Ataullah İskenderi – Gelinlik Tacı (Nefisle Mücadelenin İlacı) ”Alıntılar”

Kul tarafından işlenen günah, kişinin kalbini karartır.

Günah, kalın siyah bir duman çıkaran ateşe benzer. O ateş ve o duman bir evde bu şekilde yetmiş sene yanıp tütse, evin içi kararıp karanlığa dönüşmez mi? Günahla kararan kalp de böyledir.

Öyle bir kalp ancak tövbeyle temizlenebilir.

Kişilikte zaaf, kalpte karalık ve Allah ile kul arasındaki kat kat perdelenmeler, günahın tabiî sonuçlarıdır.

Bununla beraber, tövbe edip Allah’a yönelirsen, günahın izleri kaybolur ve Peygamberimiz aleyhisselâmın izince gitmekte gevşeklik göstermediğin sürece de artık gaflet seni altedemez.(Sayfa 13)

———————————————————————————————————————————————————————-

Allah arayışının basamaklarından ilki tövbedir ve onsuz hiçbir ibadetin değeri ve geçerliliği yoktur.

Bir günah işleyen kulun hâli ocaktaki ateşin üzerine konan yeni toprak bir tencereye benzer. Bir saat sonra o toprak tencerenin altı kapkara kesilir.

Eğer altı hemen yıkanırsa, o karalık kaybolur.

Fakat defalarca ocağa konursa, o karalık silinmez hâle gelir ve ne kadar ylkarsan yıka kâr etmez, artık o toprak tencere kırılıp parçalanmadan o kara oradan çıkmaz.

Tövbe, kalbin karalığını gideren ve makbul ameller yaptıran şeydir.

Allah’ın rızasının hoş kokusu tövbede bulunur.(Sayfa 17)

———————————————————————————————————————————————————————-

Tövbe eden kazançlı çıkar, tövbe etmeyense kaybedenlerden olur.

Sen “Sık sık tövbe ediyor, fakat tövbemi bozuyorum!” diyerek ümitsizliğe kapılma! Çünkü hasta bir nefeslik bile canı kaldıkça hep kurtulup şifa bulmayı umar.

Kul her ne zaman tövbe etse, onun cennetteki yeri bundan sevinç duyar, ayrıca gökler, yer ve Allah Resulü sallallâhü aleyhi ve sellem de sevinir.

Allah Teâlâ seven kimseden değil de, sevdiği kimseden razı olur.

Sevenle sevilen arasındaki fark çok büyüktür.

Velinimeti olan Yüce Allah’ın lütuflarını bilip de O’na isyan eden ve günahta ısrar eden kul, ne nankör bir kuldur!

O’na itaatsizlik eden kişi, O’nun ihsanını hakkıyla bilmiyor ve O’na aldırmayan kimse, O’nun büyüklüğünü tanımıyor demektir.(Sayfa 18)

———————————————————————————————————————————————————————-

Kalp, ibadet suyuyla sulanan bir ağaç, meyveleri ise sezgi ve idraktir.

Gözün meyvesiyse, olup biteni değerlendirip ibret almadır.

Kulağın meyvesi, Kur’ân’ı dinlemektir.

Dilin meyvesi, Allah’ı zikretmek.

El ve ayakların meyveleri de hayrı yapmaya yönelmektir.

Kalp susuz kalıp kurursa, meyveleri yok olur.

Şu hâlde senin kalbin çoraklaşmışsa, bol bol zikir yap! “İyileşinceye kadar tedavi olmayacağım!” diyen hasta gibi olma! Çünkü ona “Tedavi olmadıkça sen iyileşemezsin ki!” denecektir.(Sayfa 21)

———————————————————————————————————————————————————————-

Nefisle mücadele insana haz vermez,aksine sadece dişlerini sıktırır. Öyleyse dişini sıkarak onunla mücadele et! Aslında büyük cihad budur!

Bil ki yavrusunu kaybeden annenin ne sevinci olur, ne de bayramı! Bayramı sadece nefsini yenen yapar! Gerçek saadeti de ancak kemale eren tadar! Manastırdaki bir rahibe sorarlar:

“Ey râhip, bu insanların bayramı ne gün?”
Cevap verir: “Affedildikleri gün!”(sayfa 23)

———————————————————————————————————————————————————————-

Sen vakitlerini bir leşin etrafında dönüp duran sonra da üzerine atılan akbabalar gibi habire günah işlemekle geçiriyorsun.

Bedeni minnacık, fakat iradesi sapasağlam balarısı gibi olsana! Enfes polenleri devşirir de, leziz bir yiyecek üretir.

Acı ve ıstırap girdabında debelenip durduğun yetsin artık! Haydi, Allah aşkının enginine dal!

Bu hakikat senin yolunu aydınlatsın!(Sayfa 25)

———————————————————————————————————————————————————————-

Senin sinende yatan nefsine çok dikkat et.’ Çünkü seni mahveden odur.

Şeytan bile Ramazan ayında oruçlulardan kaçıp uzaklaşırken, nefsin sen ölünceye kadar yanından hiç ayrılmaz!

Gerçekten de şeytan ve yardımcıları o ay boyunca zincire vurulurken, o mübarek ayda bazı insanların adam öldürdüklerini, bazılarınınsa hırsızlık ettiklerini görürüz. Bütün bunlar nefsin işidir.

O hâlde nefsin günaha eğilim duyduğunda, ona ilâhî cezayı ve günahın insanı Allah’tan uzaklaştırdığını hatırlat! Balın zehirli ve zehrin de sonucunun ne olduğunu bilince insan hiç kalkar da o balı yer mi? İşte bu yüzden Peygamberimiz aleyhisselâm şu uyarıda bulunur:

Bu dünyanın acı bir zevki vardır
Bu dünya tiksindirici bir leştir.(Sayfa 26)

———————————————————————————————————————————————————————-

Allah’ın cemalini müşahede etmekten seni alıkoyan, O’nun koyduğu sınırlara olan saygısızlığın ve şu varlık dünyasına verdiğin aşırı önemdir!

Çocuğun itaatsizlik ederse, onu Allah’ın buyruklarını hatırlatarak ikna et ve onunla olan bağlarını koparma! Fakat Allah’a karşı gelmekten sakınıp vazgeçmesi için ona soğuk davran!

Günahkâr müminin yapıp ettiklerine karşı herkes şöyle veya böyle karışır. Kimi onun kusurlarını ortalığa yayar, kimi onunla alay eder ve bütün bunlara yapmakla hepsi de yanlış yol izlemiş olur.

Günahkâr mümin aslında güç bir durumdadır. Onu tedavi veya ıslah etmek için, yaramaz bir çocuğa karşı takınılacak şu hâli uygulamak gerekir: Dışarıdan ona karşı soğuk davranmalı ve içerden de ona acıyıp şefkat göstermeli, bu arada da onun için ve gıyabında Allah’a (onu ıslah etmesi için) yalvarıp yakarmak.

Bu dünyaya bağlanıp kalmış insanlara verilen imkânlardan dolayı kendilerine imrenmen ve zihnini onların ellerindekilerle meşgul etmen, cahillik ve gâfîllik olarak sana yeter!(Sayfa 28)

———————————————————————————————————————————————————————-

Gözlerine perde inince (katarakt olunca), hemen onları tedavi etmeye çalışırsın!

Gözlerin öyle bir duruma gelmişse, şu dünyanın zevklerini tattığım içindir. Sen o zevklerden bir an bile mahrum kalmamak için de hemen tedavi olmak istersin!

İyi de, senin kalp gözün kırk yıldır perdeli ve sen onun tedavisiyle hiç ilgilenmiyorsun.

(Sayfa 29)

———————————————————————————————————————————————————————-

Bir kişinin aklını ve zekasını ölçmek istediğinde,ona dikkat et,eğer sen ona birinden bahsettiğinde,kalkar da o kimsenin kusurlarını sayıp döker ve sonunda “Sen bana ondan hiç bahsetme, o şunu ve bunu yapmış biridir!” derse, bil ki o kişinin gönlü haraptır ve onda hiçbir marifet (irfan) yoktur!

Buna karşılık, o sana onu iyi yönleriyle tanıtır ve yanlışlarından söz edildiğinde olup bitenin iyi yanını görmeyi dener ve “Belki yanılmıştır veya bir mazereti vardır yahut da o davranış ona uymaz!” derse, bil ki onun gönlü ölü değil diridir!

Çünkü mümin, müslüman kardeşinin şeref ve haysiyetini koruyacak şekilde hareket eden kimsedir!(Sayfa 29)

———————————————————————————————————————————————————————-

Yolculuk tarihinin yaklaştığını bilen, erzak biriktirmede acele eder.

Başkasının cömertliğinin kendisine (öte âlemde) hiçbir yararının dokunmayacağını bilen, kendisi (bu âlemde) cömert olmaya gayret eder.

Hesap kitap yapamadan harcayan kişi, sonunda farkına varmadan servetini kaybeder.

Vekil tayin ettiği kişinin dürüst olmadığını sonradan anlayan kişi, onu görevinden azleder.

Nefsine karşı sen de öyle davran! Çünkü onun sana ihanet ettiğini daha önce gördün, öyleyse onu saf dışı bırak ve yolunu kes!

Kendinde kusurlar, ihtiraslar, gaflet bulursan, sebebi sensin!

Buna karşılık kendinde sebat, Allah korkusu ve zühd gözlemlersen, (bil ki o da)Allah’ın lütfundandır!(Sayfa 31)

———————————————————————————————————————————————————————-

Altın ve gümüş bağışlayıcılar çoktur, ama hayatlarını bağışlayanlar nadirdir.

Ahmak o kimsedir ki çocuğunun ölümüne ağlar da, Yüce Allah’tan kendisine verilip de elinden kaçırdığı şeylere hiç ağlamaz!

Onun bu hâli şunu demek olur.

“Ben bana Rabbimden yüz çevirten şeylerin elimden gidişine ağlıyorum!”

Hâlbuki onun bu kaybedişten memnun olması ve onu Rabbinin armağanı olarak görmesi gerekir, çünkü Allah ondan kendisini Rabbinden yüz çevirtip uzaklaştıran şeyleri çekip almıştır!(Sayfa 33)

———————————————————————————————————————————————————————-

Şeyh Ebu Hasan eş-Şâzelî hazretlerinin şu öğüdü aktarılır:

“Nefsini namaza teşvik et ve onu namazla güzelleştir! Eğer nefsin dünya haz ve zevklerinden vazgeçiyorsa, sen sâlih kullardansın! Değilse, yan ve ağla hâline! Eğer sen namaz kılmada ayak sürüyorsan (sorarım sana): Sen hiç sevgilisiyle buluşmak istemeyen bir âşık gördün mü?”(sayfa 36)

———————————————————————————————————————————————————————-

Biri seninle arkadaş olduğunda, bir veya iki günün ardından bakar ki senin arkadaşlığından bir fayda yok, seni bırakır ve gider bir başkasıyla arkadaş olur.

Sense nefsimle, ondan sana hiçbir fayda olmadığını gördüğün hâlde kırk yıldır arkadaşlık ediyorsun! Artık ona de ki:

“Ey nefsim!

Allah’ı hoşnut etmeye, O’nun rızasını kazanmaya yönel! Geçici arzu ve heveslerini tatmin ederken onca yıl geçirdin! O boş heveslerin yerini Allah’a ibadetle geçir! Konuşup durmayı süküt etmekle telâfî et!(Sayfa 42)

———————————————————————————————————————————————————————-

Kalp, göze benzer. Gözün tamamı görmez, gören kısım sadece gözbebeğidir. Aynı şekilde “kalp” denilen şey de, bedenin bir parçası değil, Allah’ın oraya koyduğu ve insanın onun sayesinde sezip idrak ettiği latif bir unsurdur.

Allah kalbi vücudun sol tarafına bir kova misali asmıştır. Şehvet esintisi onun üstüne doğru estiğinde, harekete geçer, takvâ meltemiyle kaışılaştığında da aynı hareketlenme görülür.

Ona bazen şehvet, bazen de takvâ hâkim olur.

Böylece de Allah sana hem kahrını, hem de lütfunu hissettirir.

Takvâ meltemi kalbine egemen olursa, senin övülmen içindir, şehvet esintisi kalbine galip gelirse, o da senin yerildiğindendir.

Kalp, evin tavanına benzer. Hiç tavan altında ateş yakılır mı? Duman yükselir ve tavanı karartır.

Şehvet dumanı da aynen öyledir. Bedene şehvet egemen olunca, onun dumanı yükselir ve kalbi karartır.(Sayfa 52)

———————————————————————————————————————————————————————-

Nehrin tam ortasında olasın da susuz olasın, mümkün mü?

Sen Allah ile baş başasın ve O’nunla nasıl birlikte olabilirim diye soruyorsun!

Kullar sanki doyuncaya kadar yemeden ve kanıncaya kadar içmeden âhirete eremeyeceklermiş gibi davranıyorlar‘. Sanki onlara “İşte âhirete ulaşmanın yolu bu!” denilmiş!

Sen nefsine ne kadar da az değer veriyorsun! Eğer senin gözünde onun bir değeri olsaydı, Allah’ın azabına onu böyle atıvermezdin! Ama dünyalık arama ve dünyalığı yığmada o ne kadar da değerli, değil mi?!(Sayfa 55)

———————————————————————————————————————————————————————-

Asıl kaygılanıp üzülecek şeylere aldanmayıp da önemsiz konularda endişeye kapılman, cahillik olarak sana yeter de artar! Kaygılanacaksan şunlara kaygılan:

Mümin olarak mı öleceksin kâfir olarak mı?

Cennete mi gideceksin, yoksa ebediyen yanacağın ve sonu olamayan cehennemi mi boylayacaksın?

Amel defterinin sağından mı yoksa solundan mı verilecek?

İşte bunları düşünerek endişe et!

Atıştıracağın bir iki lokmayı, yutacağın birkaç yudum suyu dert edinme!

Seni mülkünde çalıştıran kral seni beslemez mi?

Sen bir ziyafet evine çağrılasın da aç kalasın, mümkün mü?

Allah’a kulluk etmenin en iyi şekli, O’na tam anlamıyla güvenip bel bağlanandır, çünkü bu dünyada pasif (önemsiz) olman mahşer gününde öyle olmandan daha iyidir.

Öyleyse hayatını elekten geçirerek arındırmaya bak!(Sayfa 57)

———————————————————————————————————————————————————————-

Eşini kıskanıp da imanını kıskanmayacak kadar gâfil ve cahil olmayı bırak!

İnsanın kendisine saygısından ötürü eşini kıskanıp da, Allah’a saygısından ötürü kalbini kıskanmaması büyük ihanettir!

Sana ait olanı koruyabiliyorsun, Allah’a ait olanı niçin koruyamıyorsun?(Sayfa 57)

———————————————————————————————————————————————————————-

Senin organların bir sürüdür, sen onların çobanısın, Allah da sahibidir.

Sen o sürüyü sahibini menmun etmek için bol otlu otlaklarda otlatırsan, sahibi senden memnun olur.

Buna karşılık sürüyü otu az çayırlarda otlatırsan, hayvanlar zayıflayıp bir deri bir kemik kalır, kurt da onlardan bir kısmını alır götürürse, sürü sahibinin cezalandırılmasıyla karşı karşıya kalırsın.

İsterse seni cezalandırır, isterse affeder.

Mükâfat seni cennete, ceza da seni cehenneme götürür.

Kısacası, sen organlarını O’nu memnun edecek şekilde kullanıyorsan, cennete giden yolda yürüyorsundur; değilse, cehenneme giden yolda ilerlemektesin.(Sayfa 71)

———————————————————————————————————————————————————————-

Allah’ın haklarını dikkate almadıkça, buyruklarını yerine getirip yasaklarından kaçarak O’nun koyduğu kurallara riayet etmedikçe, güzel ahlâk sahibi denilmeye lâyık biri olamazsın‘.

Nefsini yasaklardan uzak tutan ve Allah’ın haklarını gözeten kimse, işte odur güzel ahlâk sahibi insan! Allah’ın seni insanların karalamalarına maruz bırakması, seni kendisine döndürmek içindir. Sen günah işlemedikçe Allah katında bir değerin vardır,günah işlediğinde de artık hiçbir değerin kalmaz.(Sayfa 76)

———————————————————————————————————————————————————————-

Peygambérimiz aleyhisselâm su içtiğinde şöyle derdi:

Bunu tatlı yapan, rahmetiyle susuzluğumuzu gideren, günahlarımız yüzünden tuzlu
ve acı yapmayan Allah ’a hamd olsun!

Oysa Peygamberimiz aleyhisselâm günahsızdı, fakat o bunu alçakgönüllülüğünden dolayı ve bize de bir ders vermek için böyle dedi.

Çünkü “Sizin günahlarınız yüzünden!” de diyebilirdi.

Allah Resulü sallallâhü aleyhi ve sellemin hiçbir yemesi ve içmesi yoktur ki onlarla bize edep erkân öğretmemiş olsun!

Bu gereklilik olmasaydı, doğrudan doğruya yer, içer, geçerdi.

İşte o edepten dolayıdır ki ârif su içerken başını eğer ve şöyle diyerek gözyaşları döker:

“Bu, Allah’ın sevgisinin bir delilidir!”(Sayfa 76)

———————————————————————————————————————————————————————-

Kalbinin şifa bulmasını istiyorsan..
Tövbe sahrasına çık!
Gafletten Allah’ı sürekli karşında hissetme bilincine kavuş!

Nefsini alçaltma ve âcizleştirme elbisesi giyin! Kalbin düzelecektir.(Sayfa 83)

———————————————————————————————————————————————————————-

Bir ayna gibi varlıkların suretlerini yansıtıp duran kalp nasıl olur da ışıldayabilir?

Heves ve arzuların pençesindeki bir kalp Allah’a doğru nasıl kanatlanıp açılabilir?

Tam bir cünüplük demek olan gafletten arınmadıkça, nasıl olur da Allah’ın huzuruna çıkmayı umabilir?

Yanılma ve sürçmelerinden tövbe etmeden, ilâhî sırların inceliklerini kavramayı nasıl aklından geçirebilir? Her günahın, her gafletin ve her hatanın asıl sebebi, insanın kendinden hoşnut olmasıdır; her tâatin, her uyanıklığın, her iffetin esası da kendisinden hoşnut olmamaktır.

O varlıktan bu varlığa koşturup durmaktan vazgeç!

Bu durumda dibek taşını döndüren ve dönüp dolaşıp hep aynı noktaya gelen merkebe benzersin.

Varlıkları bırak da Var Edene taşın, çünkü:

Doğrusu son durak,

Rabbinin huzuru olacaktır! Necm, 53/42

———————————————————————————————————————————————————————-

Kim Allah ’tan korkarsa, Allah ona, bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Talâk, 65/2,3

Allah rahmet etsin, Şeyh Ebu’l-Abbas, işte bu âyet doğrultusunda, Allah’tan nasıl istekte bulunmak gerektiğini izah ediyordu: Kendisi günder dualarında “Bize şunu ver, bunu ver!” şeklinde niyaz ederken “Bize bu dünyada perde olmayacak, âhirette hesabı sorulmayacak ve bizim orada cezalandırılmamıza yol açmayacak rızık ver! Bizi hevâ ve hevesten, şehvetten ve nefsî hırslardan korunmuş olarak tevhid ve şeriat ilminin yaygısı üzerinde tut ” derdi.(Sayfa 97)

———————————————————————————————————————————————————————-

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir