat)

*kalbdeki İmân gözüne görünür (ŞUALAR, 7.Şua)

*kalbinin gözüyle, (M.NURİYE, Zühre)

*geceyle gündüz arasında latif bir perde var ki, gözün kapanmasıyla gece olup, açılmasıyla gündüz olduğu gibi; nefsin alem-i maneviyata gözü kapanırsa ebedi bir gece içinde kalır, gözü maneviyata açılırsa neharı inkişaf eder.(M. NURİYE, Şemme)

*Felsefe, herşeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür. (ŞUALAR, 29.Lema’dan 2. Baba)

*akılları kör gözlerinde bulunan maddiyyun taifesi (İ. İCAZ)

 Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. (M. NURİYE, 10.Risale)

*şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden filozoflar, hakkın esrarını, Kur’an nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. (M.NURİYE, Şule)

*Evet, siyah bir gözlüğü takan adam herşeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basiret gözü de nifakla perdelenirse ve kalb küfürle peçelenirse, bütün eşya çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kainata karşı bir buğz ve bir adavete sebep olur. (İ.İCAZ, Münafıklar bahsi)

Göz, güzel bakıp güzel gördüğü gibi kötü bakıp günahın da bir aracı olabilir. Onu bu yoldan alıkoyacak insanın kendi iradesidir.

*dünyada gözüyle, kulağıyla, kalbiyle, eliyle, aklıyla, ve hâkezâ, bütün cihazatıyla günahlar işlemiş(MEKTUBAT, 28.Mektup)

*gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek (MEKTUBAT, 29.Mektup)

Bazı insanların gözünde insanı sihir altına alan bir manyetizma özelliği olabilir. Manyetik enerji, en çok gözlerden ve ellerden yayıldığı kabul edilen bir enerji türüdür. Bediüzzaman kendisinin de buna şahit olduğunu anlatır:

*Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim. (ŞUALAR, 5.Şua)

Göz, dünyanın en güzel şeylerini görür, kulak en tatlı söz ve nağmeleri duyar,  güzellikleri hisseder. Akıl çevredeki başka güzellikleri anlar. Herbir duyguyla hissedilen güzellikler, birbirinden çok ayrı güzelliklerdir. Kalbin, ruhun ve diğer duyguların hissettikleri güzellikler ise daha ayrı güzelliklerdir.

*güzelliğin bütün merâtibini fark eden insan gözü(SÖZLER, 23.Söz)

*göz ile görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler, inâyetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir.(SÖZLER, 10.Söz)

*gözümüzün önünde bu hakîmâne, hafîzâne, müdebbirâne, mürebbiyâne, latîfâne şu işi yapan O’dur .(SÖZLER, 10.Söz)

*gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmûa-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem(SÖZLER, 13.Söz)

*gözünü aç, kafa fenerini bırak(SÖZLER,15.Söz)

*Başını kaldır, gözünü aç, şu kâinat kitâb-ı kebîrine bir bak. Göreceksin ki, o kâinatın heyet-i mecmûası üstünde, büyüklüğü nisbetinde bir vuzuh ile hâtem-i Vahdet okunuyor.(SÖZLER, 22.Söz)

*Demek, bütün gözün gördüğü ne kadar antika makineler var, o gizli Zâtın birer sikkesi hükmündedirler. Belki birer dellâl, birer ilânnâme hükmündedirler. Lisân-ı halleriyle derler ki: “Biz öyle bir Zâtın sanatıyız ki, bütün bu âlemimizi, bizi yaptığı ve suhûletle icad ettiği gibi kolaylıkla yapabilir bir Zâttır.”(SÖZLER,22.Söz)

*Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gâyelerle müsmirdir; ve mevcudât, zerrelerden güneşlere kadar, vazifelerle muvazzaftır ve evâmir-i İlâhiyeye musahharlardır.(SÖZLER, 25.Söz)

*Göz önündeki bu hakîmâne, kerîmâne, rahîmâne, rezzâkâne terbiyeti ve bu acîb ve hârika ve mu’cize keyfiyeti ne ile izah edebilirsin? (SÖZLER, 33. Söz)

*göz sûretlerdeki güzellikleri ve âlem-i mubsırâtta güzel mu’cizât-ı kudretin envaını temâşâ eder. Vazifesi, nazar-ı ibretle Sâniine şükrandır. Nazara mahsus lezzet ve elem mâlûmdur, tarife hâcet yok.(SÖZLER, 32. Söz)

*gözlere kâinat bostanındaki mânevî çiçekleri toplayan şuâât-ı ayniye gibi zâhirî ve bâtınî bütün duyguların.(SÖZLER, 33. Söz)

*gözle görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler, inayetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir(ŞUALAR, 9.Şua)

*Bu kâinatta, gözle görünen hakîmâne ef’âlin ve basîrâne tasarrufatın şehadetiyle (ŞUALAR, 2.Şua)

*gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir. (ŞUALAR, 4.Şua)

Dünyada öyle insanlar bulunur ki hiç okula gitmemiştir, ilim tahsil etmemiştir, avamdır. Duyduklarını da tam anlayamazlar ve onlar için yalnız gördükleri, işittikleri vardır. Doğruya yanlışa öyle karar verirler. Kur’an onların anlayabileceği kadar basit, sade teşbihlerle, benzetmelerle onlara gerçekleri anlatır. Ama akılları gözlerine inmiş materyalistler bunlardan farklıdır, perdeler arkasında gizlenmiş gerçekleri kabul etmemek için her şeyi gözleriyle görürlerse kabul edeceklerini öne sürerler. Adeta akıllarını gözlerine indirmişler, manevi güzellikleri gözle görmeyi beklemektedirler. Hâlbuki onların birçoğu akıl gözüyle görülebilir. O da yetmezse kalp gözüyle görülür.

*yalnız gözü bulunan, kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına (MEKTUBAT, 19.Mektup)

*hem kesretli tabaka olan tabaka-i avam, gözüne daha ziyade itimad ettiği için, (MEKTUBAT, 28.Mektup)

*kırk tabakadan, yalnız gözüne itimad eden tabakasına karşı(MEKTUBAT, 28.Mektup)

*Gözlü tabakasıdır. Yani, âmi avamdan veyahut aklı gözüne inmiş maddiyunlar tabakasına(MEKTUBAT, 29.Mektup)

*akılları gözlerinde olan avâma ders veren fiildir.(MÜNAZARAT)

*Siz avâm olduğunuzdan hayâlinizle tefekkür, gözünüzle taakkul ettiğinizden, temsil size bürhân-ı nazarîden daha ziyâde muknîdir.(MÜNAZARAT)

*müteşabihat denilen Kur’an-ı Kerimin üslupları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avam-ı nasın gözüne bir dürbün veya numaralı birer gözlüktür. (İ.İCAZ, Nübüvvet hakkında)

*Çünkü gözleriyle gördükleri şeyler, onlarca bedahet derecesine girmekle, onun hilafı onlarca muhaldir.(İ.İCAZ, Nübüvvet hakkında)

*en âmî adam, göz kulakla diyecek (SÖZLER, Lemaat)

*İkinci tabaka: Gözlü tabakasıdır. Yani, âmi avamdan veyahut aklı gözüne inmiş maddiyunlar tabakasına (MEKTUBAT, 29.Mektup)

*Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür.(MEKTUBAT, Hakikat çekirdekleri)

*Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatı göremez. (MUHAKEMAT)

Dr. Selçuk Eskibuçuk

:)

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*