Bayramlarda Ne Yapılır?

İslam’ın en güzel yanlarından birisi de insan fıtratında bulunan bütün özellikleri dikkate alıp fıtratın ihtiyacını tam anlamıyla karşılayabilmesidir.

İnsanın fıtratında sevinme, rahatlama, mutluluğunu insanlarla paylaşma özelliği vardır. İnsanın “nasıl sevindiği”, “sevinince neler yaptığı” onun kişiliğini ortaya koyar.
Çoğu insan fıtratında var olan bu özelliğini “şımarıklık”, “kibirlenme”, “yoldan çıkma”, “günaha girme” şeklinde ortaya koyar. İnsanların nasıl sevindiklerine bir bakın bunu görürsünüz.

Yılbaşlarında insanların nasıl çılgınca sevinç gösterisi yaptığını görüyor musunuz? Havayi fişek gösterileri, bira ve içki kadehleri, çılgınca eğlenmeler, sarhoş olmalar…

Yabancı kültürlerin festival ve bayramlarına bir bakın…. Cadılar bayramı, boğa güreşleri, domates savaşı festivali vb.

Gayr-i meşru ne kadar unsur varsa insanlar sevinçlerini o şekilde ortaya koyuyorlar… Çıplaklık, sarhoşluk, israf.

Peki İslam ne yapıyor?

Fıtratta var olan sevinme güdüsünü yok saymıyor. Ama bu sevinme güdüsünü tüm ümmet bazına öyle iki bayramla yayıyor ki…
İki büyük ve zor ibadetin ardına yerleştirilmiş iki bayram. İlki Ramazan bayramı. Bir ay boyunca oruç tutulmuş, nefse karşı savaş verilmiş ve bir ay sonunda galibiyet kutlanıyor.

İkincisi kurban bayramı. İslam’ın beş şartından ve en zor ibadetlerinden biri olan hac bitirilmiş. Hacca gidemeyenler de hacıların sevincine kurban keserek ortak olmuş.

Her iki bayramın ortak özelliği ne? Bu iki bayramda “çılgınca sevinme”, “kendinden geçme”, “nefsanî isteklere boyun eğme” var mı?

Elbette hayır!

Ne var bizim bayramlarımızda?

a) Her iki bayram da önce Allah hatırlanıyor; çünkü her ikisi de ibadetle donatılmış. Bu sebeple her iki bayram da Allah’a kulluğun simgesi olan namaz ile başlıyor. Her iki bayramda da tekbir getirmek sünnet, kurban bayramında teşrik tekbirleri namazlardan sonra ayrıca vacip.

b) Her iki bayramda da fakirler başrolde. Ramazan bayramında “fıtır sadakası / fitre”, kurban bayramında ise kurban etlerini fakirlere dağıtma. Toplumsal sevince herkesin katılması isteniyor. Hiç kimse bu sevincin dışında kalmasın isteniyor. Hiç kimsenin boynu bükük kalmasın diye tedbir alınmış.

c) Her iki bayramda da akrabalık bağları, sıla-i rahim başrolde… Akrabaların aranıp sorulması isteniyor.

d) Her iki bayramda da dargınların barışmasına büyük önem verilmiş.
Bir İslam’ın bayramlarına bakın, bir de diğer kültürlerin bayram ve festivallerine bakın.

BAYRAMI MÜSLÜMANCA GEÇİRMEK İÇİN NE YAPMAK GEREKİR?

1. Arefeyi bayrama bağlayan geceyi ibadetle geçirmek mendup / müstehaptır.
Özellikle Ramazan ayında Arefe gecesinde teravih namazının olmaması sebebiyle insanlar bir aylık “ibadet yoğun” zaman diliminden sonra gaflete kapılır. Bu sebeple her iki arefe gününün akşamında (yani bayram gecesinde) ibadet etmek teşvik edilmiştir.

Bir rivayette şöyle denilmiştir:

“Kim, iki bayram gecesini ibadetle geçirirse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmemiş olur.” (Nevevî, el-Ezkâr, s. 1717)Bu hadis her ne kadar zayıf olsa da amellerin fazileti konusunda olduğundan bununla amel edilebilir.

2. Bayram namazına gitmeden önce gusletmek sünnettir.

3. Bayram namazına giderken en güzel elbiselerini giymek, dişlerini fırçalamak, güzel koku sürünmek.

4. Tekbir getirmek.

İnsanlar bayram namazına giderken, namaz yerinde iken, tekbir getirirler. Kurban bayramında tekbirlerin sesli getirilmesinin sünnet olduğu ittifakla kabul edilmiştir. Ramazan bayramında ise Ebu Hanife’ye göre tekbirler sessizce getirilir.

5. Bayram namazını kılmak.

Bayram namazı Hanefîlere göre vâcip, Hanbelîlere göre farz-ı kifâye, Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise sünnet-i müekkededir.

6. Tebrikleşmek

Müslümanların birbirinin bayramını tebrik etmeleri güzel bir davranıştır. Bu konuda muayyen bir ifade söz konusu değildir. Mesela sahabe bayram günü karşılaştıklarında “Allah bizden ve sizden kabul etsin” ifadesini söylerdi. Günümüzde örfümüzde “bayramınız mübârek olsun” ifadesi yaygın olarak kullanılmaktadır.

7. Yakınları ziyaret etmek

Özellikle sıla-i rahim yapmak, arkadaş ve dostların birbirini ziyaret etmesi güzel bir davranıştır.

8. Müzik söylemek – dinlemek, oyun oynamakÖzellikle bayram günlerinde -ilgili şartlara riayet etmek kaydıyla- müzik söylemek, dinlemek meşrudur.

Buharî’nin rivayet ettiğine göre Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“Resulullah yanıma geldi. Yanımda iki tane cariye Buâs savaşı ile ilgili şarkılar söylüyorlardı. Hz. Peygamber döşeğe yattı, arkasını döndü. Sonra [babam] Ebubekir geldi ve beni azarlayarak “Allah’ın peygamberinin yanında şeytanın borazanları ötüyor öyle mi?” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona şöyle dedi: “Bırak onları ey Ebubekir. Her toplumun bir bayramı vardır, bugün de bizim bayramımız.” (Buhârî, Fezâilü’s-sahabe, 75)

Yine bir bayram gününde Habeşistan’dan gelen bir grup mescidde savaş oyunu oynamışlar ve Hz. Âişe de bunu seyretmiştir. (Buhârî, Cihad ve’s-siyer, 80)

Son olarak şunu hatırlatmak gerekir:
Karşılıklı ziyaretleşme, tebrikleşme, müzik dinleme gibi şeyleri yaparken dinimizin koyduğu kırmızı çizgileri aşmamak, meşrû ölçülere riayet etmek gerekir. Bu kapsamda bayram tebriklerinde tutma, sarılma, öpme gibi şeylerde harama düşmekten uzak durmak gerekir.

Bizleri müslüman olarak yaratan ve bizlere bu bayramları bahşeden Rabbimize hamdolsun. Dünyanın her yanındaki müslüman kardeşimizin yüzünün güleceği daha güzel bayramları görmeyi nasip eylesin. Bizleri cennetteki sonsuz bayrama da nâil eylesin.

Soner Duman /30.Ramazan.1439/14.06.2018/
Perşembe)

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*