7-Mal ve Mülklerini,İlim Tahsili Uğruna Harcamaları

7-Mal ve Mülklerini,İlim Tahsili Uğruna Harcamaları

 

…. ‘”Şam muhaddislerinden İsmail b. Ayyaş el Hımsi 106 sene­sinde dünyaya gelmiş ve 182 senesinde vefat etmiştir. Eski âlim­lerden Ameş ve birçok kişi kendisinden rivayette bulunmuştur.

Halife el Mansur’un huzuruna çıkmış ve Mansur onu elbise dolaplarıyla sorumlu memur yapmıştır. Kendisi asil, cömert ve mütevazı bir insan ve ilmiyle âmil bir âlimdi.

Ebul Yeman onun hakkında şöyle der:

“İsmail komşumdu. Geceleri ibadetle ihya ederdi. Namaza durup bir müddet okuduktan sonra namazdan çıktığını, bir şey­lerle meşgul olup tekrar namaza döndüğünü fark ettim. Bunun sebebini kendisine sordum. Bana dedi ki:

«-Bir konudaki hadis aklıma geliyor. Namazı kesiyorum. O hadisi uygun olan baba koyuyorum sonra tekrar namaza devam ediyorum.»

Yahya b. Salih, İsmail bana şöyle demişti der:

“Babamdan bana dört bin dinar miras kaldı. Bunların hep­sini de ilim tahsili için harcadım.”  (78)

….

Ziyad b. Abdullah b. Et Tufeyl el Bekkai el Kufi hakkında, Şöyle denilmiştir:

“îbn-i İshakın “Meğazi” adlı eserini ondan daha iyi bilen yoktur. Çünkü iki kere dikte etmiştir.”

Yine şöyle denilir:

“Hiç kimsenin yanındaki “el Meğazi” Ziyad’ın yanındaki ka­dar sahih değildir. Çünkü Ziyad İbn-i İshak’la dolaşıp bu kitabı dinleyebilmek için evini satmıştır.” (79)

*********

Ebû Hanife’nin öğrencilerinden fakih, müçtehit Muhammet b. Hasen el Şeybani el Kufi’nin hal tercümesinde, kendi dilinden şöyle anlatılmıştır:

“Babam bana otuz bin dirhem bıraktı. Onbeş bin dirhemi­ni nahiv ve şiire, on beş bin dirhemini de hadis ve fikıh ilmine harcadım.” (80)

***********

Ebû Abdullah Abdurrahman b. Kasım hakkında ibnü Vaddah şöyle der:

“İbn-i Kasım yolculuklan için Malik’e bin miskal vermiştir.”

Kendisi de şöyle der:

“On iki sefer Hicaz’a yolculuk yaptım. Her defasında bin dinar harcadım”(81)

************

” Ali b. Asım el Vasıti’nin hayatı şöyle anlatılmaktadır-.

Irak’ın ravilerinden, hafiz imamlardandır. Künyesi Ebül Hasen’dir. (d. 105-v. 201) Mütedeyyin, dürüst ve hayırsever bir insan­dı. Çok takva sahibi bir insandı. Ahmet b. Hanbel, Muhammet b. Yahya ez Zühli ve Abd b. Humeyd gibi tanınmış âlimler ken­disinden rivayet etmişlerdir.

Kendisinden şöyle nakledilmiştir:

“Babam bana yüz bin dirhem verdi ve bana dedi ki:

«-Git. Yüz bin hadis ezberlemeden de yüzünü görmeyeyim.» Yahya b. Cafer şöyle der:

“Ali b. Asım’ın çevresinde otuz bini aşkın insan toplanırdı.(82)

**************

Hanefi fakihlerinden Hişam b. Ubeydullah er Razi (v. 221)nin tercüme-i hali kaynaklarda (83) şöyle geçmektedir:

İmam ebû Yusuf ve İmam Muhammet’ten fıkıh öğrendi. Ebû Hatim er Razi, Haşan b. Arefe ve bu tabakadan olan diğer âlimler ondan ilim öğrendiler. Kendisinin şöyle dediği nakledilir:

“Bin iki yüz üstatla karşılaştım. İlim yolunda yedi yüz bin I dirhem para harcadım.”

***************

Buharalı şeyh, İmam Muhammet b. Selam el Bikendi (d. 161- v. 225)’nin hal tercümesi de şöyledir.(84)

Cerh ve tadil ilmini bilen hafız imamlardandır. Buhara  muhaddisi ve çok yolculuk yapmış bir âlimdir. Buhâri, Darimi, Ubeydullah b. Vasıl ve Maveraü’n Nehir halkının birçoğu kendisinden rivayette bulunmuşlardır. O bilgi ve eser küpü birisiydi.

Şöyle anlatılır:

“Bir şeyhin meclisinde Muhammet b. Selam’ın kalemi kırıldı. Bir kaleme bir dinar veririm diye seslenince kendisine etrafından kalem yağdı.”

“İlim tahsili için kırk bin dirhem ve kitap yazmak için de kırk-bin dirhem harcadım.” demiştir.

 

Halef b. Hişam el Esedi el Bezzar el Bağdadi’nin hayat hikâyeyesi de kısaca şöyledir:

150 senesinde doğmuş ve 229 senesinde vefat etmiştir. Kı­raat âlimi, muhaddis, fazıl ve abid bir âlimdi. İmam Müslim, Ebû Davut, İbrahim el Harbi ve bu tabakadakilerin hocasıdır. Ken­disi şöyle der:

“Nahivden bir meselede zorlandım. İyice öğreninceye ka­dar seksen bin dirhem harcadım.” (85)

**

Hâfiz imamlardan Haşim b. Ammar es Sülemi ed Dımeşkı’nin tercüme-i hali şöyle anlatılır: (86)

Künyesi ebul Velid’dir. Şam’ın kıraat imamı, hatibi ve mu­haddis âlimidir. Buhâri, Nesai, Ebû Davut ve akranlarının üstadıdır. 153’te doğmuş ve 245’te vefat etmiştir. Kendisinin şöyle dediği nakledilir:

“Babam evini yirmi dinara sattı ve benim hac yolculuğu için ihtiyaçlarımı karşıladı. Medine’ye vardığımda Malik b. Enes’in  meclisine vardım. Ona bir konu hakkında soru sormak istiyordum. Evine vardım. Kendisi padişahlar gibi vakurdu. Hizmetçileri ayakta bekliyor ve çevresindekiler ona soruyor o da bunları cevaplıyordu. Topluluk dağılınca bana:

-Soracağın şeyi sor.» dediler. Ben de:

«-Ey Eba Abdillah, şu şu konularda ne dersin?» dedim. Beni kastederek:

«-Çocuk edindik. Hizmetçi, kaldır şunu!» dedi. Hizmetçi beni çocuk kaldırır gibi kaldırdı. O sıralarda yeni yeni bıyıkları terleyen bir gençtim. Bana hoca sopasıyla on yedi değnek vur­du. Ben de ağlamaya başladım. Malik:

Ne ağlıyorsun acıttı mı?» diye sordu. Ben de;

-Babam evini satıp beni şeref kazanayım,senden ilim öğreneyim diye gönderdi.Senin şu yaptığına bak,sen beni dövüyorsun.-dedim.O da şöyle dedi:

-Hadi bakalım benden on yedi hadis yaz.-Sonra sorularımı sordum o da cevap verdi.’’

Yine bu olayı kendisi şöyle anlatır;

‘Malik b. Enes in yanına vardım ve:

«-Bana hadis rivayet et.» dedim. O:

«-Sen bildiklerini oku bakalım» dedi. Ben.

«-Yok yok, sen bana hadis rivayet et» dedim. O tekrar:

«-Oku!» deyince okumamakta ısrar ettim. Bunun üzerine:

«-Hizmetçi! Götür buna on beş sopa vur » diye seslendi. Hizmetçi beni götürüp on beş sopa vurdu. Sonra gelip:

«-Sopayı vurdum » diye haber verdi. Ben de:

«-Bana zulmettin. Suçsuz yere on beş değnek vurdun. Sana hakkımı helal etmiyorum» dedim. Malik:

«-Peki bunun kefareti nedir?» diye sordu. Dedim ki:

«-Bunun kefareti on beş hadis rivayet etmendir.» Bunun üzerine on beş hadis rivayet etti. Ardından:

«-Hadi git işine» dedi.

buyurmuştur.

 

***********

 

Şeyhul İslam,imam,Nişabur’un hafızı olan Zühli’nin tercüme-i hali kaynaklarda (87) şöyle geçmektedir;

Kendisi, Zühl oğullarının azatlı kölesiydi.Horasan’da şeyhlik,sikalık, din savunuculuğu ve sünnete bağlılık kendisiyle son bulmuştur.

Muhammet b. Sehl el Asker şöyle der:

“Biz Ahmet b. Hanbel ‘in yanındaydık. Bu sırada ez Zühli geldi» Ahmet b. Hanbel hürmeten ayağa kalktı. Biz de bu duru­ma şaşırdık. Bunun üzerine:

«-Gidin ve Zühli’den hadis yazın.» dedi.

Ebû Bekir b. Ebû Dâvud da:

“O, hadiste mü’minlerin emiri idi” demiştir.(88)

Zühli’nin şöyle dediği rivayet edilir:

“Üç yolculuk yaptım. Bu yolculuklarda yüz elli bin dirhem harcadım. Buraya vardığımda Basra girişinde Yahya el Kattan’ın cenazesi ile karşılaştım. (Bu olay, 198 senesinde olmuştur.)

************

Muhammet b. Sencer’in (v. 258) tercüme-i hali de şöyledir:

Hafizların büyüklerindendir. Kendisi aslen Cürcan’lıdır. Müsned adlı bir kitabı vardır. İbn-i Ebi Hatem kendisi için sika (güvenilir) demiştir. İbn-i Sencer hayatını anlatırken şöyle di­yor:

“Ishak el Kevsec (İmam Ahmed’in arkadaşlarından v. 251) İle yolculuk yaptım. Yanımda dokuz bin dinar vardı. İshak, benim için hadis yazıyor ve her gittiği memlekette evleniyordu. Ben de onun mehrini ödüyordum. Sonra ibn-i Sencer, Mısır’ın Kataye köyüne yerleşti ve orada vefat etti.” (89)

**************

Ebul Vefa b. Akil el Hanbelî el Bağdadi’nin tercüme-i hali kaynaklarda şöyle geçmektedir: (90)

İslam ulemasının önde gelen fıkıh, usul, kıraat ve kelam âlimidir. Dünyanın en faziletlileri ve beni âdemin en zekilerin­dendir. 431 de doğdu ve 513 senesinde vefat etti. Kendisi şöyle Her:

“Dilimin, ilim müzakeresinden, gözümün, kitap mütalaasın­dan bir saat bile uzak kalması ömrümün zayi olması demektir K bana bu helal değildir. Şöyle dinlenmek için uzandığımda aklıma yazdığım şeyler gelir ve hemen doğrulurum. Seksen yaşındaki ilim hırsımı, yirmi yaşımdakinden daha fazla buluyo­rum. Kitap okumaya ve yazı yazmaya daha çok vakit kalsın diye yemek yemeye oldukça az vakit ayırırım. Hatta kek yemeyi veya ekmekle su yudumlamayı tercih ederim. Bütün âlimler, vaktin en değerli nimet olduğunda birleşmişlerdir. Zaman, firsatların yakalandığı bir hazinedir. Yapılacak şeyler çok, zaman ise çok kısıtlıdır.”

İbnül Cevzi’nin bir öğrencisi şöyle der:

“İmam ibn-i Akil, devamlı ilimle meşgul olurdu. Onun çok kuvvetli bir hafızası, çok ince ve derin araştırmaları vardır. El Fünun diye ismlendirdiği kitabını, hatıraları ve başına gelen olayları malzeme edinerek meydana getirmiştir.”

Hâfiz ibn-i Recep onun hakkında şöyle der:

“İbn-i Akil’in değişik ilim dallarında, yaklaşık yirmi tasnifi vardır. Bu tasniflerin en büyüğü el Funun’dur. Gerçekten büyük bir kitaptır. Bu kitapta nasihat, tefsir, fıkıh, fıkıh usulü, nahiv, lü­gat, şiir, tarih ve hikâyeler gibi çok faydalı bilgiler vardır. Ayrıca bu kitabında meclislerinden, gözlemlerinden, hatıralarından ve düşüncelerinden kaydettiği örnekler vardır.”

Zehebi şöyle der:

“Dünyada, bu kitaptan daha büyüğü tasnif edilmemiştir. Bu kitabı gören birisi dört yüz ciltten daha fazla olduğunu söyledi.”

Hâfiz ibn-i Recep:

“Bazıları bu kitabın sekiz yüz cilt olduğunu söylediler.”de­miştir.

Ayrıca Hâfiz ibn-i Recep, Abdullah b. Mübarek el Ukberi den bahsederken(91), onun, birçok malını sattığım ve bunuş parasıyla ibn-i Akil’in el Funun ve el Fusul adlı eserlerini satın alıp Müslümanların hizmetine vakfettiğini anlatır.

Bu fakihin başarısı Allah’tandır. Dünyalık fikhı anladığı ahiret fikhını da ne kadar güzel kavramış. Fani olanı satıp baki olanı almış. Allah kendisinden razı olsun.

 

**************

……..

Geçmişteki bütün konulara örneklik teşkil eden bu iki hayat hikâyesini anlattıktan sonra şimdi/ilim yolunda çokça yolculuk yapmaya, birçok kaynak eser te’lif etmeye ve maddi zorluklara katlanmaya örnek olacak üç büyük âlimin hayat hikâyelerine geçiyoruz.

Bu âlimler, uçak, tren ve otobüs gibi araçların olmadığı de­virlerde, ilim tahsili için adım adım dünyayı gezmişlerdir. Bunu da sırf ulema ile yüz yüze görüşüp onlardan aracısız olarak ilim öğrenebilmek için yapmışlardır.

Bu ilim anlayışında, çok büyük faydalar vardır. Üstadın çok­luğu, istifadenin de artmasına ve daha değişik şeyler öğrenmeye vesile olur. İstidat ve kabiliyetin artmasını sağlar. Bütün bunlar kitabın başındaki altıncı haberde de anlattığımız gibi ancak ilim yolculuklarıyla kazanılır.

Bu üç âlimden birisi doğulu bir muhaddis, diğeri batılı bir kıraat âlimi diğeri ise Şam’lı bir tarihçidir. Bu üç hayat hikâye­sinde, kitapta adı geçen diğer âlimlerin hayatlarını kapsaman örnekler göreceksiniz. Bu hikâyeleri okuyun ve onların içinde bulundukları durumla sizin içinde bulunduğunuz duruma kıyas edin ve bundan sonra ne diyecekseniz deyin, Usul ve turu ara­sında ne kadar fark bulunduğuna karar verin.

 

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

DOĞULU MUHADDİS EBU HATİM B. HIBBAN

Ebû Hatim Muhammet b. Hıbban et Temimi el Büsti’nin birçok tasnifi vardır. 280 senesinde dünyaya geldi. 354 sene­sinde vefat etti. Nesai, Haşan b. Süfyan, Ebû Ya’la el Mevsıli, Ebû Bekir Huzeyme’den ve Mısır’dan Horasan’a kadar sayıya gelmeyecek âlimden hadis dinledi.

Semerkant’ın kadılığını yaptı. Kendisi fikıh âlimi, hadis hafizı, astronomi ve tıp bilgini idi. İnsanların en akıllılarından idi. Ahlak, lügat, hadis ve fikıh ilimlerinde bir hazine idi. Uzun bir müddet yolculuk yaptıktan sonra 340 senesinde memleke­ti Büst’e geldi ve oraya yerleşti. Bu gezilerinde dinledikleriyle, yaklaşık altmış adet musannef eser yazmıştır. El Enva ve’t Tekasim adlı eserinde (yani sahihinde):

“Belki iki bini aşkın şeyhten ilim yazdım.” Demiştir.

Zehebi, bunun üzerine:

“Gayret işte böyle olur. Fıkıh, Arapça ve derin ahlak bilgisi… Bu kadar çok tasnif… “demiştir.

Allame Yakut el Hamevi, Büst hakkında şöyle der: (94)

“Büst, Sidstan, Gazne ve Herat arasında kalmış bir şehirdir, (bu gün Afganistan’a bağlıdır) Kabil’in bir nahiyesi olduğunu zannediyorum. İklimi sıcak bir memlekettir. Büyktür. Nehir ve bahçeleri boldur. Fakat biraz harabedir.

Buradan birçok faziletli âlim yetişmiştir. Bunlardan birisi de Ebû Hatim Muhammet b. Hıbban’dır. Fazilet sahibi bir imam ve allamedir. Hadis bilgisi çok geniştir. Bunun için çok geziler yapmış ve şeyhlerle görüşmüştür. Metin ve senet konusunda da otoriteydi. Diğerlerinin yapmaya güç yetiremeyeceği kadar çok hadis tahriç etti. İnsaflı bir şekilde musanneflerini inceleyen, onun, ilimde ne kadar tebahhur ettiğini, derinleştiğini fark edecektir. El Müsnedü’s Sahih ale’t Tekasim-i vel Enva adlı kitabında şöyle der:

“İskenderiye ve Şaş arasında belki iki bin şeyhten ilim al­dık.”

Şaş ve İskenderiye arasında yolculuk yaptı. İmam ve ulema ile görüşüp âli isnatlı hadisler aldı. İmam ebû Bekir b. Hu- zeyme’ye talebe oldu. Ondan fikhul hadis ve hadislerin derin manalarını öğrendi. Kendisi izzet sahibi bir âlim olmakla birlikte, tasnifleri, hadis camiası tarafından saygın bir yer kazandı.

Büst’te Ebû Ahmet İshak b. İbrahim’den ve Ebul Haşan Muhammet b. Abdullah b. Cüneyt el Büsti’den, Herat’ta Ebû Bekir Muhammet Osman b. Sa’d ed Darimi’den, Merv’de Ebû Abdullah, Ebû Abdurrahman, Abdullah b. Mahmut b. Süley­man es Sudani’den ve Ebû Yezit Muhammet b. Yahya b. Halit el Medini’den, Sine köyünde Ebû Ali Hüseyin b. Muhammet b. Mus’ab es Sinci’den ve Ebû Abdullah Muhammet b. Nasr b. Terkul Hevrekan’dan hadis dinlemiştir.

Maveraü’n Nehrin şehirlerinde, Cürcan’da, Askeri Mükram’da, Basra’da, Bağdat’ta, Semerra’da, Nusaybin’de, Antakya­’da, Şam’da, Kudüs’te, Mısır’da ve daha birçok yerde, birçok âlimden hadisler dinlemiştir.

İşte eskiden ilim tahsili böyleydi. Memleketler dolaştır, be­denler harap olur ve zamanlar harcanırdı. İstirahat ve tatil yok­tu. Zorluklar, asla âlimlerle görüşmeye engel değildi. İlim yolunda karşılaştıkları engeller onları, ilimde daha da ziyadeleşmeye teşvik etmişti. Elde ettikleri ilim, onlara, bütün yorgunluklarını ve sıkıntılarını unutturmuştur.

 

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE MAĞRİPLİ KIRAAT ÂLİMİ EBUL KASIM EL HÜZELİ

395 de Mağripte doğmuştur. 465 senesinde uzak doğuda, Nişabur’da vefat etmiştir.

Zehebi şöyle der:

“Ebul Kasım el Hüzeli, çok yolculuk yapmış büyük bir üstat­tır. Kıraat ilminde bir otoritedir. Kıraat ilmi için dünyayı dolaş­mış ulemadan birisidir. İsmi, Yusuf b. Ali b. El Cübera el Mağribi el Biskeri (Bisker, Mağrip’te küçük bir beldedir.) dir.

Uzak batıdan, uzak doğudaki Türk memleketlerine gitmiş­tir. Bu yolculuklarını 425 ve daha sonraki senelerde yapmıştır. Harran’da, en Nakkaş’ın arkadaşlarından, Ali Ebul Kasım ez Zeydi’den kıraat okumuştur. O, en büyük hocasıdır. Yine bura- a Ali el Ehvazi’den ders almıştır. Şam’da, Ali İsmail b. Raşit el Haddad’dan, Mısır’da bir grup âlimden, Ali b. Mehdi et Tarara’dan, er Ravza adlı kitabın yazarı Haşan b. Muhammet b. İbrahim el Maliki’den, imamların tacı Ahmet b. Ali el Mısri’den, Ebul Ala Muhammet b. Ali el vasıti’den ve Muhammet b. Haşan el Karzeni’den kıraat ilmi öğrenmiştir. (95)

İbnü’l Cezeri şöyle der: (96)

“Kıraat ilmi öğrenmek için birçok memleket gezdi. Bu ilim için onun kadar gezen, onun kadar ulema ile görüşen birisini bilmiyorum.”

El Kamil isimli kıraat kitabında şöyle der:

“Bu ilim uğruna, 365 şeyhle görüştüm. Uzak batıdan Fergana’ya kadar, Kuzeye ve güneye, dağ, deniz demeden yolcu­luk yaptım. Şayet İslam memleketlerinin birinde, kıraat ilminde benden daha bilgili birinin olduğu söylenseydi hemen oraya giderdim.”

 

İşte ibret alınacak bir gayret. Hocalarından Emir b. Makula, onun hakkında şöyle der:

“Nahiv dersi görür, fıkıh ve kelamı bilirdi. Vezir Nizamûl Mülk, onu Nişabur’daki medresesinde hoca olarak tutmuş ve çok faydalı olmuştur. Nahiv, sarf ve kıraat bozuklukları hak­kında da ileri derecede bilgi sahibiydi. Ebul Kasım Kuşeyri’nin meclisine gelir ve ondan usul dersleri alırdı. Kuşeyri de ondan nahiv ve kıraat meselelerini danışır ve istifade ederdi. Nişabur’a 458 senesinde geldi. Vefatına kadar orada kaldı.

El Kamil adlı eserinde, kendilerinden kıraat okuduğu 122 âlimin isimlerini tek tek vermiştir.

Zehebi, Ebû’l Kasım el Hüzeli’nin bu 122 hocasını zikrettik­ten sonra şöyle der:

“Ben burada bilinen, meşhur hocalarını kaydettim. Bilinme­yen bundan daha fazla hocası vardır.” İlim ehlinin, bu uğurda ne kadar gayret etmiş olduğunu bu örnekten de anlayabiliyoruz.

 

BEŞİNCİ HİKÂYE

HAFIZ EBUL KASIM B. ASAKİR ED-DIMEŞKİ

Asıl adı Ali b. El Haşan b. Asakir’dir. 499 senesinde Şam’da doğdu. 571 senesinde vefat etti. Hadis ilmi öğrenebilmek için çok yolculuk yapan muhaddis imamlardandır. Şam’ın tarihini anlatan, seksen ciltlik bir eseri vardır. Bunun yanında daha bir­çok eseri vardır. Vaktin değerini çok iyi bilir ve hiçbir anını zayi etmemek için uğraşırdı. O kadar velut, o kadar çok eser vermiş­tir ki bu gün onları neşretmekten aciz kalıyoruz.

Bütün bu kitaplan kendi eliyle yazdı ve telif etti. Bunların düzenlenmesini, muhakkikliğini ve tertibini de kendisi yapmıştır.

Vakti değerlendirmesiyle,  değerli eserler vermesiyle, gayretiyle, bilgisinin ve ezberinin çokluğuma, kendisinden sonraki          insanlara şaşırtıcı bir ibret olsun diye bunlan bizim hizmetimize sundu.

Şimdi, üç rical kitabından, özet olarak alınmış, hal tercümesine geçiyoruz.

Tarihçi, Kadı İbn-i Hallikan, onun hal tercümesinde şöyle der.(97)

Devrinin Şam muhaddisi ve Şafii fakihlerinin önde gelenlerindendir. Hadis, onun hayatında öncelikli sırayı aldığı için muhaddislik yönüyle meşhur olmuştur. Başkasının muvaffak olamayacağı kadar hadis ezberledi. Hadis öğrenebilmek için dil memleket memleket dolaştı ve hadis üstatlarıyla görüştü. Yolcu­luklarında Ebû Sa’d Abdülkerim b. Sem’ani ile arkadaşlık eder­lerdi. (Sem’ani’nin görüşmüş olduğu üstatların sayısı, yedi bine  ulaşmıştı.)

Mütedeyyin bir hafiz idi.Senet ve metin bilgisi çok iyi idi.

Bağdat’ta hadis dinledikten sonra Şam’a döndü. Oradan Horasan’a, oradan da Nişabur, Herat ve Cibal’e gitti. Hadisler alıp faydalı tasnifler yazdı. Hadis ilmine dair güzel sözleri vardır.

Birçok eser vermiştir. Bunlardan birisi de Et Tarihu li Dımeşk isimli seksen ciltlik eseridir. Bu eseri yazarken, Hatip el Bağdadi- ’nin Tarih-i Bağdat adlı eserinde takip ettiği metodu kullanmış­tır. Ne var ki onun bu kitabı, hacim, içerik ve ifade zenginliği bakımından Tarih-i Bağdat’tan daha geniştir.

Mısır’ın önde gelen allamesi, üstadım Zeküyyiddin Ebû Muhammed Abdülazim el Münziri, bana şöyle demişti:

“Zannediyorum ki bu adam, aklı ermeye başladığından iti­baren bu tarih kitabını yazmaya gayret gösterdi ve o vakitten itibaren bu kitap için bilgi toplamaya başladı. Yoksa bin insanın ömrü bile, ne kadar çalışsa ve uyanık kalsa, böyle bir kitabı yaz­mak için kısa gelir. Çünkü ilmin de getirdiği bir meşguliyet var­dır. İnsan ilimle şöhret bulunca kendisinden soru sorup istifade etmeye gelenler de insanı meşgul eder. Bu işten alıkoyar.”

Bu kitabın üzerinde durup inceleyenler, bu sözün hakikati­ni göreceklerdir. Bu eseri tam manasıyla ortaya koymadan önce de bunun karalamalarını düzene sokma işiyle uğraşmıştır. Yaz­dığı kitaplar sadece bununla da sınırlı değildir. Telif ettiği başka eserler ve faydalı cüzleri vardır. Bir insanın ömrü bu kadar eseri ortaya koymaya nasıl yeter?” (îbn-i Hallikan’ın sözü burada bi­tiyor.)

Ebû’l Kasım İbn-i Asakir’in telif ettiği kitap sayısı elliyi aşkın­dır.

 

Hâfiz Zehebi onun hayatını anlatırken şöyle der: (98)

“Büyük hadis hafızlarından ve üstatlarından biridir. Şam muhaddislerindendir. Hadis otoritelerinin övünç kaynağıdır. Bü­yük bir tarih kitabı vardır. 499 senesinde doğmuştur. Babası ve kardeşi İmam Ziyaüddin Hibetullah’ın teşvikiyle, 505 senesinde, Şam’da hadis öğrenmeye başlamıştır. Yirmi yaşından itibaren hadis öğrenmek için, Bağdat’a, Mekke’ye, Kufe’ye, Nişabur’a, İsfahan’a Merv’e yolculuk yapmıştır. Böylece kırk şehre gitmiş, her kırk şehirdeki kırkar üstattan, kırkar hadis ezberlemiştir. Bu şekilde bin üç yüz erkek, seksenin üzerinde de hanım âlimle gö­rüşmüştür. 533 senesinde tekrar Şam’a gitmiştir.

Birçok kimse ondan hadis rivayet etmiştir. Bunlardan birisi de yol arkadaşı Ebû Sa’d es Sem’ani’dir. Sonra Zehebi, diğer elli eserini sayar. İlim kapısında dört yüz sekiz mecliste hadis dikte etti. Her bir mecliste yazdıkları bir kitaba bedeldir.”

Muhaddis olan oğlu Bahaeddin el Kasım, şöyle der:

Rahmetli babam, cemaate devam ve Kur’an okuma hususunda çok gayretliydi. Her Cuma ve her Ramazan ayında hatimederdi. Ramazanlarda, Şam Camisinde itikâfa girerdi. Nafile­lerle ve zikirle çokça meşgul olurdu. Gecelerin yansını ibadet- le geçirir, bayram gecelerini de namaz ve zikirle ihya ederdi. ederdi. Ramazanlarda, Şam Camisinde itikâfa girerdi. Nafile­lerle ve zikirle çokça meşgul olurdu. Gecelerin yansını ibadet- le geçirir, bayram gecelerini de namaz ve zikirle ihya ederdi.

Nefisini her an muhasebe altında tutardı. Kırk senedir boş birşeyle uğraştığını görmedim. Meşguliyeti, yolculuklarında hadis dinlemek ve bunları toplamaktı.”

Ebû’l Ala el Hemedani şöyle der:

“Bağdat’ta, zekâsından ve çabuk kavrayışından dolayı, bir ilim ziyası olarak isimlendirilir.”

Ebul Mevahib b. Sarsara der ki:

Ona birgün:

“-Üstadım, kendin gibi birisini daha tanıyor musun?” diye sordum. O da:

“-Böyle deme. Allah Teala: «Nefsinizi tezkiye etmeyin»(Necm,32) diye buyurur” dedi.

Ben de dedim ki:

“-Ama Rabbimiz: «Rabbinin nimetlerini de an»(Duha,11) diyor.” Dedi ki:

“-Ancak «gözlerim bir benzerimi daha görmedi» dersek yalan söylemiş olmayız.”

Ebû’l Mevahib devamla şöyle diyor:

“Ben yine de onun gibisini görmedim diyorum. Onun gibi hadis bilgisi olan, kırk senedir kendisini bu yola hasretmiş, bir  özür hali hariç, her zaman ilk safta namaz kılmış, Ramazan’da ve Zil Hicce’den on gün itikâfa devam etmiş, mal ve mülk edinme yoluna hiç tevessül etmemiş, imamlık ve hatiplik gibi makam ve mevkilerden her zaman geri durmuş, iyiliği emir, kötülükten sa­kındırmak için çabalamış ve bu yolda, kınayanların kınamasına hiçbir zaman aldırmamış başka bir kimseyi daha görmedim.”

 

3-İmam Taceddin es Subki de onun hakkında şöyle der; (99)

Kıymetli bir imam ve ümmetin hafizlarındandır. Ondan başka dedelerinden dolayı, Asakir diye isimlendirilen birini daha bilmiyoruz. Bu isimle şöhret bulmuştur. O, hadis ilmine, Taptığı hizmetlerle katkıda bulunmuştur. Zamanının hadis oto­ritesidir. Cihabize ve hadis hafızlarının sonuncusudur. Hadis talebelerinin uğrak yeridir.

Birçok ilmi bünyesinde toplamıştır. İlim ve amelden gayri bir arkadaşı olmamıştır. Ezberlediği bir şeyi, bir daha asla unut­mazdı ve hafızası daha önce görülmemiş bir seviyede idi. Titiz­likte onu geçmek bir tarafa, onun seviyesine ulaşan bile yoktu. İlimdeki geniş bilgisi, onu yüceltmiş ve diğer âlimlerin üzerine çıkartmıştı.

Hadis dinlediği üstatlarının sayısı, bin üç yüze ulaşmıştır. Seksen küsur da hanım âlimden ilim öğrenmiştir. Uzak yakın demeden birçok bölgedeki, birçok memleket ve şehirdeki âlim­den ilim öğrenmiştir. İdrak edilmesi çok zor bir gayrete sahipti. Yolculuklarında, tek dostu takvası idi.”

Üstadı, Hatip Ebul Fazl et Tusi, şöyle der:

“Hâfiz ünvanını alacak, ondan başka birisini tanımıyo­ruz.”

İbnü’n Neccar:

“O, vaktinin en büyük hadis âlimi idi. Onunla birlikte, hadis­te hafızlık, titizlik, hadise tam vukufiyet, güvenilirlik, şeref, güzel tasnif etme ve ciddiyet özellikleri son bulmuştur” der.

Yine İbnü’n Neccar, hocası Abdülvehhab b. Emin’den şöyle duyduğunu söyler:

“Bir gün, Ebû Kasım b. Asakir ve Ebû Sa’d b. Es Sema’ni ile üstatları dinlemek için yolculuk yapıyorduk. Bir hoca ile karşılaştık. Sem’ani, hadis dinlemek için onu durdurdu. Fakat hoca hadis okuyacağı cüzleri bulamadığından dolayı sıkıntıya düştü. İbn-i Asakir:

“-Hangi cüzlermiş onlar?” Diye sordu. Hoca:

“-Ebû Davut’tun, ölümden sonra dirilmeyle ilgili, Ebû Nasr ez Zeynebi’den dinlediği cüz.” Deyince, İbn-i Asakir:

“-Üzülme” dedi ve bu cüzün hepsini veya bir kısmını ezbe­rinden okudu. (Hepsi mi yoksa bir kısmı mı olduğu konusunda şüphe vardır.)

Muhyiddin en Nevevi şöyle der:

“O, Şam’ın, bilakis dünyanın hafızıdır. Güvenilirlikte zirve ve mutlak otoritedir.”

Oğlu, Ebû Muhammet el Kasım şöyle anlatır:

“Babam, birçok kitap dinlemiş fakat arkadaşı Ebû Ali b. Vezir’in bunları yazacağını düşünerek kendisi yazmamış. İbnü’l Muzir’in yazdıklarını babam, babamın yazdıklarını da ibnü’l Vezir  yazmazmış.

Bir gece, bir arkadaşı ile ay ışığında sohbet ederlerken şunları dinledim:

-O kadar yolculuk yaptım ama yolculuk yapmış gibi değilim.O kadar ilim tahsil ettim ama hiçbir şey bilmiyor gibiyim. Sahih-Buhâri ve Müslim, Beyhaki’nin kitapları ve bazı cüzleri gibi benim dinlediğim kitapları, arkadaşım İbnü’l Vezir in yazdı­ğını düşünüyordum. Merv halkı, onu çok sevdiklerinden, onu Merv’de kalmaya ikna ettiler. Ben de Yusuf b. Farul Ceyyani ve Ebû’l Haşan el Muradi adında iki arkadaşla buluşmayı ümit ediyordum. El Muradi, bana:

«-Şam’da buluşur oradan da memleketim olan Endülüs’e giderim-demişti. Ama onlardan hiçbirinin de Şam’a geldiklerini görmedim.>>

Çok geçmedi arkadaşlarından birisi gelip kapıyı çaldı. Arkadaşı Ebul Haşan el Muradi gelmişti. Babam, onu, evinde misafir etti. Bize, içi kitap dolu dört sepet getirmişti. Bunların içinde, âlimlerden dinledikleri hadisler vardı. Babam, buna o kadar se­vindi ki tahmin edemezsiniz. Yorulmadan, bu dinlediği hadisle­re kavuştuğu için Allah’a şükürler etti. Hemen onların kopyasını çıkartmaya koyuldu. Her cüzünü yazdıkça sanki dünyalar onun olmuş gibi seviniyordu. Allah rahmet eylesin.”

*******

İşte bu sayfalar ve alıntılar, gördüğümüz gibi ilim öğrenme yolunda canlarını ve mallarını ortaya koyan âlimlerin hayat hi­kâyeleridir. Onlar, kendilerinden sonrakilerin hidayet rehberi­dir. Allah’ın rahmeti ve rızası onların üzerine olsun.

 

……

Allah rahmet etsin, İbni Kayyım şöyle der: (100)

İlim zenginliği, mal zenginliğinden daha üstündür. Çünkü insanlar, delillere ve hüccetlere tabi olurlar. Kalpler, ilim zen­ginliğine tabi olur. Fakat mal zenginliği, ancak bedenleri hük­mü altına alabilir. İlim zengini olan kişi en kibirli, en inatçı ve en muhalif olan kişiyi bile etkisi altına alır ve kalbini feth eder. Bütün bu kibirliler ilim sultanlığı karşısında zelil ve boynu bükük kalırlar.

İlimsiz sultanlık aslan, kaplan vs. gibi yırtıcıların sultanlığına benzer. İlimsiz ve merhametsiz güç, parçalayıcıdır. Fakat ilim ile sultanlık merhamettir ve hikmettir. Hikmet, her zaman yol göstericidir ve batılın hakkından gelir.

********

Görünen o ki bizim içinde bulunduğumuz durumla eski­den ilim öğrenen talebeler arasında büyük bir fark var. Onlar, bîr âlimle görüşmek veya bir hadis alabilmek için deve sırtında veya yürüyerek gece gündüz, sıcak soğuk demeden çölleri aşı­yorlardı.

Bu yaptıklarından da herhangi bir övgü beklemiyorlardı. Sadece mütevazı bir şekilde susuyorlardı. Bugün, bazılarının yaptığı gibi isimlerinin önüne bir unvan eklemek vs. gibi kap­risleri yoktu. Kendilerine, göz kamaştırıcı bir İlmî dikkat ve hassasiyet verilmiştir. Azimlerinden, metanetlerinden ve çalış­kanlıklarından dolayı, her insaf ve akıl sahibi olan kişi onların önünde saygıyla eğilir. Gerçek âlimler, bütün bunları bir ibadet sessizliği içinde mütevazı bir şekilde, ince zekâlarını en iyi şekil­de kullanarak ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmadan yaparlar.

Elhamdülillah bugün ilim öğrenmek kolaylaştı. Vasıtalar ço­ğaldı. Uzak yakın bir oldu. Zaman da, mekân da adeta dürüldü. Fakat bunca kolaylığa rağmen gayret ve azim kalmadı. İlim is­teği, aşkı, şevki eskisi gibi değil. Şu an ki İslam âleminin, içinde bulunduğu durumu hepimiz açık ve seçik bir biçimde müşahe­de ediyoruz. Bununla birlikte âlimlik iddiasında bulunan, âlimlik taslayan ve geçmişlerimizi cehaletle itham eden bir grup insan türedi. Boş boğazlıkla, sapıklıkla ve haddi aşarak müctehitlik id­diasında bulunuyorlar. Boş boğazlığı ve kara çalmayı, geçmiş âlimlerimize karşı bir üstünlük zannediyorlar.

Hâliz İbni Recep El Hanbeli, Fadlü İlmil Selef Ala İlmil Ha­lef adlı kitabında şöyle diyor:

Teni yetme âlimler çok konuşmakla hataya düşüyorlar. Din konularında çok konuşmayı, tartışmayı, husumeti bir üstünlük olarak görüyorlar. Bu hâlbuki sırf cehaletten kaynaklanıyor. Sahâbenin büyüklerine Hz. Ebubekir, Ömer,Osman, Ali, İbni Mesut, Zeyd b.Sabit (r.a.) gibilerine bir bakıver.Onların konuşmaları, daha alim olmalarına rağmen Ibni Abbas’ın konuşmalarından daha azdır. Tebeu’t Tabiinin konuşması Tabiinin konuşmalarından daha fazla. Halbuki tabiun daha alimdir İlim çok rivayet etmek veya çok konuşmak değildir. İlim kalpteki bir nurdur ki kul onunla hakkı görür. Doğruyu eğriden ayırır. Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) cevamiu’l kelim idi. Az konuşur, çok şey ifade ederdi. Bu yüzden çok kıylü-kal men edilmiştir.

İbni Mesut şöyle der:

“Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki ulemanız çok fakat hatibiniz az. Öyle bir zaman gelecek ki ulema az fakat ortalık hatip kaynayacak. Çok ilim az kelam övülmüştür. Fakat az ilim çok kelam yerilmiştir. Peygamber Efendimiz de Yemen’lilerin imanına ve fakihliğine dikkat çekiyor. Yemenlilerin farik vasfi da az konuşmalarıdır.

İlim ehli kendilerini hor görürken kendilerinden önceki seleflerini de yüceltmişlerdir. Onların ulaşmış olduğu mertebe karşındaki acziyetlerini söylemekten asla çekinmemiş selefin fazileti gönüllerinde yer etmiştir. Ebû Hanife (r.a.)’a Alkame ve Esved hakkında bir karşılaştırma yapması istenince verdiği ce vap ne kadar güzeldir:

“Biz onları dilimize alabilecek seviyede değiliz ki onlar hak-kında bir değerlendirme yapalım.”

İbnü’l Mübarek selefin ahlakı hakkında konuşurken şu şiiri inşad eder:

‘Sakın bizim hatıralarımızla onların hatıralarını karşılaştırmayın

Zira yürüyenle oturanı karşılaştırmak doğru değildir.’

Kendisini seleften daha üstün ve faziletli gören kişinin ilmi­nin faydası yoktur. Miskin nerden bilsin ki selef Allah korkusu ile az kelam etmiştir. Onlar elbette ki isteselerdi sözü uzatabi­lirlerdi. Bundan aciz değillerdi. Nitekim İbn-i Abbas (r.a.), dini konularda tartışan kişilere şöyle seslenir:

‘’Hastalık ve dilsizlik hali hariç,Allah korkusunun bir kulu konuşamaz durumda bıraktığını görürsen bil ki onlar gerçek alimdir.’’

******

Söz buraya gelmişken, kıvrak zekâsıyla meşhur, tabiinin büyûklerinden Ebû Amr ‘Bırv Ala’dan (d. 7o-v. 154) bahsetmek istiyiyorum.Kendisi,yedi kıraat imamından birisidir.Devrinin Kur’an ilimlerinde,kıraatte,Arapça’da,Edebiyat ve şiirde ve nahivde en ileri gelen alimiydi.Karşılaştığı ve görüştüğü Arapların fasihlerinden yazdığı kitapla,evini doldurmuş hatta tavana ulaşmıştı.Hasan-ı Basri’nin zamanında da ulemanın reisi ve öncüsü konumundaydı.

Bu saygıdeğer imam,kendi haliyle,kendisinden önceki alimleri arasında kıyas yaparken şöyle diyor;

‘’Geçmiş alimlere nispetle biz,uzun hurma ağaçlarının gövdesi üzerindeki fiizler gibiyiz.’’

Ebu Amr Bin Ala’nın,yaklaşık bin iki yüz sene önce söylediği sözü duyduktan sonra onun hocası olan,tabiinin büyüklerinden,devrinin tefsirde ve kıraate en büyük alimi olan Mücahit B.Cebr-El Mekki’ye kulak verelim.Hz.Ömer’in hilafeti esnasında dünyaya gelmiştir:Kendisi şöyle der:

“-Âlimler gitti, sadece alimlik taslayanlar kaldı..Bugünün müçtehit geçinenleri, geçmişin başıboşlarına denk.’’(Ebu Heyseme,Tarih-i Kebir)

Bu konuda son sözü tabiin büyüklerinden Ubeyd B.Umeyr el Mekki’ye bırakıyoruz.

Öğrencilerinden Hammad B.Zeyd,kendisine:

‘’-Geçmişe nazaran bugün ilmi daha mı çok daha mı az ?’’diye sorar.O da cevaben:

-Bugün söz çok. Bundan önce ilim çoktu” demiştir.(101)

Ne kadar ince bir teşhis, ne kadar veciz bir tabir, ne kadar doğru bir cevap! Bu cevap, ihlâs sahiplerinin kalbinden fışkıran bir hikmet pınarıdır.

Tabiinin büyüklerinden, Bilal Bin Sad El Eşari, (v. 120) kendi asrındakilerle geçmiştekiler arasında şöyle bir kıyas yapıyor:

“Zahitleriniz dünyalık ister. Müçtehitleriniz ihmalkâr ve gev­şek. Âlimleriniz cahil. Cahilleriniz ise kibirli.” (102)

*****

Şimdi, yaklaşık bin üç yüz sene önce bu sözleri söyleyen, ilimde otorite sahibi büyük âlimlerin kendileri hakkındaki sözle­rine bakalım. Ve de acaba kendimiz hakkında biz ne söylemeli­yiz diye bir düşünelim. Allah, ayıplarımızı, kusurlarımızı örtsün, affina mahzar etsin. Bazılarının tutulduğu gibi âlimlik iddiasında bulunma hastalığına duçar etmesin. Âmin.

Allah rahmet eylesin, İmam Celalettin Ed Devani Eş Şirazi şöyle demiştir:

“Şayet selef uleması, kendilerinden sonrakilerin kaba bir şekilde görüşlerine muhalefet edeceklerini bilselerdi, kitaplarının, kendileriyle birlikte, kabirlerine defnedilmesini isterler ve sadır­larındaki ilmi satırlara geçirmezlerdi.”(103)

*********

Bu örneklerde gördük ki dârül İslam, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine dârül ilim haline gelmiştir. Tabi ki bu, ilim uğruna durup dinlenmek bilmeden yolculuk yapan ilim taliplileri sayesinde olmuştur. Nasıl bugünkü talebeler okulda, sınıflar koşuşturuyorsa, onlar da memleketler arasında koşuşturuyordu. Bu yolda engel, mani ve sınır tanımıyorlardı. Irk sadece islamdı. Vatan doğduğun yer değil, her yerdi.

 

En zor şartlar altında, yürüyerek yaptıkları bu yolculuklar ilim tahsilinde kemale ulaşma isteğinin bir göstergesiydi. Hatta:

“Kim yolculuk yapmazsa, ilimde güvenilirliği yoktur” deni­lirdi. Medreseler, camiler, hanlar ve vakıflar bu ilim yolcularına kucak açmış ve İslam beldeleri bu erlerin önünde saygıyla eğil­miştir. Böylece yüzlerce hatta binlerce âlimle görüşüp bilgilerini ve eserlerini artırmaları mümkün olmuştur.

İslam beldelerinin hepsinde bunlar olmaktayken batı ka­ranlık içerisindeydi. Bu bilgilerden ve kaynaklardan mahrum idi. Ancak bugün durum terane döndü.

 

Dipnotlar;

(1)-el-Kıfâye Fi’l-ilmi’r-Rivâye, s, 403.

(2)-el-Bidâye e’n-Nihâye, 9:100.

(3)-el-Muhaddisü ’l-Fâsılü Beyne’I-Ravi ve’l Vâ’î, s.224.

(4)-1:81,84.

(5)-. Hatîb el-Bağdadî ,el-Câmi’ Li Ahlâkı’r-Râvî ve Âdâbi’s-Sâmi” de (2:

183) Hammâd er-Râviye’den şöyle rivâyet etmektedir: “Araplar şöyle diyordu: Dört şey bizim ilgimizi çekmiştir; Karga, domuz, köpek ve kedi. Karga erkenden çabucak davranması ve gece olmadan da sü­ratle geri dönmesiyle…”

(6)- Sünen, 1: 136; Rihle Fı Talebi ‘l-Hadis, s. 144.

(7)-Tarihü’l-tslam, 5:4; Tezkitarü’l-Huffâz, 1:108.

(8)- Tertîbü’î-Medârik, 3.110; Meâlimü’l-îmân; Tekmile, 1:241.

(9)-Menâkıbü’l-İmam Ahmed, s.25,26.

(10)- Sıfatu’î-Fetvâ e’l-Müfti ve’I-Müsteftî, s.78.

(11)-el-Bidâye ve’n-Nihâye, 10:336.

(12)-Saydu’l-Hâtır, s. 246, 175. Fasıl.

(13)- 1:114.

(14)- 2: 524.

(15)- 1: 123.

(16)-Hâfız es-Sem’ânî, et-Ensâb, 1:169; Hâfiz ez-Zehebi, a.g.e, 2:789.

(17)-(Ebû’l-Hasen Hayseme b. Süleyman b. Haydara el-Kurşi el-Trablusi) Hâfiz ez-Zehebî, a.g.e, 3/858.

(18)- Yâkut el-Hamavî, Mu’cemü’l Udeba ,12,219-320; Zehebî, el-iber, 2: 268, Tezkiratû ‘l-Huffâz, 3:856.

(19)- el-İrşâd Fi Tabakâti’l-Bilâd.

(20)- (İmam, seyyah, hafiz, sığa, Muhammed b, İbrahim el-Isbahânî), Zehebî, a.g.e, 3:973;

(21)-(Hafız,seyyah,Ebu Abdullah b.Mende),age,3:1032

(22)- (Hâfiz, imam, Zâhid, Şeyhülislâm, Ebû Müslim Abdurrahmân b. el- Bağdâdî), Zehebî, a.g.e, 3:979.

(23)- (Hâfiz, İmam, Sünnetin önderi, Ubeydullah b. Hatem Ebû Nasr es- Siczi) a.g.e, 3:1119.

(24)- Hâfiz el-Kureşî, el-cevahirü’l-Mudiyye Fî Tabakâli-l Hanefiyye, 1:157.

(25)- (Ebû’l-Vakt Abdu’l-evvel b. eş-Şeyh el-muhaddis el-Mu’ammar Ebû Abdullah îsâ b. Şu’ayb b. İbrâhîm es-Siczî) Zehebi, Siyerü Âlâmı‘n- Nübelâ, 20:303-309.

(26)-Yedi yaşındaki bir çocuğun hadis öğrenme sevgisi, isteği ve arzusuyla yanıp tutuşması nedir böyle!? Takip ettikleri ne ilginç ve şaşırtıcı birr yol! Yaşıtları oyun, eğlence şeker ve tatlı yemekle meşgulken babanın, yürüyerek katedeceği mesafelerin meşakkatini azaltmak, azmini güçlendirmek, kuvvet ve sebatını artırmak için taşları ona taşıtması ve sonra da teker teker onları elinden atması…

İşte bu ateşli iştiyâklarla sünnet, dili Arapça olmayan bu beldelerde ki acem müslümanların sadrında yaşadı. Dilleri Arapça değildi belki ama bu insanların kalplerinde ve evladlarının akıllarında Arapça ve sünnet sevgisi vardı. Allah üstâdımız muhaddis, fakîh, şeyh Muhammed Bedr Alem el-Mirtehî el-Hindî’ye rahmet etsin, kendisi derdi: “Arapçayla konuşmak ibâdettir. Bundan dolayıdır ki,onlar kabiliyetlilerini, dâhiliklerini, mahâretlerini ve medeniyet birikimlerini Arapça’yı muhafazada ve sünnete hizmette kullandılar. Bu bu şekilde muhaddislerin, büyük muhaddislerin yöneldiği, titiz ve araştırıcı şeyhlerin bir araya geldiği mekânlar ve büyük lügat imamlarının çıktığı, edip ve belâğatçıların yetiştiği yerler haline geldi.İşte bu Allah’ın fazlıdır.

(27)- el-Muhaddisü l-Fâsilu Beyne’r-Râuî ue’l-Vâvî, 220, 221 149.

(28)-Hâfiz b. Salâh eseri “Ma‘rifetü envâ’ı ilmi’l-hadis”, s.210 (Ma’rifetü âdâbu tâlibi’l-hadis)

(29)-Dârimî, Sünen 1: 121. (Müzâkeratü l-ilm)

(30)-(Ebû Hişâm Mugıyre b. Mıksem ed-Dabî, el-Kûfî) Zehebî, Târihü’I- İslâm, 5: 302; Tezkiratü l-Huffâz, 1: 143.

(31)- Ebû Hayseme en-Nesâî, Kıtâbu l-İlm, s. 135; Dârimî, Sünen, I: 120 (Müzâkeratü ’l-ilm); Hâfiz b. Hacer, Tehzîbut-Tehzîb, 5: 205-8: 297-)

(32)- Zehebî, Tezkiratü-l-Huffâz, 1: 253; Mîzânü’l-İ’tidâl, 1: 240.

(33)-Zehebî, Tezkiratü 1-Huffâz, 1: 277.

(34)-Kadı Iyâz, Tertîbül-Medârik, 3: 250.

(35)-İ. Cevzı, Menakıbü’l-İmâm Ahmed, s.61; Zehebî, Târîhul-İslâm, Hoca­mız Ahmet Şâkir’in -rahimehullah- tahkikiyle, s.63; et-Tâcu s-Sübkî, Tabakâtü’Ş’Şâfi‘îyyeti’l-Kübrâ, 2: 28.

(36)- Kadı Iyâz, Tertibü’l-Medârik, 3; 114,

(37)- Hatip Bağdâdi, Târihi Bağdât, 3:419,

(38)-Kadı Îyâz, Tertibül Medârik, 3/122; İlma\ s.235.

(39)- (Hafız el-Humeydi) Zehebî, Tezkiratü l-Huffaz, 4:1219 200.

(40)-(Ahmed b. Ali),Tâcüdcfîn es-Sübkî, Tabakâtû ’ş-Şâfi ‘ryyeti’l-Kübrâ, 6:30

(41)-Hatib el-Bağdâdî, Târih, 14: 244; Muvaffak el-Harzemı, Menâkibu EhbuHarâfe, 1:469.

(42)-Salahuddîn Safedî, el-Vâfi bi’l-Vefeyât, 1: 106-108.

(43)-Sübki,age,4:61-65

(44)-Yakut el Hamevi,Mücemül Udeba,17/227)

(45)-(Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Bekrî) İ. Hallikân, Vefeyâtü- ’l-Âyân, 3:93

(46)- Kıfti,İnbahür Rüvat,3:174;İbn Hallikan,Vefeyat,1;522

(47)-Siyeru Alamin Nübela,21:113;Sübki,Tabakat,7.155

(48)-Tabakatul Hanabile İbn Ebi Yala,1;97

(49)-Tezkiratü’l Huffaz / Siyer-i A’lami’n Nübela | ”

(50)-Zeyl-ü Tabakati’l Hanabile 1: 298

(51)- Tezkiratû’l Huffaz 1:195 Hâfiz Zehebi

(52)-El İlel fi Marifeti’r Rical 1: 365

(53)-Tekaddümetû’l Cerh-i Ve’t -Ta’Iil shf 363

(54)- Siyer-u A’lami’n-Nübela 9: 393

(55)- Tabakatü’ş Şafii el Kübra 2: 227 Tac es Sübki / Fethu’l Bari 2: 195 Hacer el Askalani

(56)-Tarih-i Bağdat 5: 51 / El Ensab 1:108 Es Sem’ani

(57)- Tabakat 7:211 Tac Es Sübki / Tarih-i Bağdat’a Zeyl 3:49 îbnü’n Neccar

«(58)-Tabakat 3: 90 Tac Es Sübki

(59)-El Menhecü’l Ahmet 1:8

(60)-Fethu’I Mugis bi Şerh-i elfiyeti’l Hadis/Hafız Sehavi

(61)-Tezkiratu-l Huffaz,4/1173

(62)-Siyer-u A’lami’n Nübela,20/306

(63)-El Mükafee shf 119

(64)-Înbahu’r Ruvat ala İnbatü’n Nûhat

(65)-Mu’cemül Buldan 1:355/Tezkiratü’l Huffaz 3:1157

(66)-3: 103 Tabakatû’ş Şafiiyyetil Kûbra

(67)-El İ’tibar shf 34. Emir Üsame b. Müngız bu kitabın içerisinde kısa hayat hikâyesini anlatmış ve haçlılarla yaptığı savaştan bahsetmiştir. Bu gerçekten faydalı bir kitaptır. Başını okumaya başlayan biri sonunu getirmeden bu kitabı elinden bırakamaz. Bu sebeple bu kitabı yayınla­dım. Mütalaa etmeniz faydanıza olacaktır.

(68)- Dav’ül Lami 6:105

(69) İlamü’n Nübela 7:311-315

(70)-İbn-i Kayyım el Cevzi, el Menarul Münif inde bekarlığı metheden bü­tün hadisler uydurmadır demiştir. Shf 127

(71)-Vefayatül A’yan 1:34 _ 385.

(72)-Tertibü Sikatil idi takiyyüddin es Sübki

(73)-Vefayatül Ayan 2:416

(74)-Tarih-i Bağdat 2:162

(75)-Mucemul udeba 18:40-96 ”

(76)- Künüzüf Ecdat s: 123

(77)-Tarih i Bağdat 3: 181- 186

(78)- Bu bilgilerin kaynağı olan İbn-i Hallikan’ın “ Vefayatü’l Ayan” kita­bı (c.I, s. 131) ve Zerkeli’ye ait olan “el Alam” adlı kıtalardır, (c.2, S.193)

Bu değerli alimlerin eserlerindeki bir hata konusunda dikkatlerinizi çekmenin doğru olacağı görüşündeyim. Bu kitaplarda Şeyh İmam Ebû’I Yümn el Kindi’nin (Zeyd b. el Haşan) künyesinde hata yapılmış­tır. Birkaç yerde bu alimin künyesi Ebû’l Yemin olarak tesbit edilmiş­tir. Fakat bu açık bir hatadır. Künyesi Ebul Yümn’dür.

(79)-Tezki ratül Huffaz 1:53 / Mizanül İtidal 1:240- 244

(80)-Tehzibüt Tehzib 3: 375-376

(81)-Tarih-i Bağdat 2: 173/ Zeyiü Cevahiril Mudıyye 2: 529 –

(82)-Tedribül Medarik 3: 248/ Alamün Nübela9: 121

(83)-Tezkiratül Huffaz 1:317

(84)-Tezkiratül Huffaz 1:387

(85)-Siyeru Alamin Nübela 10:628-630

(86)-Marifetül Kariil Kibar Ala’t Tabaka t i vel Asar 1: 209

(87)-Tehzibül Kemal,3 :1144

(88)-Tezkiratül Huffaz 2:531

(89)-Siyeru Alamin Nubela 12:281

(90)- Tezkiratül Huffaz 2:579

(91)-Zeylü Tabakatil Hanabile 1:142-165

(92)-Zeylü Tabakatil Hanabile 1:185

(93)-Zeylü Tabakatil Hanabile 1; 319

(94)-Mu’cemül Buldan 1:415

(95)-Marifetül Kurrail Kibar ala’t Tabakati vel Asar 1:429-433

(96)-Gayetü’n Nihaye fi Tabakati’I Kura2:397- 401

(97)-Vefayatül Ayan 1:335

(98)-Tezkiratül Huffaz 4:1427

(99)- Tabakatü’ş Şafîiyyeti’l Küğbra 7: 215 451.

(100)-Miftahü Dari’s Saadet Shf:64

(101) El Maarife Vet Tarih 2: 232 Yakup Bin Sufyan El Fesevi

(102)-El Zühd shf. 60 Abdullah Bin Mübarek

(103)-Ravdul Ahbar El Müntehib Min Rabiil Ebrar shf.91 Hatib Kasım el Aması

 

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*