An Olur,Bütün Yorgunluğuna Değer!

Bazen bir konuda elinizden geleni yapar, bütün çabanızı harcar ama bir türlü istediğiniz neticeyi alamazsınız. Tam bütün umutlarınız kırılmak üzereyken gerçekleşen ve o an önemsiz gibi duran tek bir şey belki de bütün çabanıza değer, bütün yorgunluğunuzu alır.

Peygamberimizin (s.a.v.) hayatındaki şu olay bana hep bu gerçeği hatırlatır:

Allah Resûlü’nün (s.a.v.) amcası Ebu Talib vefat edince Kureyşlilerin baskı ve tehditleri iyiden iyiye arttı. Bunun üzerine İslam’ı başka beldelerde yayma umuduyla Zeyd ile birlikte Tâif’e gitti. Tâifliler onun davetini kabul etmediği gibi ayak takımını ve köleleri Zeyd’in ve onun üzerine saldılar, taşlattılar.

Öyle büyük bir sıkıntı içindeydi ki sonunda Mekke’nin önde gelen müşriklerinden Rebîa’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe’nin hurma bahçesine sığınmak zorunda kaldılar. Utbe ve Şeybe, olan biteni uzaktan izlemiş ve bir an Peygamberimize acımışlardı. Köleleri olan Addas’a bir tabak üzüm verip “bunu şuradaki adama götür” dediler. Addas üzüm tabağını peygamberimize getirdi.

Peygamberimiz üzümü yemeden önce “bismillah” dedi. Addas şaşırarak “bizim burada insanlar bu ifadeyi bilmezler” dedi. Peygamberimiz ona “sen nerelisin?” diye sordu. Addas “Ninova’lıyım” dedi. Peygamberimiz “Hz. Yunus’un şehrindensin yani?” dedi. Bunun üzerine Addas “sen Yunus’u nereden biliyorsun?” dedi.

Peygamberimiz “O benim kardeşim olan bir peygamberdir. Ben de peygamberim” dedi. Bunun üzerine Addas, Allah Resûlü’nün başını, elini ve ayaklarını öpmeye başladı. Utbe ve Şeybe gördükleri manzara karşısında şaşakaldılar. Addas gelince de kendisine kızıp “sen ne yapıyorsun? Sakın bu adama uyarak dinini değiştirme” dediler. (İbn Hişam, Siyer, I, 421)

Görüyor musunuz? Bir besmelenin işi nereye kadar götürdüğünü… Şuna adım gibi eminim ki Allah Resûlü (s.a.v.) Addas’ın bu hareketi karşısında kendi iç dünyasında “çektiğim bütün acılara değdi” demiştir.

Büyük hayal kırıklıklarını göze almayanlar büyük başarılara talip olamazlar. Hz. Nuh aleyhisselam 950 yıl peygamberlik yaptığı halde kendisine birkaç kişi inanmış, buna karşılık kendi eşi ve oğlu dahil toplumun büyük bir kesimi ona inanmamıştı. Ama olsundu, ona inananlar 950 yıllık yorgunluğa değerdi.

Bazen bir öğretmen sınıfta ders anlatır, hiç kimse dinlemez ya da anlamaz. Ama bir öğrenci teneffüste yanına gelir ve “öğretmenim derste şunu anlatmıştınız, buna dair şöyle bir sorum var” der. Öğretmen bunu duyunca “işte bu soru bütün yorgunluğuma değdi” der.

Bazen bir kitabı okursunuz hiçbir şey anlamazsınız. Ama kitapta okuduğunuz bir cümle size öyle bir ufuk açar, bakış açınızı öyle bir değiştirir ki “bu kitabı okumama değdi” dersiniz.

Allah Resûlü (s.a.v.) Hayber’in fethi öncesinde sancağı Hz. Ali’ye verirken ne buyurdu?

“Allah’ın senin aracılığınla tek bir kişiyi doğru yola getirmesi senin için kızıl tüylü develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Fezâilü’s-sahabe, 9; Müslim, Fezâilü’s-sahabe, 34)

Demek ki önemli olan Hayber’i fethetmek değil, bir gönle girmek. Onun imanla buluşmasına vesile olmak.

Bazen bir yere on tane ağaç dikersiniz dokuzu tutmaz ama tutan bir ağaç nesiller boyu insanların faydalanacağı koca bir çınara dönüşür.

Başarınızı belirleyecek olan şey sizi alkışlayan el sayısı değil, yaptığınız şeyin Allah’ın rızasına uygun olup olmamasıdır. O razı ise rakamların hiçbir önemi yoktur.
Rabbimiz kendi yolunda azimle gayret göstermeyi cümlemize nasip eylesin.

( Soner Duman /21.Şaban.1439/07.Mayıs.2018/
Pazartesi)

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*