Ariflerin Tevhidi

Ariflerin Tevhidi

Âlemin ezelî padişahı Cenâb-ı Allah, önce bize birliğini bildirdi. Allah teâlâ- nın bu hususta buyurduğu şöyledir: “İlâhınız bir tek Allah’tır. “Âlimler de şöyle buyurmuşlardır: “İlim üçtür: Muhkem âyetler, kesin farzlar ve bunların dışındakiler.

Hz. Peygamber buyurur: İlim üçtür:

Birincisi apaçık ayetler.

İkincisi kuvvetli farz,

Üçüncüsü sabit sünnet.

Bu üç ilmi bilen gerçekten büyük kişidir. Sonra Yüce Padişah Cenâb-ı Allah kullarına kendi varlığını bildirdi. Yüce Allah’ın sözüdür:

“… gökleri ve yeri yaratan .,.”

Sonra sıfatını bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: “Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah ‘indir.”

Sonra heybetini bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir.” Sonra ululuğunu bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“O, yücedir, büyüktür.”

Sonra üstünlüğünü bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… asıl üstünlük, ancak Allah ‘ın…”

Sonra büyüklüğünü bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.”

Sonra nimetini bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır! ” Sonra pişmanlığım bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.” Sonra iyiliğini bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah kullarına lütuf kârdır. ”

Sonra sevgisini bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin. ”

Sonra yardımını bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… üzerimize borç idi.”

Sonra paylaştırıcılığını bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık.” Sonra tevekkül etmeyi bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

” Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter.”

Sonra hikmetini bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… hikmet verilirse…”Sonra çok hayrı bildirdi. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“… bilmediklerinizi size öğreten…”

Sonra türlü türlü hikmetlerini bildirdi.Hepsine inanıp, şükredip, minnet duymak gerekir. Yahya b. Meâd der ki: Benim gönlüm, dünyadan ve ahi- retten üstündür. Zira dünya sıkıntı evidir, âhiret nimet evidir. Benim gön­lüm marifet evidir, öyle olunca marifet dünyadan ve ahiretten üstündür. Ve hem yedi kat gök vardır. İşte ten dahi yedi kattır: Et, damar, kan, sinir, kemik, ilik, kıl. Dünyada dört ateş vardır.

Birincisi taş ateşi: Allah teâlâ şöy­le buyurmuştur: “… yakıtı, insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sa­kının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.”

İkincisi ağaç ateşi, Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

” Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur.”

Üçüncüsü yıldırım ateşidir: “…gürültü ve yıldırımlar…”

Dördüncüsü cehennem ateşidir. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:”Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi …”

 

İnsana gelince, onda dört ateş vardır.

İlki, mide ateşi,

İkincisi, şehvet ateşi,

Üçüncüsü, soğukluk ateşi,

Dördüncüsü, muhabbet ateşi.

 

Ve yine bu dünyada dağlar var. Kemik başları dağlara benzer.

 

Ve yine dünyada boğucu yedi deniz vardır.

İlki gözdür, görmek sebebiyle boğar.

İkincisi dildir, söylemek sebebiyle boğar.

Üçüncüsü kulaktır, işitme­den dolayı boğar.

Dördüncüsü kursaktır, eritmekten dolayı boğar.

Beşinci­si karındır, içine alıp boğar.

Altıncısı meşakkattir, ölüm ile boğar.

Yedinci- si deliliktir, bu hâliyle boğar.

 

Ve yine dünyada ırmaklar var, gözyaşı ırmaklara benzer.

Ve hem dünyada köyler var. Âdemler köylere benzer.

Ve hem Dünya’da  dört su vardır:

 

Birincisi temiz su,

İkincisi acı su,

Üçüncüsü koyu su,

Dördün­cüsü yer suyudur.

 

İnsan vücûdunda dört çeşit su vardır.

İlki ağız suyu olup tatlıdır.

İkincisi göz suyudur, acıdır.

Üçüncüsü kulak su­yudur, pis kokar.

Dördüncüsü burun suyudur, koyudur.

 

Ve dünyada mü’min var ve kâfir var. İlham, mü’mine; vesvese, kâfire benzer.

 

Yine dünyada dört türlü rüzgâr vardır:

Birinci rüzgârın adı batı rüzgarıdır,

İkinci rüzgârın adı sabâ’dır.

Üçüncü rüzgârın adı güneydir.

Dördüncü rüzgârın adı kuzeydir.

 

Ancak tende dahi dört türlü rüzgâr vardır.

Birinci rüzgârın adı câzibdir, in­sanın yediğini kursağına sürer.

İkinci rüzgârın adı hâzimdir; insanın yediği kursakta bekler.

Üçüncü rüzgârın adı kassâmdır, yenen lokmayı parçalar.

Dördüncü rüzgârın adı dâfidir, yenen lokmanın kepeğini dışarı bırakır.

 

Gönül şehre benzer. Ten kaleye benzer. İçinin kalabalığı pazara benzer. Yürek, akciğer, öd, dalak dükkânlara benzer. Doğruluk (sıdk), kabullenme (ikrar), isbat, dileme (irâdet), perhiz (riyâzet), şevk, muhabbet, korku (havf). Kesin bilgi (yakîn), kumaşa benzer. Akıl iki tarafı da kesen kılıca benzer. Ve yine sermayede kazanç var, zarar var. İman sermayeye benzer. Ve yine Cenâb-ı Hakk’ın buyurduklarını yerine getirmek kâr etmeye benzer. İmânsız kalmak sermayeden zarar etmişe benzer. Müteâkiben akıl aya benzer, marifet güneşe benzer ilim yıldızlara benzer. Ve yine dünyada iki deniz var: Biri tatlı biri acı; birbi­rine karışmaz. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

“İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.”

 

Gözyaşı acı, gözbebeği yaşı tatlıdır. Eğer gözyaşı acı olmasa göz kokardı.

Ve eğer gözbebeği yaşı tatlı olmasa göz görmez olurdu.

 

Ve yine dünyada bulut ve yağmur var. Bundan dolayı tasa buluta benzer. Gözyaşı yağmura benzer. Ve yine gönül kuşa benzer. Kuş uçarken bazen şaşırır. Fakat gönül şaşırmaz. Zira gönül ile Allah arasında bir engel yoktur. Ve yine cennet içinde ırmaklar vardır. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: “İçinde ırmaklar vardır.” Ve yine padişah var, başında tacı, sırtında kaf­tanı var. Ferman, taht, ülke, halk vardır. Tevhîd tacdır, ibâdet gerdanlıktır, Müslümanlık kaftandır. Ferman, taht, ülke ve halk İslam’dır. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allâh katında din, Islâmdır,” Şimdi o halde ey can! Halk ve ülke, imanın fermanı, marifetin tahtıdır. Arif­ler, o taht üstünde oturup Cenab-ı Hakk’a dua ederler.

Bir kimse Hz. Ali’ye sordu: Ya Ali, taptığın Allah’ı görür müsün?

Hz. Ali şöyle cevap verdi:

—Görmesem tapar mıydım?

 

Ve yine cennette yemek var; ancak, küçük abdest ve büyük abdest yapmak yok. Çocuk ana rahminde yer içer, ama büyük abdest ve küçük abdest yap­maz. Dünyada âlimler var ki, kimisi fıkıh ve kimisi miras paylaştırma (ferâiz) ilmini bilirler. Şimdi sözü bırakmak yok. Ağız tatlı ve acıyı bilir. Gönül hoş olanı ve olmayanı bilir. Gönül ne hüküm verirse dil onu söyler.

 

Ve yine dünyada düşman var, savaş var. Nefis düşmandır. Nefise istediğini vermemek savaş etmek gibidir. Ve yine Yahudi, Hıristiyan var, muhalefet etmek var. O halde günahına boyun eğmek Yahudi olmaya benzer. Dinin emirlerine boyun eğmemek Hıristiyan olmaya benzer. Hak’tan dönmek haça tapmaya benzer. Aç gözlülük, muhalefet etmeye benzer. Oyalan­mak aslana benzer. Huysuzluk ayıya benzer. Şehvet ata benzer. Kız­mak, öfkelenmek yılana benzer. Minnet bilmemek hiçbir şeydir. Hz. Peygamber buyurdu:

Her şey bir şeydir; cahil hiç bir şey değildir.”

 

Yani cahil hiçbir şeyden değildir. Ve yine gönül, âlemin mutlak padişa­hı olan Tanrı’sının bakış yeridir. Gönül ile Allah arasında perde yoktur. Bu durumda şimdi mü’minlerin gönlü Kâbe’ye benzer. Kâbe’ye varan­lar ayakları ile yürürler. Gönül isteyenin yüzüstü sürünmesi gerekir. Onun için âşıklar yüzlerini yere sürerler. Ve yine Kâbe’de ihram giyerler. Hakkı batıldan ayırmak Kâbe’de ihram giymeye benzer. Yoldan taşları temizlemek Batın-ı Arafat’ta taş atmaya benzer. Geçmiş ömrümüz Safa’ya, kalan ömrümüz [Merve’ye] benzer. Pişman olmak, kalan ömrü­müzü Hakk’a kullukla geçirmek Safa ile Merve arasında [gidip gelmeye] benzer. Af dileyerek yürümek Kâbe’yi tavaf etmeye benzer.

Kâbe’ye varanların dört yerde tavafı vardır.

 

İlk önce sağında korku (havf) nuru tavafı vardır,

İkinci olarak solunda ümit (reca) nuru tavafı vardır.

Üçüncü olarak önünde muhabbet nuru tavafı vardır

Dördüncü olarak arkasında şevk nuru tavafı vardır.

 

Ve yine dünyada mezarlık vardır. Burun deliği mezara benzer. Burun deliği ikidir: Biri damağa, diğeri boğaza gider. Mezar da iki türlüdür. Biri cennete, diğeri cehenneme gider. Hz. Peygamber (a.s.) buyurdu:

” Kabir cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Talihli o kimsedir ki canını gafletten uyarır. Dünyada görünmezler var­dır. Bundan dolayı cennet, cehennem, arş, kürsî, levh, kalem, öküz, ba­lık: bunların adı söylenir ama görünmezler. Bunun gibi vücutta da us, akıl, anlama gücü, ilham, hidayet, fikir, endişe vardır, ama görünmez.

 

Ve hem dünyada öyle ağaç var ki başı gökte kökü yerdedir. Allah teâIâ şöyle buyurmuştur”…dalları gökte…”

Marifet ağacının başı tevhiddir. Özdeki îmândır. Kökü yakınlıktır. Kökü tevekkül, budakları kötülükleri nehiy, suyu korku ve ümit, yemişleri ilim, yeri mü’minlerin gönlüdür. Başı arşdan yukarıdır.

 

Ve hem gönlün Arap dilinde yedi ismi vardır. Her bir adının yetmiş mâ­nâsı vardır. O halde ey azizim! Kullar Tanrı’nın niteliğini bilmekte âciz­dir; adlarını bilirler. Kur’an içinde dört bin adı vardır. Vücutta dahi beş şey Allah’ın birliğine delildir.

 

İlki Cebrail’in Muhammed (a.s.)’a gelmesine,

İkincisi Muhammed (a.s.)’a yol açmasına,

Üçüncüsü Muhammed (a.s.)’ın faziletine,

Dördüncüsü yaradılmış şeylerin tekrar dirilmesine,

 Beşincisi Cenab-ı Hakk’ın varlığına.

 

Cenab-ı Hakk’ın zâhiri ve bâtını var. Zâhiri bu dünya, bâtını öbür dün­yâ. Ancak bu dünya sonunda harap olacaktır. Yüce Allah’ın sözüdür:

“Her canlı ölümü tadacaktır.” Bu ayetin mânâsı dünyâya yeter. Gök­ler karanlığı ile beraber (…) cennetimi nimetlerle doldurdum. Cehenne­mi zakkumlarla doldurdum. Allah’ın rahmetiyle andığı kul ne iyi ve ne güzel bir kuldur.

Ey ibretle bakan kullarım! Yere bakın saltanatımı görün. Dağlara ba­kın, yığınlarımı görün. Göğe bakın, nasıl döşediğimi görün. Kıyamete bakın heybetimi görün. Cennete bakın, nimetimi görün. Büyüklüğüme bakın gücümü görün. Kullarıma bakın, kaftanımı görün. Kur’an’a ba­kın fermanımı görün. İşaretime bakın, o yüce şanımı görün. Velilerime bakın, hâzinelerimi görün. Sîzleri sevdiğim için bunca güzel ikramlar verdim size. Yüce Allah’ın sözüdür:

“Andolsun biz, Âdem oğullarına çok ikram ettik.” Dünyada her neyi yarattımsa sîzlere verdim. Gökler örtünüz, yerler dö­şeğiniz, melekler hizmetçiniz, kirâmen kâtibîn melekleri yazıcınız, Kâ-be kıbleniz, Kur’an inandığınız, Muhammed (a.s.) şefaatçiniz, Âdem atanız, Havvâ ananız, bayram gününüz, Cuma günü ilacınız (tiryak). Kullarım, ben sizin affedici mevlânızım. Bunca sözü sizin için hazırladım. Arşdan Süreyya yıldızına de­ğin ne varsa hepsini size bildirdim. Beni ne zaman isterseniz isteyin bulur­sunuz.

Zira bedeninizde canınızdan yakınım. Elinizin tuttuğundan, gözü­nüzün gördüğünden ve ayağınızın yürüdüğünden yakınım. Yüce

Allah’ın sözüdür: Şu halde her kim kendini bilse bu bilgi gerçektir. Allah teâlâ şöy­le buyurmuştur:

” Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

O halde her kim kendini bilse bu ilimler gerçektir. Allah teâlâ şöyle buyur­muştur:

“..{Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun.”

 

Hâsılı kendini bilme meselesini kısaca anlatmış olalım. Gerçek canlara bukadar konuşma yeter. Doğrusunu Allah bilir.

——————–

Makalat Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

 

 

 

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*