Deizm ve Dinî Hayat

Yazan: Mehmet ÖZTAŞ

ÖZET

Modernite olgusu Avrupa Aydınlanmasıyla birlikte yükselişe geçen ilahilikten arındırma projesidir. Bu projenin en başat paradigması sekülerizmdir. Sekülerizm ise, kapsamlı bir dünya görüşü olarak ortaya çıkmış bir süreçtir. Bu süreç insanı yerinden eden, onu, kendisine, Tanrı’ya ve tabiata yabancılaştıran, insanın ben idrakini parçalayan; varoluş kaygılarını anlamsızlaştırıp, yeryüzündeki varoluşu yemek, içmek,barınmak vb. temel ihtiyaçlara indirgeyen bir projenin ürünüdür.

Sekülerizm süreci, dünyayı kutsaldan arındırıp, insanoğlunu ilahına ve ilahi olan her şeye düşman haline getiren profan (din-dışı) bir dünya görüşünü yerleştirmiş ve dinin mutlak referans alanı olmaktan çıkmasını sağlamıştır. Netice olarak da dinî hayat adım adım gerilemiştir.

İşte bu profan dünya görüşünün yerleşmesinde belki de en önemli etken deizm düşüncesi olmuştur. Çünkü, deizmin iddiaları bu profan dünya görüşünü açık bir şekilde desteklemekteydi. Deizm, 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Avrupa’da yaygınlaşmış; “Âleme müdahale etmeyen bir Tanrı anlayışı”na dayanan ve “akla ve bilime gösterilen büyük güven”le bir “doğal din anlayışı”nı savunan dini ve felsefi bir harekettir.

Deizm 18. yy.’dan sonra canlılığını kaybetmiş, fakat asıl varlığını sekülerizm sürecine temel oluşturarak devam ettirmiş ve sekülerleşme karşısında dinî hayat olumsuz yönde etkilenmiştir.

DEİZM 

1. Deizm’in Tanımı 

İlkçağdan beri, filozofları meşgul eden en önemli konular, Tanrı, alem, insan ve bunlar arasındaki ilişkilerdir14. Tanrı düşüncesi, insanlık tarihi boyunca, hemen hemen tüm insanların üzerinde kafa yorduğu bir konudur. Çünkü dinsel bütün tartışmalar veya söylemler bir şekilde Tanrı’yla ilişkilidir15.

İnsanın Tanrı ve evren ile ilişkilerinin değerlendirilmesi sonucu birçok problem ortaya çıkmıştır. İnsanın sahip olduğu özellikler, onun hem düşünce tarihinin tartıştığı problemleri üretmesine hem de bu tartışmaların merkezine yerleşmesine dayanak oluşturmuştur.

Bütün bu tartışmalar, farklı dinsel yaklaşımların ve gruplaşmaların oluşmasına neden olmuştur. Bu ekoller içerisinde Deizm’in modern dünya açısından taşıdığı önem, diğerlerinden çok daha fazladır. Çünkü modern ve bilimsel düşünce için en önemli adımlardan biri olan Aydınlanma Felsefesi’nin insanlık tarihine kazandırdığı ve Aydınlanma Felsefesi’nin filozoflar arasındaki en yaygın dinsel yaklaşımı deizmdir, denilebilir. Günümüzde ise deizm’in sistematik bir öğreti olarak takipçileri ve sözcüleriolmasa da, oluşturduğu felsefi geleneğin etkisiyle, dinsel inanca sahip olanların bile yaşamlarında pratik bir şekilde varlığını sürdürdüğü söylenebilir.

O halde, E. Gilson’ın tabiriyle16 “en zevkli düşünme konularından biri” olan deizm nedir? Nasıl anlaşılmış? Ne şekilde tarif edilmiştir? Şimdi bu soruların cevabına bakalım.

Etimolojik açıdan bakıldığında, “Deizm (Deism)”, Latince’de “Tanrı” anlamına gelen “deus” kelimesinden türetilmiştir. O, Grekçe’de yine “Tanrı” anlamına gelen “theos” kelimesinden türetilmiş olan “Teizm (Theism)” ile aynı kökten gelmektedir.

Aslında orijinal haliyle her ikisi de Tanrı veya Tanrıların varlığına inanmak anlamına gelmekte ve bu yönüyle de “Ateizm (Atheism)”in antitezini oluşturmaktaydılar. Fakat zamanla, deizm, kendine özgü felsefi bir anlam kazanıp “doğal din” kavramıyla özdeşleşirken; teizm, dini bir havaya bürünerek yaratıcı ulûhiyet anlayışını ifade etmek için kullanılır olmuştur17. Daha sonra, özellikle 16. yüzyıldan itibaren Hıristiyan dünyasında başlayan felsefi ve teolojik tartışmalarla birlikte, teizm, Ortodoks inançları savunan zihnîyet için; deizm ise, geleneksel inançlara ters düşen zihnîyet için kullanılmaya başlanmıştır.18

Böylece, geleneksel inançları savunan “Teistler” yanında, aklı ön plana çıkaran “Deistler” ortaya çıkmıştır. Deizm’in herkes tarafından kabul edilmiş olan ortak bu tanımı tam olarak yapılamamıştır. Bunun en temel nedeni ise, farklı kültürel ortamların, farklı tanımlara yol açmasıdır. Yine, Deizim’in kökeninde yer aldığı düşünülen kişilerin, birbirinden farklı yaklaşımlar ileri sürmeleri ve her kişinin değişik bir duruşa sahip olması bir diğer neden olarak gösterilebilir. Doğal olarak böyle bir durumun sonucunda, bir kavramkargaşasıyla karşılaşılmıştır.

Bu kavram kargaşasına bir açıklık getirmek ve bugün deizmden ne anlaşıldığını görmek için bu konuda ulaşabildiğimiz en çok kullanılan tanımları tek tek sıralayarak deizmi açıklayalım.

– G. C. Joyce’a göre deizm, tarihî ve dinî bir harekete isim olma yanında, genelde, Tanrı’nın doğası ve ona bağlı bir dünya hakkında belli bir görüşü anlatan felsefi bir harekettir. Önceleri teizmle arasında bir fark yoktu. Fakat daha sonra özellikle din felsefesi alanındaki çalışmalarla teizmden ayrıldı. Tanrı âlem ilişkisini saatçi-saat ilişkisi gibi kurgulayıp sadece yaratıcı veya ilk sebep olarak düşünülen bir Tanrı ve meydana getirdiği ve belli kurallara göre işlemeye terk ettiği bir dünya anlayışı vardır.19

– William L. Rees ise deizmi şöyle açıklar: 17. ve 18. yüzyıllarda özellikle İngiltere’de vahiy yerine aklı koyan bir düşünce hareketidir. Kısaca, âlemi yaratan ama vahiy veya mucize gibi herhangi bir yolla ona artık bir daha müdahale etmeyen bir Tanrı’ya, doğru ile yanlış arasında objektif bir farkın varlığına, hayatın gereğinin doğruyu desteklemek ve savunmak olduğuna, ruhun ölümsüzlüğüne ve hayatta ahlâki tavır ve davranışlarınbenimsenmesi gerektiğine inanan bir harekettir.20

– Alister E. McGrath’ın tanımlaması ise şöyledir: Özellikle 18. yüzyıl boyunca bir grup İngiliz yazarın görüşleriyle birçok Aydınlanma fikrinin habercisi olan bir rasyonalizme dayandırılan bir terimdir. Bu terim çoğunlukla, mutlak yaratıcı olarak kabul edilen fakat dünya ile devam eden bir ilişki ve bağı reddedilen bir Tanrı anlayışına dayandırılır.21

– Stepnen P. Weldon’a göre ise deizm, 17. yüzyıl sonları ile 18. yüzyıl boyunca  Avrupalı ve Amerikalı entelektüeller arasında yaygın olan dini bir harekettir. O, evrensel bir doğal dinin değerini yüceltirken, özellikle Hıristiyanlık gibi vahye dayalı bir dini kınar. Deistler dünyanın, yardımsever ve Akıllı bir Tanrı tarafından yaratılan, matematik açıdan mükemmel evrensel doğa kanunlarına göre yönetildiğine inanırlar.22

-Yaradancılık. Yetkin bir kişilik olarak Tanrı’nın varlığına duyulan inanç; İngiltere ve Fransa’da 16.yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve 19.yüzyıla kadar süren eleştirel din hareketi; vahyi ve vahyin bildirdiği her şeyi reddederek sadece akıl yoluylakavranan bir Tanrı’nın varolduğu fikrini benimseyen doğal teoloji veya rasyonel ahlak anlayışı,23

-İlâhçılık. Her türlü vahyi, ilhamı ve dolayısıyla vahyin bildirdiği Allah’ı, dini, takdiri inkâr ederek sadece akıl ile idrak edilen bir Allah’ın varlığını kabul eden ve teşbihi, teslisi, peygamberi ve vahyi reddeden tabiî din fikrini benimseyen felsefi okul.24

-Yaradancılık. Tanrı’ya inanmakla birlikte, belli bir dinin dogmalarını ve ilkelerini benimsemeyen; Tanrı’nın evreni yarattıktan sonra onu, kendi yasasına göre işlemek üzere kendi başına bıraktığını öne süren ve 16. yüzyılda Tanrıtanımazlığın karşıtı olarak ortaya çıkan, Aydınlanma döneminde ise kilise öğretisini eleştirerek us dinini savunan öğreti.25

Tanrıyı sadece bir ilk neden olarak kabul eden, O’na başkaca hiçbir güç ve nitelik tanımayan, tüm inaksal dinleri yadsıyan tutum; İlkin 16. yüzyılda İngiltere’de ileri sürülen, önceleri teizmle anlamdaş olarak kullanılan daha sonra (özellikle Fransa’da) ateizm anlamına itilen ve doğal din deyimiyle anlamdaş sayılan, günümüzde ise daha çok din kurumunun ateizm karşısında felsefi açıdan savunulması için kullanılan öğreti.26

Tanrı’nın varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul etmekle birlikte akla dayalı bir tabiî din anlayışı çerçevesinde nübüvveti şüphe ile karşılayan veya inkar eden felsefi ekolün adı.27

-Yaradancılık. Her türlü vahyi reddeden ve yalnız Tanrı’nın varlığı ile tabiî dini benimseyen öğreti. Benimsediği Tanrı görüşü dinlerin görüşüne yakın veya uzak olsun, Yaradancılığın başlıca özelliği, tamamen felsefi olması ve her çeşit dini vahye karşı çıkmasıdır. Clarke’a göre,

Yaradancılık kelimesi dört kavramı kapsar:

1) İnayetle ilişkisi olmayan bir yaratıcı Tanrı kavramı,

2) Ahlaki özellikleri olmayan bir Tanrı ve inayet kavramı,

3) İnsan ruhunun ölmezliğini kapsamayan bir Tanrı kavramı,

4) Hayatta ilâhi inayeti temsil eden, ahirette ise iyilik ve kötülüğü yargılayan bir yaratıcı Tanrı kavramı.28

-Son olarak da, kökleri Aristoteles’e kadar giden, 17. ve 18.yüzyıllarda revaçta olan; başlangıçta, Latince “deus-Tanrı” kökünden geldiği için terim olarak ateizmin karşıtı olarak kullanılan, fakat sonraları sadece evreni yaratan ve kendi haline bırakan bir Tanrı inancına indirgenen öğreti. Kısaca, varlığı akılla bilinen ve evrene müdahale etmeyen Tanrı anlayışı29, şeklinde ifade edilmiştir.

İşte deizm30 bu tanımların hepsidir. Çünkü bu tanımların çoğu deizmin farklı bir yönüne ağırlık vermişlerdir. Zaten deizmi bir tanım içerisinde vermek ve “deist” diye isimlendirilen filozofların hepsini bir çerçeve içinde toplamak mümkün değildir. Onlar arasında Tanrı’nın ahlâki bir varlık olduğu fikrinden hareketle O’nun âleme lütuf ve kerem gözüyle baktığını ve bu durumun bir müdahale sayılmadığını öne süren fakat mucizenin imkansızlığı konusunda görüş birliğine varan deistler vardır.

Yine dini anlayışa daha yakın durarak Tanrı’ya karşı bazı görevlerimizin olduğunu, ölümden sonra iyilerin mükâfat, kötülerin ise ceza göreceklerini söyleyen deistler vardır. Fakat bu sonunculara çok kere deist gözüyle bakılmadığı da bir gerçektir. Çünkü bu noktaya gelmiş bir deizm teizmden pek farklı değildir. Yine özellikle Katolikliğin temsil ettiği Hıristiyanlığı, esrarengizliğe ve mucizeye gömülü olduğu için reddetmekte olan birçok deist de vardı. Fakat onlar aynı zamanda dinsiz olmadıklarını belirtmek için de kendilerini “Hıristiyan deist” olarak adlandırmaktaydılar. Onların temel gayelerindenbiri, hatta belki de birincisi, “mantığa sığmamasına rağmen inanıyorum” fikrinin yerine, “makul olduğu için inanıyorum” fikrini getirmek ve inancı mümkün olduğu ölçüde aklileştirmekti.31

Dikkat edilirse, deizmi tanımlamaya yönelik bütün bu çabalarda genelde iki temel husus ön plana çıkmaktadır. Birincisi, “âleme müdahale etmeyen bir Tanrı anlayışı”, ikincisi, “akla ve bilime gösterilen büyük güven.”32

Şimdi biz bu iki temel anlayışa yine bunların bir sonucu veya tamamlayıcısı olarak ortaya çıktığını düşündüğümüz üçüncü bir hususu  daha yani “akla dayalı bir doğal din anlayışı”nı da ekleyerek her birini ayrı bir başlık altında biraz daha yakından incelemeye ve böylece deizmi daha iyi anlamaya çalışacağız.

Araştırmanın tamamını okumak için alttaki başlığı tıklayınız.

Deizm ve Dinî Hayat

kastamonur.com

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*